Geriye gidiş mi?...

1960’lardan sonra, rahmetli Alpaslan Türkeş ile bir söyleşi yapmıştım…

Sanırım 1967…

Rahmetli Türkeş’in, CKMP adlı partiyi ele geçirmesinden sonraki günlerdi.

Türkeş, 27 Mayıs Asker darbenin en güçlü albayların başında geliyordu.

Darbeden kısa bir süre sonra…

14 arkadaşı ile birlikte Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın başkanlığındaki işbaşındaki askeri yönetimi devirmek istemiş, başarısız olunca yurt dışına atamaları yapılmıştı.

Yani sürülmüşlerdi.

Rahmetli Türkeş ve arkadaşları, Türkiye’ye geri döndükten sonra siyasete soyunmuşlar ve kurulu bir parti olan CKMP’yi ele geçirmişlerdi.

Türkeş henüz gazetecilerle karşı karşıya gelmemiş, parti içinde gelecek için planlar yaparken, dışa kapalıydı.

Bir şekilde kendisine ulaşıp, ilk defa röportaj yapan bir gazeteci olarak, “Eğer 27 mayıs sonrası ikinci bir darbe ile işbaşına gelselerdi, ülkeyi nasıl ve hangi sistemle yöneteceklerdi?” sorusuna vereceği yanıtı merak ediyordum.

Görüşmemizin ortalarında bu soruyu sordum.

Teybi kapatmamı istedi ve dedi ki:

“Söyleyeceklerimi yarın değil, ben öldükten sonra yazabilirsin”

Sonra devam etti:

“Eğer iktidara gelseydik, ülkeyi dünyaya kapalı bir biçimde yönetecektik. Yani kendi kendine yeten, dışa kapalı ve içe dönük bir yönetim biçimi. Bir zamanların Tito’su gibi… Ama komünizmle değil.”

“Yani, Yugoslav modeli mi?” soruma ise “ Evet ama milliyetçi, milli seferberlikle ülkeyi yöneten bir model.” yanıtını vermişti.

Kaç yılda gerçekleştireceklerini kestiremiyordu…

Türkeş’e göre ülkenin kalkınması için 5 yıl yeterliydi. Olmazsa 10 yıla uzayabilirdi…

Hatta daha uzun yıllar iktidarda kalabilirlerdi.

Bunu niye hatırladım ve neden yazıyorum.?

AKP’nin ortağı ve MHP’nin lideri Devlet beyin son zamanlardaki fiil-eylem ve konuşmalarına bakınca, Türkeş’i anımsadım ve söyledikleri kafama takıldı da ondan.

Devlet bey, son söylemleri ve eylemleri ile iktidardaki ortağını “yalnızlaşma” ya götürüyor gibi…

Dahası, “iç” e döndürmek istiyor adeta.

Avrupa Birliği umurunda değil Devlet beyin.

Dış dünyadaki olaylar, hakeza…

“ABD ve Nato?”

Devlet beye göre “Geçiniz efendim” kıvamında…

“Ya İstanbul Sözleşmesi? ne anlam ifade ediyor?”

Cevabını herkes biliyor gibi…

Uluslararası bir sözleşme.

Üstelik Meclis çoğunluğu ile kabullenilmiş. Ama “sil gitsin” deniliyor. Yani “geriye dön, marş-marş” misali.

Ayasofya’nın cami cemaatine açılması Devlet beye göre, “gecikilmiş bir karar”

Adalet Reformu?

“Boş ver efendim.”

“Ya ekonomi?

“İçerde üretim, içerde tüketim… Milli seferberlik…Dışa açılma yok.”

Rahmetli Türkeş’in bundan yarım asır önceki “kalkınma modeli” gibi…

1960 darbesinin güçlü albayı Türkeş’in vasiyetinin hayata geçirilmek istenmesi gibi…

MHP’nin üstünde rahmetlinin ruhu mu (!) geziniyor, ne?

Açıkçası korkmaya başladım.

Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan eğer Devlet beyin niyetini sezmiş ve bütün bunları bilerek-isteyerek destekliyorsa yandık demektir.

Umarım Devlet beyin hayalindeki “kademeli” plan “ Faşizmin güzergahı” değildir.

Eğer öyleyse de “hıçkırık” gibi olsun…

Yani geçici…

Hıçkıralım geçsin…

Yoksa geleceğimiz duman…

Sezai Bayar[email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sezai Bayar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

03

Abdurrahim Çokgüngör - 1*27 Mayıs darbesinin lideri Cevdet Sunay değil, Cemal Gürsel’di. Sunay 1966’da Cumhurbaşkanı seçildi. Bu düzeltemeden sonra gelelim Türkeş’in askeri darbecilikten demokratik liderlik seyrine. Türkeş 1960 askeri darbesinin hemen sonrası Cumhuriyet’e verdiği röportajda ne dedi bilir misiniz? “Ezan Türkçe okununca darbe kararı aldık” 1949 yılında ABD’ye eğitime giden 12 veya 14 subayın 11’i 27 Mayıs darbesinde rol alırken Türkeş de aralarında idi. 27 Mayıs’ın dış muharrikleri bir değil üçtür. Bir yönü İngiltere-İsrail iken diğer yönü ise ABD. ABD Başkanı Eisenhower Türkiye’yi NATO’ya katılınca Sovyetlere karşı askeri bir güç veya üs olarak gördü. Yönetimin ve karar yetkisinin askeriyede olması strateji gereği idi. Öyle ki Menderes 1959’da ABD gezisi sırasında Eisenhower’den ekonomi yardımı istediğinde aldığı cevap ilginçti: “Münasebetlerimiz ekonomi için değil askeriyedir..” O Türkiye’yi Sovyetlere karşı askeri bir üs olarak gördü. Hal böyle iken bir yıl sonra 27 Mayıs darbesine ABD’nin de desteği ile yapıldı. Bardağı taşıran son damla Menderes’in ekonomik yardım için Moskova ziyareti kararı idi. Ve darbe oldu. O ABD ürünü darbenin kudretli albayı olarak Türkeş 27 Mayıs sabahı radyodan yansıyan sesi ile tanındı. Ama yıldızı çabuk kaydı. O 1940’larda Türkçülüğü, 1950’ler de ise “Ne olacak bu ülkenin hali” darbeci zihniyeti ile yetişmişti. Darbede ABD ile maksad aynı idi ama rivayet muhtelif çıkıncaTürkeş sürgüne gönderildi.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Mart 05:08
02

