Ortalık toz duman, bari siz çıkın aradan!

Göz gözü görmüyor!
Toz duman ortalık, insanlar başı kesik tavuk gibi ortalıkta dolanıyor!
Koronavirüs denilen illet alt üst etti yaşamı.
Pahalılık ve geçim derdi milyonlarca insanı virüs gibi sardı.
Her gün kavga haberleri var 3. sayfalarda, eline silah veya bıçak alan ölüm saçıyor!
Kadın cinayetlerine her geçen gün yenileri ekleniyor!
Anadolu insanı köylerine akın akın gelen madencilerle mücadele halinde; daha yeni gördüm, Milas'ta taş ocağı açmak için ormana ağaçları kesmeye gelen insanlara karşı kadınlarımız ağaçlara sarılmışlar. Gözleri yaşlı, mücadele etmeye çalışıyorlar.
Halkın derdine derman olması gereken meclisteki vekiller birbirleriyle sürekli kavga halinde. İnanılmaz olaylar yaşanıyor.
Haber kanallarında her gece aynı kişiler her konuda (halkı ilgilendirenler hariç) ahkam kesiyor. Google bilgileriyle (!) her şeye yorum yapıp, birbirleriyle didişiyorlar.
Bu ortamda hiç değilse futbolla yaşadıklarını biraz olsun unutmak isteyen milyonlar yine taşa çarptı; orada da saçma sapan bir kavga başladı.
Fenerbahçe, eski şampiyonluklarının peşinde. Galatasaray karşı çıkıyor. Beşiktaş geri kalır mı; onlar da laf yetiştiriyor. Trabzonspor da araya giriyor, koca koca adamlar birbirlerine verip veriştiriyor!
Yok TFF, yok hakemler, yok VAR, yok hakkımız yendi, yok böyleyken böyle oldu, yok onu öyle demezler, peynir ekmek yemezler!
Yahu zaten ortalık toz duman, bir de siz girmeyin araya.
Sanki İngiltere Ligi'ndeki takımlar gibi yönetiyorlar kulüplerini, sanki doyumsuz bir seyir zevki varmış gibi; sürekli bağırma, çağırma.!
Yapmayın Allah aşkına!
Akşam geçiyoruz televizyonun karşısına, uzaklaşalım günlük dertlerden biraz, futbol izleyelim diyoruz ama boşuna...
Dır dır da dır dır, zır zır da zır zır!
Biz nereye gideceğiz Yarabbi, artık yetti!

***
Böyle prim dünyada yok!

Milli Takım, Dünya Kupası elemelerinde Hollanda ve Norveç'i yendi; sevindik. "Şu günlerde bu da bir teselli" dedik.
Neticede her şey para değil ya; gurur duyduk, mutlu olduk.
Ama sonra gördük ki... Meğer bizim takımda her şey paraymış!
Avrupa ülkelerinde anca Dünya veya Avrupa şampiyonu olduklarında takımlara dağıtılan primlerin fazlasını biz bir iki maçta kazanan futbolculara paylaştırdık!
Oysa Milli Takım'a çağrılmak, o formayı giymek zaten başlı başına bir prim; bu kadar para da ne; anlayamadık! Hele de şu günlerde.
Habertürk'ün usta yazarı Fatih Altaylı'nın yazısında öğrendim ben de, o yazısını size de aktarayım:
"Milli Takım iki galibiyet aldı.
Galibiyet primleri anında dağıtılmış.
Primler şöyle:
Maça ilk 11’de başlayan oyunculara 100’er bin Euro
Maça sonradan giren oyunculara 75’er bin Euro
Kadroda yer alan oyuculara 50’şer bin Euro.
İki galibiyet için ilk 11’deki oyunculara ödenen para 200 bin Euro.
Elbette prim alsınlar ama bu kadarı da biraz değil hayli fazla.
Şöyle bir örnek vereyim.
Almanya Milli Takımı, 2014 yılında Dünya Kupası şampiyonluğunu elde edince futbolculara verilen toplam prim 300 bin Euro’ydu.
2018’de şampiyonluğu koruyabilselerdi 350 bin Euro alacaklardı.
2018’de Dünya Şampiyonluğunu kucaklayan Fransız Milli Takımı’nda ise oyuncuların şampiyonluk primi 280 bin Euro oldu.
Yani bizimkiler üç galibiyet alsalar ama finallere kalamasalar Dünya Şampiyonu'ndan daha çok prim alacaklar.
Üstelik de Almanya’da asgari ücret 15 bin 84, Fransa’da asgari ücret 14 bin 600 TL."
Düşünün, bizimkilerin iki maçta aldığını adamlar dünya şampiyonu olurlarsa alıyorlar. Maç başına prim yok. Milli takıma seçilmek başlı başına bir prim zaten.
Bir de ek yapayım; Fransız takımındaki futbolcular, örneğin Kylian Mbappe, turnuvadan elde ettiği kazançları engelli ve hasta çocuklara spor yapma imkanı sunan bir yardım kuruluşuna bağışladı.
Ya bizimkiler... Ne yaparlar bilemem; herhalde paraya en fazla onların ihtiyaçları var!

