Perşembenin öyküsü: NEDEN

BÖYLE OLDUK

- Hindi gibi derin derin, kara kara ne düşünüyorsun İdil?

- Yoruldum. Yoruldum Selin. Yo-rul-dum!

- Bir haftalık tatilden dün gece döndün. Dinlenmediniz mi? Veya sen mi dinlenmedin?

- Yaşamımız süresince hiç bu kadar dinlenmemiştik. Ben de dinlenmemiştim.

- Bir hafta dinlendin. Döndün. Ve yorgunsun şimdi.

- Hiç dinlenmemiş gibiyim!

- Hiç mi?

- Hiç!

- Bu bir günde neler yaptın? Taş mı taşıdın? Birisi bir şey mi yaptı sana?

- Kimse bir şey yapmadı. Yapamaz da…

- Öyleyse ne? Neden?

- Evrim?

- Kim bu evrim? Yanlış sordum. Ne yaptı sana evrim?

- Selin hiç düşündün mi evrimi?

- Milyarlarca yıllık evrimin nesini, neresini düşüneyim?

- İnsanın evrimini düşünmekten yoruldum. İnsana gel.

- Ne kadar yaklaşayım?

- İnsanlaşma sürecinden başlayabilirsin.

- Ben edebiyat öğretmeniyim. Sözlü edebiyat sürecinin ne zaman başlandığı bilinmiyor. Çizikler resimlerle mağara dönemlerinde başlıyor. ABC’ye sekiz bin yıl öncesinden geçilmeye başlandığı söylenebilir. Yazılı edebiyatsa o sıralarda denebilir. Haftaya sınav yapacağım. İyi çalış. Benden bu kadar. Şimdi öğretme sırası sende İdilciğim…

- Daha öncesinden söz ediyorum Selin.

- Dur kızım! Dur! Anlat başına geleni başından.

- Peki. Damla, Aysel, Belgin ve ben İdil. Aysel’in babaannesinin çiftliğine gittik on gün önce.

- Eşlerinizi almadan mı?

- Saymadım değil mi? Onları da aldık. Almaz mıyız?

- İnsan para çantasını almadan dışarı çıkmaz. Ondan sordum.

- Gittik minibüsle çitliğe.

Ahır ve ağıl gibi iki yer var. Bir köy ev evi. Elektrik yok. Gaz yok. Evde sadece su var. Bir de eski kuzine.

- Yani yemek yapmak için odun toplanmalı.

- Ve çalı çırpı.

- Odun mu kestiniz?

- Çiftlik üç köyün birleştiği yerde. Üç köy odunluk ağaçlarını oraya getiriyor. Herkes gereksindiği kadar alıyor. Erkekler oradan odun topladı.

- Ne güzel… Arkadaşlarıyla özlem gidermişlerdir…

- Kuzinede yemekler yapıyorduk.

Dışarıda yiyorduk. Döneceğimiz günün öğlen yemeğinde bir şey dikkatimize çekti.

- Ne çekti dikkatinizi?

- Hayvanlar otluyordu...

- Hayvanlar otlar. Daha önce otlamıyor muydu?

- Az ötemizde otluyordu…

- Kovsaydınız burnunuzun dibinden.

- Durum ciddi!

- Nasıl ciddi? Size yemek için mi bakıyorlardı?

- Hele eşek!

- Bildiğimiz eşek mi?

- Hayır sucukluk eşek!!!

- Doğadaki eşek yani. Evcilleşmiş değildir sanırım.

- O eşek var ya!

- Ne olmuş ona?

- Otlarken bize bakıyordu…

- Sordunuz mu neden bakıyormuş?

- Biz insanlarla dalga geçer gibi bakıyordu…

- Alınmışsınız…

- Selin! O eşek biz insanlardan şanslı.

- Neden büyük ikramiye hep ona mı çıkıyor?

- Düşünür müsün?

- Ne düşüneceğim?

- Eşek gibi çalışmıyor muyuz?

- Çalışıyoruz…

- Markete, bakkala, pazara gidip eve eşek yüküyle dönmüyor muyuz?

- Dönüyoruz…

- Eşekler gibi bir saat kadar yemekler pişirmiyor muyuz?

- Pişiriyoruz…

- Ve oturup yiyoruz.

- Yiyoruz…

- Eşek bizden şanslı. Uğraşmıyor hiç insanlar gibi. Acıkınca otu yerde.

- Ve düşünmüyor bizim gibi ne yiyeceğim diye derde.

- Ve hayvanlar açık havada yaşıyor.

- Anlamadım.

- Selin biz insanlar az oksijenli beton tabutlarda yaşıyoruz.

- Bak bu doğru.

- Suya, elektriğe, gaza para öde. Kesilirlerse yedik ayvayı.

- Bu da doğru.

- Trafiktesin. Arabana çarpıyorlar.

- En gıcık durumlardan.

- Selinciğim sen hiç doğada yürürken çarpışan hayvanlar duydun mu?

- Duymadım.

- Bilet kuyruğunda bekleşen eşekler gördün mü?

- Bu doğru.

- Sokakta sıkışınca gittiği umumi tuvalette sıra bekleyen eşek var mı?

- Tarihe düşülmüş böyle bir kayıt duymadım.

- Bir de şu var.

- Ne var?

- Çiftlikte hayvanlar özgür. Bizim gibi beton tabutlarda yaşamıyorlar.

- İcat çıkarma!

- Ya da şakır şakır yağmurda şemsiyeli eşek? Ya da durmuş trafikte tıma tıkılı otobüste balık istifi olmuş eşekler?

- Sonuç?

- Sonuçta yiyeceğimiz iki gram şey. Onlar da doğada var.

- Eee?

- Selin! Ne halt etmeye evrimleşip insan olduk böyle? Hangi eşek bugün ne giyeceğim diye dert eder kendine? Makyajdı, saçıydı, kravatıydı, ayakkabısıydı saymıyorum.

- Gerilmeye başlıyorum…

- Yeni başladık. Binlerce yıldır savaşmamız cabası. Kaç kişi can verdi? Neden? Doğaya da zarar veriyoruz… Düşünüyorum…

- Seni görmeye gelmiştim… Yüksek gerilim hattıyla konuşuyor gibiyim.

- Ben düşünüyorum… Düşünüyorum… Düşünüyorum… Sen dersin?

- Sus İdil! İki gram aklım var. Şimdi onu da yiyeceğim. SUS!

***

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?