Perşembenin Öyküsü: BANKA

KİMLER SOYDU

- Buyrun sizi dinliyorum. Bankadan dört milyon 50 bin Dolar çalındı. Tüm ülke nasıl olduğunu bilmek istiyor. Neyi nasıl anlatacağınız? Ne diyeceğinizi bekliyorum…

- Komiserim. Bu iş karışık. İpuçlarına gidemiyoruz...

- Ne demek gidemiyoruz? Görüntüleri ben de izledim. Herşey kabak gibi ortada.

- Göründüğü gibi değil.

- Göründüğü gibi değil mi?

- Göründüğü gibi değil.

- Nasıl göründüğü gibi değil?

- En baştan anlatalım.

- En baştan anlatın. Dinliyorum...

- Banka kasabanın girişinde. Sabah 08.15. Kameralarda göründüğü gibi bankanın kapısına bir sıradan minibüs yanaşıyor. İçeri dört büyük gezi bavulu taşıyorlar.

- Gezi bavulu mu?

- Güvenlik gereği. Kimse ne olduğunu anlamasın diyeymiş.

- Görüyorum. İçeri taşıyorlar...

- Görüntüyü 08.40’a getiriyorum.

- Soyguncular bankanın kilitli giriş kapısını açıyor…

- Sessizce girmiş oluyorlar.

- İçerideki kameralar… Soygun başladı. Üç kişi. Biri kadın.

- Mesai dokuzda mı başlıyor?

- Dokuzda. Tam o sıra banka müdürü çıkıyor odasından sırıtarak…

… ‘Mesai başlamadan şu dört milyon doları kasaya koyalım’ demiş.

- Asıl sırıtanlar üç soyguncu olmuş böylece. Müdür olmasaymış elli bin Dolar çalacaklarmış. Neden dört milyon Dolar’ı kasabaya getirmişler?

- Bölgedeki tüm kentlere dağıtmak için. Her keresinde kasabayı değiştirirlermiş.

- Anlıyorum. Güvenlik.

- Komiserim bir de iyi tarafından bakalım. Bundan başka soyguna gerek duymayacaklardır.

- Ne demezsin! İş yoğunluğumuz artmayacak…

- Bavulları almışlar. Dışarıda bekleyen arabaya koyarlarken devriyede olan ekip arabası durumu görmüş. Yakalamış soyguncuları.

Yakalamış ama soyguncuların arabasını da kanıt olduğu için götürmüşler.

- Ve de dört milyon doların olduğu dört bavul da gitmiş aynı anda.

- Bankacılar çok sevinmiş…

- Ve sevinip aramışlar genel müdürlüğü. Banka da polisi. Polis öyle bir olayın kendilerine bildirilmediğini söylemiş. Banka köpürüyor…

- Banka için bir şey değişmez. Sigortalıdır.

- Değilmiş. Paranın banka dışarısına çıkarılması sigorta dışıymış.

- Bankanın takıldığı yeri geçelim. Bizim takılma burada başladı komiserim.

- Buraya kadar anlaştık. Ancak 4 milyon dolar çalınmış. Soygunculardan ikisi polis kılığında ve polis arabalı. Valilik açıklama bekliyor…. Basın açıklama bekliyor… Banka açıklama bekliyor… Vatandaş açıklama bekliyor… Ve ben de sizden açıklama bekliyorum... Takılmayı anlatın bakalım…

- Beş soyguncunun da yüzü açık. Ancak hiçbirisinin yüzü nüfus kayıtlarında yok. Bayanın da parmak izi yok. DNA yok.

- Yüzlerini ve ellerini makyajla çok iyi gizlemişler. Polis arabası çalıntı mı?

- Araba da makyajlı. Çevre kameraları izledik. Sabahın o saatinde olayı gören dört kişi bulduk.

- Ve sorguya aldınız hemen.

- Alamadık.

- Gelmiyorlar mı? Mahkeme kararı çıkarttınız mı?

- Gerek kalmadı. Çağırdık. Kendileri geldi. Ama sorguya alamıyoruz.

- Nasıl alamıyorsunuz?

- Komiserim şöyle ki… Birisi görme özürlü. Sağır ve dilsiz bir köylü. Öteki ileri derecede konuşma özürlü evsiz. Dördüncüsü de çok yaşlı.

- Ancak… Gördüğünü söyleyen görme özürlü ise…

- Ancak çok iyi duyuyor. Görme özürlüyle sorgumuzu izleyin…

* * *

- Ediz bey soyguncuları ve polisleri gördüğünüzü söylediğiniz için Emniyet’e çağırdık. Ancak siz...

- Görme özürlüyüm ama kulaklarım çok iyi duyar.

- Ne kadar uzaktaydınız onlardan.

- Çakmağımı evde unutmuşum. Yanaştım. Ateş istedim. Sigaramı yaktı bas bariton sesli birisi. Beş kişiydiler. Birisi bayan. Tüm konuşmaları duydum.

- Ediz bey sorguya katılmak şimdi bir memur daha geldi.

- Kediler ne zamandan beri memur oldu?

- Peki Ediz bey. Teşekkür ederiz. Sizi tekrar çağıracağız.

* * *

- Ediz beyde sonar gibi kulak var. Ne dersiniz komiserim?

- Sesler de kanıttır.

- Dördünün de anlattıkları birbiriyle uyuşmalı.

- Çiftçiyle evsizin okuma yazması da yok. Çok yaşlı olan da unutkan.

- Unutkan derken….

- Unutkanla yaptığımız ilk ve son sorguyu izletelim.

* * *

- Erol bey soyguncuları ve polisleri gördüğünüzü söylediğiniz için Emniyet’e geldiniz.

- Ne soyguncusu? Ne polisi?

- Bu sabah soygunu gördüğünüzü söylemiştiniz.

- Oğlum burası neresi?

- Burası Emniyet. Gördüklerinizi anlatmanız için sizi Emniyet’e çağırdık.

- Demek emniyetli. Evladım burası depreme karşı dayanıklı mı? Kirası ne kadar?

- Tamam Erol bey. Çok yardımcı oldunuz. Çok teşekkür ederiz. Sizi tekrar çağırabiliriz.

- Evladım sabahki soygun için çağırmıştınız. Bu kadar mı?

* * *

- Kanıt bu kadar komiserim.

- Peki geldiğimiz durum açık. Ne öneriyorsunuz?

- Dört tanığın dediğini uyuşturmalıyız. Önce üçüne sağır ve dilsiz alfabesi öğreteceğiz.

- Görme özürlü olanla nasıl anlaşacaklar?

- Önce çiftçi, evsiz ve Erol bey sağır ve dilsiz alfabesiyle anlaşacak. Sonra da üçüne Erol beyle anlaşması için de körler alfabesi öğreteceğiz.

- Eğitim ne kadar sürecek?

- Bir yılı bulur.

- Ya Erol bey?

- Eğitim sırasında dördünü bir eve yerleştireceğiz. Artık Erol beyle bir anlaşma yolunu bulurlar.

- İyi çözüm gibi görünüyor. Kanıt peşine koşmak için önce ipuçlarının kaynağını yaratacağız. Bir yılı biraz da geçebilir. Anlaştılar diyelim. Sonrasının ucu açık. Hem o kadar uzun süre, o kadar milleti neyle oyalarız?

***

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?