İnsanoğlunun en önemli yanılgısı

Hani hep derler ya; gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklersen, diğerleri de -mecburen!- yanlış iliklenir.
O hesap!
Farkında mısınız bilmem, insanoğlu son birkaç yüzyıldır bilimde, sanatta, sporda, teknolojide vesaire, yaptığı tüm inanılmaz atılımlara, gelişmelere rağmen, tek bir konuda sürekli patinaj yapıyor.
Hatta, geriye gidiyor.
Şöyle ki; dünya gitgide insanların çoğu için çok daha yaşanması güç... dahası, neredeyse bir cehennemi bir yer haline geliyor.
Hem de, tam tersi olması gerekirken!
Değil mi?
Modern çağın başlangıcı sayabileceğimiz Fransız Devrimi'nin sloganı ne kadar umut vericiydi oysa:
'Liberte, egalite, fraternite'...
Özgürlük, eşitlik, kardeşlik...
Ve bunları sağlayacak sihirli sistem: Demokrasi!
Peki, aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra;
Özgür müyüz gerçekten?
Hayır!
Eşit miyiz gerçekten?
Hayır!
Kardeş miyiz gerçekten?
Hayır!
Demokrasi denilen 'uygar' yönetim sistemi, bu haliyle, gerçekten de geleceğe dair herhangi bir umut yeşertiyor mu içimizde?
Hayır!
Dürüst olalım ve sormaya devam edelim:
Özgürlük diye bir 'şey' var mıdır gerçekten?
Eşitlik diye bir 'şey' var mıdır gerçekten?
Kardeşlik diye bir 'şey' var mıdır gerçekten?
Efendim?
'Ölümüne' yaşam kavgası veren ve öncelikle kendi soyunu sürdürmeye programlanmış bir 'canlı' iseniz...
Yoktur. Olamaz...
En basitinden; açın, belgesellere bakın.
Orada var mı?
Eee, en vahşi ve acımasız hayvan türü olan insanoğlunda neden olsun ki?
Aslan gücüyle, ceylan hızıyla, tavşan aşırı üremesiyle, bukalemun kamuflajıyla hayatta kalmış.
İnsanoğlu da, zekasıyla.
Türümüze daha fazla bir 'anlam' yüklemeye gerek yok.
Örneğin, dinozorlar -bir tesadüf sonucu!- yokolmasaydı eğer, bugün yeryüzünde esamemiz bile okunmayacaktı.
İşte, bu kadar basit.
Ki, biliyorsunuz; dinozorlar oldukça 'aptal' canlılardı.
Anlatabiliyor muyum acaba?
...
Epeyce dallı budaklı bir mevzu bu, çok fazla uzatmak istemiyorum.
Ama sonuç olarak, düşünüyorum ki; olmayacak hayaller peşinde koşup, saçma masallarla avunacağımıza.
Gerçekten başarabileceğimiz çok önemli bir şey var aslında:
Yeterince adil olmak!
O kadar.
Sağlam ve herkesi (ideali; tüm insanlığı!) kapsayan bir adalet sistemi kurabilirsek eğer, tarihteki en büyük sosyal devrimi de gerçekleştirmiş oluruz aynı zamanda.
Ötesi, hikaye.

Ve hazır bu konu üzerine söyleşirken, şu önemli noktayı da vurgulamak isterim:
Özgür, eşit, kardeş, demokrat olan toplumlar hangileridir?
Elbette -öncelikle!- Batı toplumları, değil mi? (Japonya, Kore gibi toplumların hikayeleri biraz farklı, onu ayrıca tartışmak gerek!)
Kanada, Amerika, İngiltere, Fransa, Avustralya, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda vesaire.
Peki, neden diğerleri değil de, bunlar daha özgür, daha eşit, daha kardeş, daha demokrat olmuşlar, olabilmişler?
Rönesans, Aydınlanma, Sanayi Devrimi...
Hımmm... Doğru.
Ama tamam da, o Rönesans, Aydınlanma, Sanayi Devrimi falan, öyle kendiliğinden mi başlamış?
Adamlar genetik bir mutasyon geçirmişler ve birkaç nesilde zeka, bilgi ve yetenekleri olağanüstü artmış... aniden aydınlanıvermişler... ve kopup gitmişler işte!
Buna mı inanacağız yani?
Elbette hayır.
Tarihin o döneminde, o coğrafyada bazı ' özel' şartlar oluşmuş ve devamında o atılımlar gelmiş. (Neden başka yerde değil de, orada?.. O da ayrı -ve uzun!- bir tartışma konusu tabii!)
Daha doğrusu, oluşan şartlarla birlikte yaşanan gelişmeler yeni şartlar yaratmış, o şartlar yeni gelişmelere neden olmuş ve böylece sürüp gitmiş.
Örneğin:
Yeni kıtaların keşfi ile Avrupa'ya büyük servet akmış...
Ve yanında -mecburen ve doğal olarak!- bilimsel keşifler gelmiş...
Her yeni bilimsel keşif, daha da öne geçmelerine, arayı daha da açmalarına ve netice olarak daha da çok sömürmelerine, zenginleşmelerine yol açmış...
Ve o zenginlik ve refah sayesinde en büyük sanat eserleri yaratılmış, en modern şehirler kurulmuş, en ileri üniversiteler açılmış, burjuva ile asillerin ilişkileri -yani devlet yapıları!- yeniden düzenlenmiş vesaire.
Kısaca, bir süreç tetiklenmiş ve bugün o sürecin sonuçları yaşanmakta sadece.
O sürecin dışında kalanlara ise -ki, büyük çoğunluğu bahsi geçen sürecin sömürgeleri zaten!- onlara bakıp yalanmak ve eğer başarabilirlerse, kapağı oralara atmak kalmış. (Eh, bir de bizim gibi arada derede kalanlar var ama, konuyu dağıtmayalım!)
Sonuçta, demem şu ki; özgürlük, eşitlik, kardeşlik, demokrasi gibi 'soyut' kavramlar, büyük ölçüde kan ile, ölüm ile, vahşet ile elde edilmiş 'konforlu' ayrıcalıklardır aslında.
Ve yalnızca o ülkelerin sınırları içinde geçerli 'toplumsal mutabakat'lardır.
Eee, zenginliğin keyfi her an 'Başıma ne gelecek?' diye korkarak, diken üstünde yaşamakla çıkmaz herhalde. Şöyle rahat rahat yiyip içecek, gezip eğleneceksin en azından.
Haa, dışarıda kalanlar nasıl yaşıyormuş, hiiiç önemli değil.
Hem unutma; sen onlar öyle yaşadığı için bu hayatı yaşıyorsun zaten.
Bu arada, sızlayan vicdanını avutmak, yanan ruhunu serinletmek istiyorsan, çok mu zor, bir şeyler uyduruver gitsin canım!
Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, demokrasi...
Dilin kemiği yok nasıl olsa.
Kalem de tükenmez, hep yazar.
...
Arkadaşlar, aslolan; istisnasız herkes için aynı şeyleri söyleyen -ve uygulayan!- adalettir.
Nokta.
Gerisi fasa fiso!
Bence...

Murat Hiçyilmaz  / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?