Ahh, Dumlupınar...

1953 yılının 3 Nisan’ını 4 Nisan’a bağlayan gece Ege’deki NATO tatbikatından Gölcük’teki ana üsse dönmekte olan Dumlupınar denizaltısı görevli personeli, Çanakkale Boğazı’nı geçerken, Nara Burnu önünde, karşıdan gelmekte olan Naboland şilebini, aralarında bir milden daha az bir mesafe kala, fark ettiler. (Kazaya ait kimi kayıtlarda o gece Çanakkale Boğazı’nın sisli ve rüzgarlı olduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca, Dumlupınar’daki denizcilerin tatbikat sırasında iki gün su altında kaldıklarından,  yorgun oldukları da bilinmekte.) Bu esnada Dumlupınar’ın hızı 9 mil, Naboland’ın hızı ise 21 mil idi.

Vardiya amiri Üsteğmen Hasan Yumuk ‘Sancak 15’ komutu verdi. Bu, Naboland’ın solundan, yani kıyı tarafından geçmek demekti, ama karaya oturma riski de vardı. Belki bu yüzden, bu emrin hemen ardından Süvari Kıdemli Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu ‘Komuta bende, iskele alabanda!’ diyerek, bir önceki emrin tam tersini verdi. Amacı, Naboland’ın sağına doğru gidip, çarpışma riskine rağmen, önünden geçebilmekti. Ancak, Naboland’a 100 - 150 metre kala, bunu başaramayacaklarını anlayıp, ‘Son yol tornistan!’ emri verdi.

Fakat artık çok geçti ve Naboland Dumlupınar’a baş torpido dairesinin sancak tarafından bindirdi ve ezip geçti. O sırada denizaltının güvertesinde olan sekiz personel denize düştü, içlerinden ikisi Naboland’ın pervanesine takılarak, biri de düşerken kafasını çarpıp bayıldığı için boğularak öldü.

Denizaltı o denli hızlı batmıştı ki, içinde kalan 81 denizciden sadece 22’si kaçıp, kıç torpido dairesine sığınabildiler. Kazanın hemen ardından bölgeye gelen kurtarma gemileri Dumlupınar’la irtibat kursalar da, tüm çabalarına karşın, şiddetli akıntı nedeniyle, yaklaşık 90 metre derinlikte yatan gemiye ulaşamadılar. Kazadan sadece içlerinde Kumandan Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu ve vardiya amiri Üsteğmen Hasan Yumuk’un da bulunduğu beş kişi kurtulabildi.

Bu elim kazanın hemen ertesinde, Amerika’da sekiz aylık bir bir tamirattan yeni dönen İkinci İnönü denizaltısına kazayla ilgili keşif görevi verildi. O esnada İkinci İnönü denizaltısında görevli olan dayım Necati Bulat’ın hatıratında o olaya dair şu satırlar yer alıyor:  

GERÇEK BİR HATIRAT

“1953 senesinin Mayıs ayında Türkiye’ye döndük. 4 Nisan 1953 tarihinde Dumlupınar denizaltısı Çanakkale’de batmıştı. Bizim gemi gelince, Gür denizaltı gemisi tamir için Amerika’ya gitti. Diğer denizaltılar ise yarı faal olduklarından, filonun bütün işleri bize verilmişti. İlk olarak Çanakkale’ye giderek, Dumlupınar denizaltısının batışıyla ilgili keşif tatbikatı yaptık.

O hadisede baştan sona Dumlupınar’ın kumandanı Sabri Çelebioğlu suçlu idi. Yalnız, yabancılara karşı haklı görünmek ve belki tazminat alınabilir düşüncesiyle, mahkemede ısrar ediliyordu. Kumandan Sabri Çelebioğlu, uzun seneler karada hizmet yapmış, denizcilik bilgisi olan, ama tecrübesi olmayan ve yeteneği bilinmeyen bir subayken, kimden torpil aldı ise, çok kıymetli bir gemiye kumandan olarak tayin edilmişti.

Olay şu şekilde olmuştu: Su üstü ve sualtı askeri gemiler Ege Denizi’nde yapılan bir tatbikattan dönüyorlardı. Dumlupınar Çanakkale Boğazı’na girdiğinde, hava kararmış idi. Çarpışmanın olduğu Nara Burnu, ikizkenar üçgenin sivri ucu gibi denize uzanmış olup, burası çok sığ ve kumluktu. Bu çıkıntı Ege Denizi’nden gelirken, sağ kıyıdadır. Aynı istikametin sol kıyısı ise çok derin ve kayalıktır. Herhangi bir gemi, sığ olan bu burunu dönmeden, Marmara’dan gelen bir gemiyi görebilir. Aynı görüş, karşıdan gelen gemiler için de varittir. Gece olmasına rağmen, karşıdan gelen gemiler ışıklarından anlaşılabilir. Denizcilik kanununda sivil gemilerin askeri gemilere yol vermesi gerekli ise de, gece karanlığında gelen geminin askeri mi, yoksa sivil mi olduğu bilinemez. Esasen, denizaltı gemisinin su üstünde kalan kısmı çok azdır. Bu sebepten, böyle bir geminin, mesela bir taka olacağı da düşünülebilir. Bizim gemi, burunda iki geminin birden dönüş yapamayacağını bilmesi ve beklemesi gerekirken, bana yol vermeye mecbur diyerek, burundan sağ tarafa dönmek ve yoluna devam etmek maksadı ile, ilerlemesini sürdürmüş. Sağ tarafa dönüş yapabilmek için, sığ olan tarafı biraz geçmiş ve tam İsveç bandıralı Naboland şilebinin önüne çıkmış, Naboland’ın artık manevra yapacak durumu kalmadığından Dumlupınar’ın baş kısmına sağ tarafından bindirmiş ve denizaltının büyük kısmı su altında olduğundan, üstüne çıkmıştır. Çarpışma olmadan ikinci kumandan ve diğer personel geminin sağ tarafına kaçmasını istemişlerse de, kumandan ‘Kumanda bende!’ diyerek, ısrarla Naboland’ın önüne çıkmış ve bu büyük faciayı yaratmıştır. Aynı bugünkü iktidarsız iktidar gibi! Naboland’ın kaptanı ise, gelen gemiyi küçük bir tekne sanıp, kendi gemisini tehlikeye atmamıştır.”

Kazada hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Murat Hiçyilmaz / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

01

Fuat Selim Ramazanoğlu - Bu özet halindeki kıymetli bilgilerin paylaşımı için çok teşekkür ederim. Sevgiler.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 04 Nisan 17:15


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?