Perşembenin Öyküsü: KİLİT

DOĞAL İLAÇ

Sevgili Bam Bam;

İyi ki şu e-posta var. Haberleşiyoruz anında. Bugün memleket haberlerinden Umut. Neler olduğunu anlatıyorum…

Üç bölümlük dizi. Okur musun?

BİRİNCİ BÖLÜM

Umut şu mimar Burak beyi aramış telefonla:

- Alooo… İyi günler. Ben Umut. Burak beyle görüşmek istemiştim.

- Ben Tokay. Kapı komşusuyum. Eşi işte. Burak evde. Ancak kimseyle görüşemez. Yani konuşacak durumda değil Burak bey.

- Neden? Rahatsız mı? Geçmiş olsun.

- Rahatsız olup olmadığını da anlayamadık.

- Anlamadım. O ne demek?

- 25 gün önce çenesi kilitlendi.

- Çenesi mi kilitlendi? Çok sakin birisidir Burak bey. Ağzı vardır, dili yoktur. Hayret! Nasıl oldu?

- Anlayamamışlar nasıl olduğunu. Kahvaltıya oturmuşlar Pazartesi sabahı. Açamamış ağzını.

- Acile gitmişler değil mi?

- Önce sağlık ocağına aile hekimine gitmişler. Anlayamamış. Hospital Hastanesi’nin aciline göndermiş. Bana da söylediler. Hemen gittik. Acilde de anlaşılamadı. Yatırdılar.

- Doğrusu da bu.

- Sabah oldu. Ve beş gün gitmediğimiz bölüm kalmadı. Takayım gözlüğümü… Okuyorum…

Kardiyolojiden enfeksiyon hastalıklarına, nörolojiden psikiyatriye, cildiyeden kalp ve damar cerrahisine, beyin ve sinir cerrahisinden ortopedi ve travmatolojiye, ürolojiden kulak-burun-boğaz hastalıklarına, göz hastalıklarından radyasyon onkolojisine, radyolojiden nükleer tıbba, tıbbi patolojiden tıbbi genetiğe, tıbbi biyokimyadan tıbbi mikrobiyolojiye, spor hekimliğinden hava ve uzay hekimliğine, sualtı hekimliğinden hiperbarik tıbba, halk sağlığından, fizyolojiye ve fiziksel tıp ve rehabilitasyona kadar dolaştırdılar...

Embriyoloji ve Histoloji, Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji. Anlaşılamadı. Gideceğimiz son adli tıp kaldı. Yani tıp çaresiz kaldı.

Sıvılaştırılmış yemekleri kamışla içiyor Burak. Üç kilo verdi. İnat ettiler. Yukarıdaki bölümleri ikişer kez daha dolaştırdılar. İndi yedi kiloya.

Sonra…

- Sonra ne oldu?

- