İkinci Antalya olayı ve yine sürgün

Son zamanlarda TV dizileri neredeyse birbirinin kopyası. Bir dizide olan olay, birkaç bölüm sonra başka bir dizide oluyor. Senaristler birbirlerinden ‘’esinleniyor!’’ diye düşünüyorum. ama aynı olayın benzeri gerçek hayatta olunca, bunun arkasındaki psikolojik ve sosyolojik etkiyi düşünmeden duramıyorum.

Hatırlarsınız Antalya’da kendisini tanımayan polis memuruna ‘’sen beni nasıl tanımazsın l..’’diyen kibar! ve nazik! bir müdürümüz ve onun telefonu ile olay yerine gelip sanki olayı görmüş gibi ifade veren bir amirimiz vardı. Bu gözü kör olasıca sosyal medyada hiçbir şey gizli kalmıyor. Aynı olayın neredeyse birebir benzeri Ankara’da yaşanmış.

Olay kısaca şöyle gelişmiş.

Sabah saat 04.50. Yer Kahramankazan Gimat Şehit Muhammet Uz Polis Merkezi

Kapıya sivil bir araç yaklaşır, ama kapı açılmaz. Neden? Çünkü Polis Merkezinde nöbet tutan aklı başında hiçbir polis, kapıya her yaklaşan sivil bir araca kapı açmaz, aklı başında olan da, her araca kapı açılmayacağını bilir. Benim yazıma konu poliscan da normal olarak emin olmadan kapıyı açmamış. Daha sonra sivil araç kapıya yanaşır yanaşmaz polisimiz, polis merkezinin kapısını açmadan yine yapması gerektiği gibi kimlik sormuş. Hadi bilin bakalım sonra ne olmuş?

Aracın arka koltuğundan oturan sivil giyimli İl Emniyet Müdür Yardımcısı olan H.V. E. , Antalya’daki müdürünü aratmayacak bir davranış sergileyerek, küfürlerle kendisini ifade edemeyince, nöbet başındaki poliscan’ı ''beni nasıl tanımazsın kapıyı aç..... '' diyerek celallenir. Böyle bir iddia var demiyorum, çünkü darp olayı güvenlik kamerası ve doktor raporu ile sabit. Bu konuşma sırasında kullanılan hakaretleri buraya taşıyamadım, aile terbiyem buna müsade etmedi. Ama, ağza alınmayacak laflardan ibaret olduğunu söyleyebilirim.

Olaya müdahil, amir de ifade vermiş. Verdiği ifadesinde iki yere takıldım. ‘’ Polis memurunun bana küfür edemezsiniz müdürüm’’ dediğini duymuş. Demek ki ortada küfür var ki böyle bir cümle kurulmuş. Sonra, geçirdiği Covid19 nedeniyle BU OLAYLA İLGİLİ BAZI ŞEYLERİ HATIRLAMADIĞINI söylemiş. Bu hastalık olaydan olaya hatırlama yetisini mi kaybettiriyor insana acaba? Yoksa siz amirinize karşı ifade kullanmaya mı cesaret edemediniz? Çünkü ben bu bahaneli ifadeleri Antalya olayından da hatırlıyorum.

Bu yüzden astların amirlerini koruma adına verdikleri ifadelerin olay dosyasında kullanılmasını etik bulmuyorum. İşin ucunda sürülmek var nede olsa.

‘’Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış’’ derler ya, müdürüm acilen polis hakkında soruşturma başlatmış. ‘’beni tanımadı’’dese olmayacak, ‘’montunun fermuarı açıktı, çelik yeleği montun içine giymişti, uygunsuz tekmil verdi, nöbette dikkatsiz ve duyarsızdı, kıyafeti pejmürde’’ idi demiş. Bu sıraladığı bahanelerin hiç birisinde suç unsuru yok bize göre.

Elbette beklenildiği gibi müdürümüze hiç bir şey olmadı, ama evladımız gecenin saat 5'inde insanlar evlerinde uyurken, vatan bayrağını beklediği için sürgüne yollandı. Bu durumda sayın savcıma da sitemim var. Olayda görüntü var, devlet hastanesinin verdiği darp raporu var. Empati yapın sayın savcım.

Ve aklıma takılan sorulara cevap arıyorum.

Sayın müdürüm, polisimize tuttuğunuz disiplin tutanağında gecenin kör karanlığında gelen aracın içinde kim olduğunu bilmeyen polis memuru, size kimlik sorduğundan ötürü ve bu sebeple kapıyı geç açtı diye tutulmuş. Araçtan indiğinizden sonrasında gelişen olayı doğru hatırladığınızdan emin misiniz? Ve aldığı darbe ile sendeleyip, merdiven basamağına çıkan polise ‘’in aşağı benden yüksekte durma ...’’ dediniz mi? gerçekten.

Bilgisayarda kayıtlı orjinal görüntüler silindi mi yoksa? 

Bu polis memuru neden acilen Gaziantep Nizip’e gönderildi?

Sizi tanımadı diye bir polisi sürgüne göndermek, darp etmek , hakaret etmek ve disiplin tutanağı tanzim etmek inanın sizin şahsınıza zarar verir. Allah katında bunun vebali tahmin ettiğinizden de ağırdır. Sürgüne giden, aslanlar gibi görevini yapmaya devam eder. Gönderildiği yerde, gelen emir doğrultusunda en kötü yerlere de verilse göğsünde taşıdığı şerefli bayrağın, üzerinde taşıdığı şerefli resmi üniformanın hakkını verir. Çünkü onlar polis olurken ‘’.... tarafsız ve eşitlik ilkelerine, bağlı kalarak uygulayacağıma, Türk milletinin, milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup…. Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine ant içerim’’ diye yemin ederler. Yanılmıyorsam bu yemini siz de etmişsinizdir. Bu yemine ne kadar sadık kaldığınızı bir düşünün derim. Kim olursa olsun ailevi değerlerine hakaret edemezsiniz. Hele ki görevi başındaki bir polis memuruna hiç kimse ama hiç kimse dokunamaz ve hakaret edemez. Çünkü o sadece görevdeki polis değil aynı zamanda devlettir. Devlet’e hiç kimse dokunamaz hakaret edemez. Siz bile.

İsmi geçen herkesin verecek cevapları varsa eğer, cevap hakkı bulunmaktadır.

Can gazilerimi, yürek yangınım şehitlerimi, can babamı sevgi , saygı ve minnetle anıyorum.

Beyhan Kozanoğlu Biçkin / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Beyhan Biçkin Kozanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

01

Tuncay Tufan Kalkan - Bu rütbe takan müdürcükler acaba kendilerini ne zannediyorlarsa

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Mayıs 14:20


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?