***

Du bakalî n'olecak?

Freni patlamış otobüsün içinde gibi hissediyorum kendimizi. Son sürat gidiyoruz duvara doğru! Sadece ben değil, hepimiz de adeta donup kalmış gibi izliyoruz olup biteni. Tıpkı büyük yazar Aziz Nesin'in "Nah kalkınırız" isimli kitabındaki "Du bakali n'olecak?" öyküsünde anlattığı gibi.
Çoğunuz biliyorsunuzdur ama ben yine de özetini alayım da şuraya hep beraber düşünelim; öyle miyiz, değil miyiz diye!
"Bir Arap zengini. Adı da Ebul-Fatık El-Mışki. Boğaziçi'nin seyrine doyum olmaz tepelerinden birini satın almış. Oraya artık köşk mü, konak mı, saray mı işte öyle bişey yaptıracak. Derken bu Ebul-Fatık, bir Türk kızıyla evlenme sevdasına düşmüş. Hangi Türk kızı olduğu belli değil, yeter ki Türk kızı olsun! Sonunda bulunan kızlardan birini çok beğenmiş bu Ebul-Fatık. Kızın saflığı aptaldan biraz yukarıda saf. Kızın kendinden altı yaş küçük bir oğlan kardeşi var, kızın tersine cin mi cin. O, Fatık Amca diyemediğinden Fıtık Amca demeye başladı. Fıtık Amca aşağı, Fıtık Amca yukarı.
Fıtık amcanın güzel ve küçük karısı sokakta hep çarşaflı geziyor. Fıtık Amca çok kıskanç olduğundan, gencecik karısınını kadın akrabalarıla bile sık görüşmesini istemiyor. İyi ama, kızın da canı sıkılıyor. İşte bu yüzden, kendisinin evde bulunmayacağı iki gün karısına alışveriş için çok uzaklara gitmemek koşuluyla sokağa çıkabileceğini söylüyor. Genç kadın ne yapsın sokakta tek başına? Sinemaya gidip gidemeyeceğini soruyor. Fıtık Amca uzun uzun düşünüyor. O dolaylardaki sinemalarda oynayan filmleri seyredip "Hazreti Ömer'in Adaleti" adlı yerli filmi uygun bulup karısına o filmi görebileceğini söylüyor. Necmiye. Genç karısının adı. Gidiyor sinemaya...Fıtık Amcanın içi pırpır. Ertesi akşam erkenden eve dönüyor. Oh, çok şükür Necmiye evde.
-Necmiyaa
-Efendim
- Ne yaptın ben yokken?
Necmiye yana yakıla anlatmaya girişiyor!
- Ah, sorma......nasıl sormasın, meraktan çatlıyor.
- Ne oldu Nacmiya?
- Öyle bişey geldi ki başıma, şaştım şaştım kaldım.
- Ne geldi başında?
Necmiye saf saf anlatıyor!
- Senin söylediğin sinemaya gitmek üzere çarşaflandım.
- Şok güzel.
- Çıktım sokağa.
- Avet?
- Yolda giderken bir herif sokuldu yanıma?
- Bir herif?
- Evet... ben gidiyorum, o da yanımda gidiyor. ben gidiyorum, o da gidiyor. dur bakalım, ne olacak, diye merak ettim.
Fıtık Amca çok bozulur ama, karısına belli etmemeye çalışarak o da çok şaşmış görünür!
- Allah allah... ben da şok merak ettim. du bakali n'olecak?
- Ben gidiyorum, o gidiyor... bööyle yanımda. dibimden ayrılmıyor. dur bakalım, n'olacak diyorum içimden...
- Fa suphanellah... du bakalî n'olecak?
- Bilet alıyorum o senin dediğin sinemaya... aaa, adam da bilet alıyor. ben sinemaya girdim, adam da girmez mi?
