Perşembenin Öyküsü: UYANMAK

KOLAY DEĞİL

- Bir türlü uyanamıyorum Çetin. Top atsalar uyanmayan cinsinden oldum.

Küçüklüğümden beri 24.00’ten önce yatakta olurum. Hemencik uykuya geçerdim…

- Ne güzelmiş Levent. Ne oldu da uyanamıyorsun?

- Bilmiyorum… İki ay öncesine kadardı o güzellik.

- Önemli dediğin bu mu?

- Benim içir önemli. Akıl istiyorum senden.

- Tam adamından istiyorsun. Benim tahtalar eskidi. Elden düşme varsa alacağım.

- Ben de biliyorum ama denize düşen yılana sarılır.

- Çok tatlı dilin var. Bakalım bu yılan seni anlayacak mı?

- İki ay öncesinde uyanamamaya başladım.

- Yengeye söyleseydin.

- Parça buçuk anlatmayayım. Bir bayan psikoloğa gittim. ‘Önce biraz çocukluğunuzu anlatın. Sonra sorununuza gelin’ dedi.

- Başladın çocukluğundan.

- Anlattım uzun uzun çocukluğumu doya doya yaşadığımı. Topumu patlattığını anlatmadım. Senin çocukluğundan başlamadım…

- Dinlemiştir sabırla. Ne de olsa psikolog.

- Sonra sabahları uyanamadığımı anlattım. Ruhsal takıntılarımın olmadığını anlattım. Eşime söylediğimi anlattım. Çalar saati duymadığımı anlattım. Eşimin sabah beni on dakika uğraştıktan sonra uyandırabildiğini anlattım.

- Yengemde de sabır mangal gibidir…

- Yok len! İki gün sonra öteki odaya geçti. Yengen çalar saat değilmiş. Cep dahil her saati denediğimi anlattım. İşe yaramadığını anlattım. En sonunda guguklu saat aldığımı anlattım. Guguklu saatin de dördüncü gün bir işe yaramadığını anlattım. Alışmış olabileceğimi söyledim…

Hepsini ayrıntılı anlattım. Tek tek, ağır ağır ve en yumuşak ses tonumla anlattım. Ne yapacağımı sordum.

- Ne dedi?

- Bir şey demedi.

- Bir şey demedi mi?

- Çünkü uyuyakalmış.

- Uyumuş mu?

- Boşuna üç saat konuşmuşum.

- Ne yaptın?

- İki gün sonra bir başka psikoloğa gittim.

- Ona da ayrıntılı anlattın.

- Ona yarım saat özet.

- Çare buldu mu?

- Bir çözüm yolu olarak hipnozu önerdi.

- Hipnoz mu?

- Evet. Şu bilinçaltını isteğe bağlı biçimde yönlendirme. Ve…

- Biliyorum. Biliyorum. Sigarayı bırakma, hamur işi yememe, diş çekerken ağrıyı duymama gibi alanlarda kullanılıyor. Bir şeyden korkmama. Sınavdan korkmama. Kaynağı geçmişteki takıntılarda da kullanılıyor. Sende ne işe yarayacakmış? Ne önerdi?

- Duyduğum çalar saatin zilini bilinçaltım Pit Bull’un bana saldırması olarak sayacakmışım. Kaçıp kurtulayım derken uyanacakmışım. Pit Bull’a canavar adını verdi.

- İşe yaradı mı?

- Önce yengen ne olur, ne olmaz diye gene yan odada kalmaya başladı.

- İşe yaradı mı?

- İlk üç gün evet.

- Eee?

- Sonra yaramadı.

- Neden.

- Bilirsin ben köpekleri severim.

- Eee?

- Canavar’dan kaçmadım. Karşısında dimdik durdum. Yumuşak ses tonuyla konuştum. Uslandı.

- Eee?

- Gene uyanamamaya başladım Çetin. Bir başka psikoloğa gittim.

- Eee?

- Durumu olduğu gibi anlattım. Tekrar hipnoz uyguladı.

- Eee?

- Bu kez Pit Bull benle uyuyordu. Çalar saatin zilini duyunca ben onu uyandırırken uyanacaktım.

- Eee?

- İlk üç gün işe yaradı.

- Eee?

- Eee’si şu. Bu Pit Bull tembel çıktı. Gene uyuyamamaya başladım…

- Levent bir başka psikoloğa gittin mi?

- Çetin evet gittim.

- Ne dedi?

- Bir başka yer önerdi. Bir tanıdığıma gidip bir gün kalmamı önerdi.

- Gittin mi?

- O tanıdık sensin Çetin.

- Kafamdaki tahtalar sallanmaya başladı. Benim günahım ne? Sana kebap ısmarlayayım. Günahımın bedelini ödemiş olurum. Bir de…

- Bir de ne?

- Senden küçükken yürüttüğüm bordo misketini geri vereyim.

- Ama senden anı olarak aldığım topacını geri vermem.

