Olacaksan 'Büyük Mustafa' ol: Bir destandır O'nun hikayesi!

"Büyük Altay" ve " Büyük Mustafa."
38 yıl ayrı kalsalar da benim kuşağımda olanların ayrılmaz ikilisidir bu. "Büyük Altay" deyince "Büyük Mustafa", "Büyük Mustafa" deyince "Büyük Altay" gelir önce akıllara.
38 yıl sonra Altay'a geri döndü "Büyük Mustafa".
38 yıl önce futbolcu olarak ayrılmıştı, 38 yıl sonra teknik direktör olarak döndü. Dönüşü bile bir derstir aslında anlayana...
Kulübünün çağrısına öyle bir karşılık verdi ki; ders olarak okutulmalı okullarda.
"Benim için ayırdığınız parayı Mehmetçik Vakfı'na ve Gaziler ve Şehitler Aileleri Vakfı'na bağışlarsanız gelirim, tek şartım bu" dedi.
İçinde öyle dersler var ki...
"Vatanseverlik mi" dediniz; daha ötesi var mı?
"Kulübüne bağlılık mı" dediniz; daha ötesi var mı?
"Adamlık mı" dediniz; daha ötesi var mı?
Paraya tapılan şu yalan dünyada bundan daha "Büyüklük" var mı?
Zaten bir destan gibi olay, O'na da bu yakışırdı.
" Mustafa Denizli" olmak kolay mı?
***
Destan 1949 yılında güzeller güzeli İzmir'in Çeşme ilçesinin şimdilerde gözde tatil yeri olan, o zamanlar küçük bir köy olarak tanınan Alaçatı'da başladı.
Çocukluğu denizde, güneşte geçti.
Ama Alaçatı küçüktü; daha o yaşlarda kabına sığamıyor, sahilde oturup da seyrederken Ege'nin mavi sularını hayallerinin büyüklüğüne kendisi de şaşıyordu.
Tam olarak adını koymasa da o zamanlardan belliydi Mustafa Denizli'nin "Büyük Mustafa" olacağı.
Denizin üstünde bulut mu olmalıydı, yüzen gemi mi, içindeki balık mı?
Hayranı olduğu büyük şair Nazım Hikmet'in şiiri yol gösterdi ona:  
 
Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Deniz olmalıydı o da... Ve şu sözü hiç aklından çıkarmadı:
"Yaşamak cesurların hakkıdır!"
Varlıklı bir aile değillerdi; hem okula gitmek, hem de para kazanmak zorundaydı.
Çeşme'de sokak aralarında kısa pantolonla peşinden koştuğu top, önünde ilk yuvarlanmaya başladığında onu zirvelere çıkaracağını nereden bilebilirdi ki.
Ama inanıyordu ve de cesurdu.
O top hayatını değiştirdi.
O top, Altay'ın kapısını ona ardına kadar açtı.
Sihirli sol ayağı kısa sürede etkiledi herkesi. Evinden uzakta olmanın (o zamanlar Çeşme'den İzmir'e gidip gelmek o kadar kolay değildi) çocuk yüreğinde yarattığı duygusallıkla genç takımda önce bocaladı ama, sonra kabul ettirdi kendini.
Ya ilk parasını kazandığı zaman.
Hala o günleri anarken gözleri yaşla dolar Büyük Mustafa'nın:
"Bu parayı hemen babama götürdüm. Cebimde başka para yoktu, o banknotları bozdurmak istemedim. Borç aldım otobüse binmek için. Kendi elimde ilk defa görüyorum o kadar parayı. Bir elim cebimde gidiyorum zaten. Ne olur ne olmaz. Gittim Çeşme’ye, 'Baba ben para kazandım' dedim. 'Öyle mi oğlum' dedi. Ağladı babam, ben de ağladım!"
***
1965 yılında daha 16 yaşında profesyonelliğe adım attı Altay'da ve siyah beyazlı formayı 18 yıl hiç çıkarmadı.
Türkiye'nin en iyi sol ayaklı oyuncularından biriydi.