Bu kez Fıtık Amca atik davranıp karısından önce sordu:
-Ve minelgaraip... Du bakali n'olecak? sonra?
- Sonra, ben bir koltuğa oturdum. o da yanımdaki boş koltuğa oturmaz mı?
- Hayret! du bakali n'olecak?
- Işıklar söndü, film başladı.
- Eeee? anlat nacmiyaa?
- O herif elini bacağıma atmaz mı?
- Ne diyorsun, velacaip...
- Çarşafımın eteğinin altından elini sokmaz mı? Aaa! şaştım kaldım...
- Ne yapacak?
- Bilmem. Ben de onu merak ediyorum ya... dur bakalım, n'olacak diye bekliyorum.
- Vallahi ban da berak ettim yahu... du bakali n'olecak?
- Sonra o herif oramı buramı karıştırmaya başladı. Doğrusu çok merak ettim. Sen olsan merak etmez misin?
Fıtık Amcanın gözlerinden ateşler saçılıyor ama, karısı o denli saf ki, kızsa, hiç yakışık almayacağı için o da kansına uyup soruyor!
- Nacmiya, du bakalî n'olecak?
- Sonra "Hazreti Ömer'in Adaleti" bitti. lambalar yandı. Ben kalktım, o da kalkmaz mı?
- O harif da?
- Evet...
- Velacaip ve minelgaraip... du bakali n'olecak?
- Çıktım sinemadan, o da çıktı. ben yürüyorum, o da yanımda yürüyor.
- Aman Nacmiya, vallahi şok marak ettim. du bakali n'olecak?
- Ben de merak ediyorum. ben köşeyi saptım.
- Harif da saptı mıı? - Saptı.
- Anlat sabuk nacmiya, şok maraklı.
- Bizim apartımanın kapısından girdim, herif de girdi. dur bakalım, n'olacak diye merak içindeyim.
Fıtık Amca ter içinde...
- Sonra?
- Bizim kata çıktım, herif de çıktı.
- Vay herif vay!...
- Çantamdan anahtarı çıkarıp bizim dairenin kapısını açtım, girdim içeri, o da girmez mi?
- Harif da yallah içeri...
- Evet...
- Du bakali n'olecak... aman anlat sabuk Nacmiya...
- Eve gelince yatak odasına girip elbet soyundum. O da soyunmaz mı?
- Ne diyorsun nacmiya... du bakali n'olecak?
- Soyununca yatağa girdim. Olur şey değil, o da benimle yatağa girmez mi?
Fıtık Amca kızgın demirle dağlanmış gibi haykırır:
- Ayvaaah! du bakali n'olecak?
- Ben de yatakta ne olacak diye merak ediyorum.
- Aman Nacmiya, vallahi meraktan şatlayacak ban... söyle sabuk, ne oldu Nacmiya?
- Hiç canım... bişey değilmiş, ben de boşu boşuna merak etmişim.
Boncuk boncuk ter döküyordu Fıtık Amca.
- Yok yahu.. Peki, ne oldu Nacmiya? ne yaptı?
- Aynen senin her gece yaptığını..
Beyninden vurulmuşa dönen Fıtık Amca ne yapsın şimdi? Karısı o denli saf ki, başına kötü bişey geldiğinden bile haberi yok ki... Bağırıp çağırsa olmaz. Döğse olmaz. Kovsa olmaz. Erkekliğe toz kondurmamak, yiğitliğe krem sürmemek için Fıtık Amca şöyle der:
- Amaaan nacmiyaa, ban da mühim bişey zannettim. du bakalî n'olecak, du bakalî n'olecak diye boşuna merak etmişim. velakin hiç mühim değil!

Gürel Yurttaş / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?