Hayvanlar, asıl size hoşt!

Şu dünyada en vahşi yaratık insanoğlu. Bundan artık eminim.
Her geçen gördüklerim beni hem ürkütüyor, hem kızdırıyor hem de midemi bulandırıyor. Neden bu kadar sevgisiz insanoğlu, aklım şaşıyor.
Geçen gün mahallemizin köpeklerinden biri kuyruğunu sallayarak yanıma geldi; sık sık karşılaştığımız için artık yakından tanışıyoruz. Anladım ki benimle oynamak istiyor. Eğildim, başını okşadım. O sırada sevimli bir çocuk elini uzatarak yanımıza doğru gelmeye başladı. Bizim gariban da çocuğu görünce daha da sevindi, ona karşı tüm sevimliliği ile bir takım hareketler yaptı. Ama o da ne; arkadan bir ses duydum:
- Hoşt, hooştt! Gel çocuğum buraya, sakın dokunma!
Sanıyorum çocuğun annesiydi; tam "Asıl size hoşt!" diyecektim ki zor tuttum kendimi:
- N'oldu hanımefendi, dedim; neden kızdınız!
- Uzak tutun köpeğinizi çocuğumdan, ısırır, mısırır. Hem pistir de...
- Yok ısırmaz. Ben şimdiye kadar onun kimseyi ısırdığını görmedim. Hem kulağında küpesi de var, aşılı. Pis falan da değil!
Köpekçik şaşkın şaşkın kadının kendisine hamle yapmasını izliyordu. Baktım ki ısrar edersem iş fazla uzayacak, arkadaşımı
çocuğun da kadının da yanından uzaklaştırdım.
O ise küçük çocuğa şimdiden sevgisizliğini aşılamaya çalışıyordu; "Uzak dur köpeklerden, kedilerden. Pis onlar, ısırır" diye diye götürdü küçüğü.
Üzüldüm.
Hemen her gün okuduğumuz haberler geldi aklıma. Yok şu çöplükte köpek ölüleri bulundu, yok şurada hayvana işkence edildi gibi...
İşte o çocuk bu sevgisizlikle büyürse yarın o işkencecilerden biri olacak; böyle yetişiyorlar demek ki, acıdım.
Şu dünyayı paylaşmayı öğrenemedik gitti.
İçlerindeki sevgisizlik ve barbarlık bir insanoğlu olarak beni de utandırıyor. Acımasızlık uykularımı kaçırıyor.
Denizleri kirleterek içindeki canlıları yok eden biz.
Dağları delerek, ormanları keserek, dereleri yok ederek ayıların, domuzların, tilkilerin, bütün canlıların yaşam alanlarını bitiren biz.
"Spor turizmi, hobi" diyerek avcılık diye elimize dürbünlü tüfekleri alıp, günahsız yere masum canlılara ateş eden biz.
Yahu parayla av turizmi adı altında dağlardaki canlıları vurduruyoruz; nasıl bir yaratığız biz!
Ne istiyoruz dağ keçisinden, üveyikten, kara bataktan, domuzdan, sansardan!
Halbuki hepsinin bir görevi var doğada, katkısı var. Domuz mesela, altını üstüne getiriyor toprağın ve havalanması sağlayıp, doğanın yeşillenmesine ön ayak oluyor; ne istiyoruz gariban hayvandan!
Bizimle birlikte bize yakın yaşayanlara "Hoşt!"
Bizden uzak yaşayanlara "yaylım ateş!"
Nedir bu canlıların bu vahşi insanoğlundan çektiği!
Bu dünyada soramıyorlar ama dilerim Tanrı'dan ki öbür dünyada yapışsın yakanıza bu masumlar!
Bi bitmediniz gitti be; içinde sevgisizlik ve kötülük dolu hayvan oğlu hayvanlar!

***

Türk futbolunun şımarıkları: Sıktınız artık, yeter!

Asık suratlı insanlar cumhuriyetiyiz biz; surat bir karış gezip, sağa sola bağırdıkça kendilerine saygı gösterildiğini sananlar çok var toplumumuzda.
Siyasette de böyle bu, sporda da.
Hele biraz tanınan bir tipse, bir de mikrofon uzatılırsa ağzına, başlıyor sallamaya bağıra, çağıra.
Futbolumuzdaki yöneticileri görüyorsunuz; hele de 4 büyüklerdekileri.
İstiyorlar ki;
- Aleyhimizde penaltı verilmesin!
- Lehimize her maçta verilsin!
- Futbolcumuz kart görmesin!
- Rakip takım her maçta kırmızı kartla eksilsin!
- Biz hiç yenilmeyelim. Her maçta yenelim!
- Hakemleri mahvedelim!
Son olarak Galatasaray'ın Ankaragücü'ne yenildiği maçtan sonra gördünüz işte yaşananları. Başkan bağırdı. Teknik direktörü bağırdı. Kaptanı bağırdı.
Ne oluyor yahu; sanki takımları Bayern Münih gibi oynadı!
Yarın öbür gün Fenerbahçe yenilirse de aynısı olacak, Beşiktaş yenilirse de, Trabzonspor yenilirse de...
Diğer takımların sesleri duyulmayacak bile haksız bir şekilde yenilseler de.
Türkiye Futbol Federasyonu'ndan sağlam bir duruş bekliyoruz artık; yüz vermesinler bunlara...
Bunların yüzünden futbolda Edirne'yi geçince perişan oluyoruz; bir dur demenin zamanı çok geldi de geçiyor aslında.
Haydi Nihat Özdemir, haydi federasyon.
Ağızlarının payını verin şunların lütfen!
Bu son olsun, bu son!