Sol ayaklı adam frikikten goller atar atmasına da... Bu kornerden de atıyordu.
Korner kazandığında Altay, yarım penaltı kazanmış gibi oluyor; rakip defans ve kaleci ne kadar hazırlıklı olursa olsun top havada dönerek köşeden filelere yapışıyordu.
Bir değil, iki değil, üç değil... Sayısız gol attı kornerden.
Altay, onunla tarihinin en başarılı günlerini yaşıyor, Avrupa kupalarında bile gollerini sıralıyordu.
1970'li yıllara gelindiğinde takıma bir Mustafa daha katıldı; Mustafa Turgut. O tarihe kadar zaten gönüllere "Büyük" olarak giren Mustafa Denizli, o tarihten sonra "Büyük Mustafa" olarak tanındı.
Hakikaten büyüktü. Saha içinde de, saha dışında da...
Futbol bilgisi de, yetenekleri de, hayata bakışı da... Sahada şapkadan tavşan bile çıkarabilir, saha dışında yaşantısıyla örnek gösterilirdi.
1980 yılında 12 golle ligin en çok gol atan futbolcusu olarak adını bir kez daha tarihe yazdırırken, Türkiye Kupası'nı alan Altay'ın da en önemli yıldızıydı.
Sadece Altay'ın mı? Türkiye'nin de...
Defalarca İstanbul'a çağırdılar onu. Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye, Beşiktaş'a... O dönemin büyük paralarını reddetti.
Sevdasıydı Altay ve Çeşme'si... Ege'den ayrılmayı hiç istemedi.
Ama 34'üne geldiğinde artık futbolculuğun son anlarına geldiğini anlamıştı ve daha büyük denizlere açılmalıydı.
İşte onun için kabul etti 1983'te Galatasaray'ın teklifini, temmuz ayında da imzayı attı.
Artık sıra İzmir'in ve Altay'ın Büyük Mustafalığından Türkiye'nin Büyük Mustafalığına gelmişti.
Galatasaray'a geliş amacı belliydi; teknik adamlık.
1984 yılında da Galatasaray'ın başına gelen Jupp Derwall'in yanında yeni yaşantısına adım attı. 3 yıl yardımcı antrenörlük yaptıktan sonra da 1987-88'de Jupp Derwall menajer olunca, o da teknik direktörlüğe terfi etti. Daha ilk sezonunda da Galatasaray'ı şampiyonluğa taşıdı.
Denizli, Galatasaray'ın başında Türk futbolunda düşünce devrimini başlatan adam oldu.
"Hücum futbolu" dediğinde gülüp geçmişti herkes.
O tarihe kadar hem milli takımın, hem de Türk takımlarının Avrupa maçlarındaki taktiği tekti: Defans yap, gol yeme!
O bunu değiştirdi; hücum et, gol at. En iyi savunma da hücumdur.
Hatta 1988'de Avrupa'da Neuchatel Xamax takımına ilk maçta İsviçre'de 3-0 yenildikleri maçtan sonra yaptığı, "Biz bu takımı eleriz, İstanbul'da 4 atarız" dediğinde dalga bile geçtiler. Evet, 4-0 bitmedi maç, 5-0 bitti. Gülenler bu kez de "Tesadüf" dediler ama bir sonraki turda o dönemin en güçlü takımlarından Monaco'yu da elediklerinde pes ettiler.
***
Mustafa Denizli'nin kariyerini sırasıyla anlatmaya kalkarsak ne bize ayrılan yer yeter, ne de zamana sığar.
Almanya'da çalıştı. Galatasaray'da ikinci kez çalıştı. Kocaelispor'da çalıştı. Hem milli takımı hem Galatasaray'ı aynı anda çalıştırdı. Fenerbahçe'yi şampiyon yaptı. Manisaspor'da çalıştı. İran'da çalıştırdığı takımlardaki duruşu ve başarısıyla İranlıların da "Büyük Mustafası" oldu, Beşiktaş'ı da şampiyon yaptı. Rizespor'da da çalıştı.