- Demek sendin ha! O topaç bana doğum günü armağanıydı. İnsan bunu arkadaşına yapar mı!

- Bordo misketini deve edecek kadar yapar.

- Peki misketini geri vereceğim. Topaç?

- Dur len! Karıştırma topacı. Neyse. Şakaydı. Gittim.

- Topaç mı şakaydı?

- Topaç gerçek. Çok sevdiğin birisine gittim.

- Kime?

- Altay’a.

- Orda kalman işe yaradı mı?

- Hem de nasıl?

- Nasıl?

- Durumu anlattım. Belki çare olur diye bana sayısal saatini verdi.

- Sabah o saatle uyandım.

- Len teknoloji bu işte!

- Saat şöyle çalıyordu: ‘Dıt dıt dıt… Dıt dıt dıt…’ ve her çalışta zilin tonu yükseliyordu… Ve ses yükseliyordu…

- Uyandırdı.

- Uyandırdı. Apartmanda üç ay kadar bir Japon mühendis kalmış. Dönerken ev eşyalarını komşulara bırakmış. Altay’a düşenlerden biri imiş o sayısal saat.

- Şincik anladım neden bu kadar kafamı ütülediğini. Seni gidi otlu çene! En başından söyleseydin ya! Günaha mı girerdin?

- Böyle bir saati nerde bulurum onu söyle!

- Bulurum bulmasına da… Bunlar özel saatler.

- Nesi özel?

- Saatin sesi boş. Söylüyorsun. İstediğin sesi kaydediyorlar. Elektrik kesilse bile şarjdan çalışıyor. Şarjıyla altı ay çalmayı sürdürüyor… Yüz metre tepeden atsan kırılmaz. Balyozla da kırılmaz. Bu saatler en az beş bin lira.

- Hem saat onarımcısı olacak hem yazılımdan anlayacak mı yani?

- Aynen öyle! Tanıdığım var.

- Örneğin. ‘Uyan Levent… Uyan Levent… Uyan Levent…’ diye kaydedebilir.

- Aynen öyle!

- Hımmm… İstemiyorum!

- Bulmuşsun çaresini! Bunuyor musun? Neden istemiyorsun Levent?

- Şöyle düşünelim.

- Peki düşünelim.

- O tanıdığın eski ABD başkanı Buş’u sevmez di mi senin gibi?

- Sevmez. Tipini beğenmemiştik. Bize ne kim olduğundan.

- Dinle.

- Dinliyorum…

- İlk sabah. Başladı çalmaya sayışal saat: ‘Birinci Levent… İkinci Levent… Üçüncü Levent… Dördüncü Levent… Beşinci Levent…’. Sonra birden ‘Buşt Levent... Buşt Levent… Buşt Levent...’e geçiyor…

Ve ‘Buşt Levent.,. Buşt Levent… Buşt Levent..’te takılı kalıyor.. Bozulmuş durdurma düğmesi.

Ve giderek zilin tonu artıyor… ‘Buşt Levent... Buşt Levent… Buşt Levent...’…

Ve giderek zil sesi her keresinde yükseliyor… ‘Buşt Levent... Buşt Levent… Buşt Levent...’…

- Olur mu öyle şey?

- Ve yayılıyor bir çırpıda taaa apartmanın onuncu katına kadar ‘Buşt Levent... Buşt Levent… Buşt Levent..’ çınlaması.

- Dur ne yaptın!

- Ben yapmadım. Sayısal saat yapıyor. Apartman, daire kapısının önünde. Bağırıyorlar… “Kapa kardeşim şu saatinin ‘Buşt Levent... Buşt Levent… Buşt Levent...’ sesini”.

- Levent bi sus!

- Ben konuşmuyorum. Gücün yetiyorsa sen sustur saati. Bu arada toplanıyor çevre apartmanlardakiler sitenin bahçesine. Bağırıyorlar: “Nedir bu Buşt Levent tantanası sabah sabah! Kapat saatin sesini!”. Durdurma düğmesi bozulmuş, diye bağırıyorum. ‘Yere at kırılsın’ diyorlar. Yanıtlıyorum: “Kafanıza atsam kırılmaz!’.

Sesleniyor içlerinden birisi: ‘Beş Levent’i de biliyorum ama Buşt Levent’i hiç duymadım. Neresinde İstanbul’un?’.

O sıra ekip geliyor. Saatle birlikte beni alıp götürüyorlar...

Ve caddeler inliyor ‘Buşt Levent... Buşt Levent… Buşt Levent...’ sesleriyle.

Çetin vazgeçtim. Böyle bir şey başıma gelmesin.

- Levent! tanıdığım en iyi ustalardan biri. Hiç öyle şey olur mu? Saçmalama Levent.

- Topacını deve ettim diye intikam için sen yaptırırsın ustaya. Çekemezsin beni küç kadar aklınla tuzağına! Bana tezgâh kurdurmam sana! Vazgeçtim!

***

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?