***
Ah Süleyman abi ah!

Bugünkü yöneticileri gördükçe Süleyman Seba'yı anmadan geçemiyorum.
Hayatımda gördüğüm en kalabalık cenaze törenlerinden birine 13 Ağustos 2014'te şahit oldum ben.
Beşiktaş'ın efsane başkanı Süleyman Seba'nın son yolculuğuna uğurlanış töreniydi bu. Hayatını geçirdiği Akaretler'deki sonradan Süleyman Seba Caddesi olarak ismi değiştirilen Spor Caddesi'nde iğne atsan yere düşmezdi! İnönü Stadı'ndaki törende de öyle...
Sadece kalabalık olması değildi bu cenaze töreninin özelliği. Katılanların çeşitliliği idi.
Doğal olarak Beşiktaşlılar vardı elbette ama...Galatasaraylılar da vardı, Fenerbahçeliler de... Trabzonsporlular da vardı, Bursasporlular da...
Hemen her takımdan kişiler, tanınmış isimler oradaydı.
Spor dünyası oradaydı, siyaset ve sanat dünyası da...
Akaretler'de çöp kutularından kağıt toplayan çocuklardan tutun da ülkenin en önemli iş adamları da...
Demek ki sadece benim ve etrafındakilerden benim tanıdığım sayılı insanlarda iz bırakmamıştı Seba... Bir kez bile görüştüğü kişilerde de derin etki yaratmış olmalıydı. Faal olarak başkanlık yaparken de, başkanlığı bıraktıktan sonra da birleştirmeye çalışırdı her kesimi; cenazesinde de birleştirmesi büyük adamlığının kanıtıydı.
Cebinde taşısa da hep Necip Fazıl’ın şu iki mısrasını;
“Cenazemde olmasın çelengim, top arabam
Tabutumu taşısın dört tam inanmış adam.”
Onbinlerin omuzlarında taşınmıştı tabutu gözyaşlarıyla...
Peki nasıl olmuştu bu?
Elbette ki Süleyman Seba'yı Süleyman Seba yapan sadece sahalarda alınan sonuçlar, kupalar değildi. Yaşam tarzıydı. Olaylara bakış açısıydı. Efendiliğiydi. Otoriterliğiydi.
Otoriterlik derken... Bugünkülerin yaptığı gibi öyle asık suratla gezerek, ona buna posta koyup, bağırıp çağırarak kurulan otoriterlik değildi bu. Bazen tek kelime etmeden bakışlarıyla anlatırdı ne demek istediğini...
"Beşiktaş şampiyon olunsun, maç kazansın diye tutulmaz. Beşiktaşlılık bir değerler manzumesidir. Dürüstlüktür, ahlaklı olmaktır" lafı yaşam tarzının ve hedefinin özetiydi aslında; bunu diğer kulüp taraftarları için de söylerdi.
13 Ağustos 2014 tarihinde göç etti Büyük Başkan. O gün bugün ölümsüzler diyarında yaşıyor.
Bugün düşünüyorum ve bugünkü yöneticileri görüyorum da... Ne kadar şanslı bir insan olduğumu tekrar anlıyorum.
İyi ki tanımışım onu. İyi ki "Süleyman abim" olmuş benim. İyi ki hatalarımda kızmış, azarlamış... İyi ki olumlu işlerimle sırtımı sıvazlamış.
Dostlar sofrasında yer alan insanlardan biri olmuşum iyi ki...
Anılar biriktirmişim, tavsiyelerini dinlemişim...
İnanın şu yazdıklarımı okusa derdi ki, "Şeyi şey etmişsin sen de oğlum" der, kızardı yine bana.
Ama sen sensizliğin ne olduğunu nereden bileceksin ki Süleyman abi. Onu geride bıraktıklarına sor.
Sakın kızma!
Çünkü seni unutmak çok ama çok zor.

Gürel YURTTAŞ / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?