Abdurrahim Çokgüngör - 2* Türkeş'in yeniden ünlenmesi CKMP’yi MHP yapıp 1965’te Meclis’e girmesi ile oldu. Ama henüz tam demokratik olamamıştı. ABD’deki eğitim sırasında öğrendiği 1960’lar sokak ve gençlik hareketlerinin olacağı öngörüsü üzerine bu kez gençlere yöneldi. Gelecek için ülkücüleri sokak hareketlerine karşı eğitti. Bu arada politikayı öğrenmeye başladı. Tabi demokratik olmayı da. Onun ayaklarını yere basan ve politikayı tam öğreten olay ise 12 Mart darbesi. Ayrıca Ortadoğu önem kazanıyordu. Onun bu açılıma katkısının ilginç bir yönü var. Türkeş 27 Mayıs darbesinde tasfiye sonucu Yeni Delhiye sürülmüştü. Yanılmıyorsam Brüksel’e sürülen darbeci arkadaşı Orhan Kabibay ile mektuplaşmıştı. Bir süre sonra yurda dönüş yolunda İsrailli yetkililere görüşmesi oldu. Ona Kabibay ile yazıştığı mektupların fotokopileri gösterilince şok olmuştu. 1965-71 yıllarında ülkenin gerçeklerini artık darbeci bir asker değil de siyasetçi olarak görmeyi öğrenmeye başlarken tepeden inmecilik törpülendi. 12 Mart onun gözleri açtı. Öyle ki listesinden seçildiği MSP’nin CHP ile koalisyon kurunca politik olma yönü daha da gelişti. Öyle ki 3 sandalyesi varken politik kurucu olmayı becererek MC’nin bir mucidi de oldu. Demirel’e bu konuda hem siyasi destek verdi hem de politikasını destekledi. Hatta Cumhurbaşkanı Korutürk MC’ye hükümet kurmasına yanaşmadığında Çankaya’ya çıkarak politik konularda garanti verdi. Ve 12 Martçı darbecilere rağmen MC kuruldu. Siyaset değişkendir. Dün dünde darbeci bugün bugünde demokratik politikacı olunur, çünkü hayat bir öğretmendir. O dönemde Türkeş’in bir başka politik etkisi oldu. Şöyle:

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Mart 05:02
01

Abdurrahim Çokgüngör - 3* 1970’lerde Türkiye’nin tablosu oldukça karmakarışık. Ama çok önemli gelişmelerin olduğu ve kararların alındığı bir dönemdi. Ve etkisi günümüze kadar devam etti ve ediyor. Bunlardan biri de Ortadoğu politikası. Bölgenin önemli bir aktörünün kim olduğunu onlarla yüzleşen Türkeş demokratik bir yol izledi. Çok insanın gözünden kaçmıştır. Belki çok dar bir çevrede 1974 Nikos Sampson Darbesi ve Kıbrıs çıkarması önceden biliniyordu. Darbe sabahı Ecevit Afyon’a gitmeye hazırlanırken darbe haberini telefonla hava alanında kimden aldı? ABD’den iki ay önce ani ziyaretten dönen Genelkurmay Başkanı’ndan. Yani Dışişlerinden değil. Ve sonra operasyon oldu. Kıbrıs’a çıkarma sürerken Türkeş kanadı ve gazetesi "her savaştan sonra hükümetler" değişir görüşünü seslendirdi. Nitekim Ecevit’in zaferi oya tahvil politikası için erken seçim düşüncesi tutmadı ve iktidarı kaybetti. İşte o günlerde Türkeş’in politikaya etkisi gözden kaçmıştır. MC hükümetinin kurulması fikri gelişirken samimi bir arkadaşına gazete çıkattırdı, bir yıl sonra da MC kuruldu. MC dönemi çok tartışılır. Ama bölge ülkeleri ile ilişkilerin gelişmesi, Filistin sorununa bakış açımız ve de İslam Konferansı Teşkilatı’nın Türkiye’de ilk toplanması hep o günlere rastlar. 1950’lerin başında gündeme giren ve hala dış politikanın önemli bir unsuru Kıbrıs hem Mavi Vatan’ın hem de Ortadoğu’da ilişkilerin ana etkeni oldu. Bunların hepsi demokratik iktidarlarla yapıldı. Darbeci iktidarlarla değil. 12 Eylül sonrası Türkeş gündemden düştü ama 1990’larda hayatını kaybetmeden önce yeni bir politika izlemeye çalışırken hiç diktatörlük ve darbecilik yandaşı olmadı. Nasıl demokratik olurum çabası onu Çillerle ittifaktan bile alıkoydu. Yani bir darbeci değil milli iradeyi gözeten biri olarak bu hayattan göçtü. O zaman 28 Şubat post modern darbesinde Türkeş’in rolü yoktu.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Mart 04:56


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?