Milli takımı 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde gruptan çıkardı. Finallerde ise Türkiye'yi çeyrek finale taşıdı. Bu milli takımın o zamana kadar kazandığı en büyük başarıydı.
Şöyle bir bakarsak geriye... Mustafa Denizli'nin Türk futbolundaki ilklerini kim unutabilir ki:
- Bir Türk takımı ile Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale çıkan ilk teknik direktör.
- Fenerbahçe'yi şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör.
- Beşiktaş'a Türkiye kupasını ve şampiyonluğu kazandıran ilk Türk teknik direktör.
- Üç büyük takım olan; Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'da şampiyonluk yaşayan tek teknik direktör.
- Millî takımı uluslararası bir turnuvada çeyrek finale çıkaran ilk teknik direktör.
***
Mustafa Denizli'yi ben yakından tanıyordum. Ama o beni tanımıyordu.
Tanışıklığımız Digitürk Lig TV'de yorumculuk yaptığında oldu. Ben haber müdürüydüm. O da Şansal ağabey ile (Büyüka) Maraton'a çıkıyor, lig maçlarını yorumluyordu.
Çok şöhretli adam tanıdım ben.
İçlerinde mütevaziler de vardı; dünyaları ben yarattım, edasıyla gezinen havalılar da vardı.
Mustafa Denizli ise bambaşkaydı.
Yorumculuğu çok farklıydı. Programdan önce maçları Şansal ağabeyin odasında televizyondan izlerken neyin ne olacağını tahmin eder, tahminleri de genelde çıkardı.
Bakışı çok farklıydı.
O zamanlar Maraton içinde "Şeref kürsüsü" diye bir bölüm hazırlıyordum; maçlarda en iyi 3 adamı seçiyorduk.
Ben "Şu adam birinci olur" dediğimde, bazen o bir başkasını seçer, nedenlerini anlattığında da ne kadar haklı olduğunu anlardım.
Nasıl Süleyman Demirel, Türk siyasetinde "Bir bilen"se, Mustafa Denizli de Türk futbolunda "Bir bilen"dir bana göre, o derece.
Şansal ağabey bir gün bana, "Mustafa hocanın bedeni burada ama aklı hep İzmir'de, Çeşme'de. Sen onu burada sanıyorsun ama o aslında hep Çeşme'de yaşıyor" demişti.
O kadar büyüktü içindeki İzmir ve Çeşme sevgisi...
Türk futbolunun "Büyük Mustafası" gönlünün istediği yerde şimdi; İzmir'de...
"Büyük Altay"ın "Büyük Mustafa"sı olarak yıllar önce başladığı yerde...
"Büyük Mustafa" olarak ayrıldı "Büyük İnsan" olarak döndü.
Altay'a görevi kabul etmesinin karşılığında sunduğu tek şart bile üzerinde sayfalarca makale yazılacak kadar büyük insanlıktır işte.

***
İnsan kaçakçılığına çözümü yıllar önce Beşiktaş Kulübü bulmuştu!

Sıkıntılı günler geçiriyoruz.
Bir yandan elimizi kolumuzu bağlayan pandemi belası... Diğer yandan ekonomik olaylar... Hemen her alanda birbirlerini suçlayan, bağıran, çağıran yetkililer... Hem siyasette, hem sporda. Yaptıkları bağıra çağıra konuşmalar sıkıntılarımızın üstüne sıkıntı ekliyor.
Sürekli tatsız haberler alıyoruz.
Cebimizde kalan son kuruşumuzu bile almaya çalışan temiz yüzlü dolandırıcılar ortalıkta cirit atıyor!
Üstüne bir de insan kaçakçıları eklendi. Çeşitli belediyelerle anlaşıp, yurt dışına çalışma, kültür gezisi adı altında gri pasaport çıkardıkları insanları götürüp, başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerde bırakıyorlar. Bu yolla kimbilir kaç yüz bin euro götürmüşler?
Hani dünya bize hayran diyoruz ya... Uygulanan bu eşi benzeri görülmemiş dolandırıcılık yöntemleri sayesinde hakikaten hayran kalıyorlardır herhalde...
Almanya'dan bir arkadaşım aradı. Bu insan kaçakçılığı ile ilgili olarak; "Gazetelerde sürekli haberler çıkıyor. Polisler şaşkın; daha önce hiç böyle bir yöntem görmemişler" dedi. Anlayabiliyor musunuz olayın rezilliğini?
İnsan kaçakçılığı dışındaki diğer dolandırıcılıkların nasıl önlenebileceğini bilemem. Kripto para, çiftlikbank, at hırsızlığı (İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Hatay'ın Dörtyol Belediyesi'ne gönderdiği 100 atın kaybolması olayı) gibi konulara aklım ermez.
Ama insan kaçakçılığına önlemi yıllar evvel Beşiktaş muhabirliği yaptığımda Beşiktaş Kulübü'nün unutulmaz müdürlerinden Tuncer Öktem'in nasıl önlem aldığını ve kaçmak isteyen kişilere engel olmasını anlatabilirim.
Tarihini tam olarak hatırlamıyorum. Sanıyorum bir İtalya seyahati öncesiydi; Beşiktaş İnter'le karşılaşacaktı.
O zaman Beşiktaş Kulübü, takım uçağının yanı sıra bir de taraftar uçağı kaldırmayı kararlaştırdı ve duyuru yapıldı.
Aman Allahım! Öyle bir ilgi oldu ki; kulübün önü ana baba gününe döndü!
Beşiktaş'ın deplasmanlarına giden taraftarları az çok tanıyordum. Ama bu kuyruktakilerin içinde öyle tipler vardı ki; ilk kez görüyordum.
Kulüpten içeri girdim; rahmetli Tuncer abinin (Öktem) odasına gittim.
Tuncer abi gitmek isteyenlerin taraftar olmadığını anlamış! Ama nasıl çözecek işi; kimlik kontrolünde taraftar diye yazmıyor ki?
O sırada sırası gelen bir kişi elinde pasaportuyla içeri girdi.
Tuncer abi başladı sormaya:
- Adın, soyadın, nerelisin?
- Adım...! Şuralıyım!
- Neden gitmek istiyorsun?
- Maça gideceğim abi, Beşiktaşlıyız biz!
- Yaa öyle mi? Bizim takımdan 6 futbolcunun adını say bakalım!
- ???
- E hani birader, sen nasıl taraftarsın. Sana bilet milet yok; hadi güle güle!
Adam çıkınca bunu anlatır da, sırası gelen futbolcu isimlerini ezberleyebilir değil mi?
Tuncer abinin buna da bir yöntemi vardı; geceden hazırladığı ve bir kağıda yazdığı çeşitli soruları her gelene yöneltiyordu:
- Futbolda 4-4-2 nedir?
- Beşiktaş kaç defa şampiyon oldu?
- Baba Hakkı kimdir?
- (Duvarlardaki eski futbolcuların fotoğraflarını göstererek) Şu kimdir?
Daha böyle bir sürü sorular...
Gelenlerin çoğu bu sınavı geçemedi!
Tuncer abi yanılmamıştı; bunlar İtalya'ya kapağı atıp, sonra kayıplara karışacaklar, Beşiktaş Kulübü'nü de bu işe alet edeceklerdi.
Geçenlerde vefat etti Tuncer abi...
Süleyman Seba'nın kulüpte yıllarca birlikte görev yaptığı 3 kulüp müdüründen hayatta son kalandı.
Şevket Yorulmaz 1997'de, Cemil Ulusel bir yıl önce sonsuzluğa göç etmişlerdi, şimdi Tuncer abi de onların yanında.
Süleyman abiyle buluşmuşlardır umarım. Şimdi hep birlikte bakarak bugünkü halimize dalga geçiyorlardır herhalde, "Ne kolay kandırılıyorsunuz" diye...

Gürel Yurttaş / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?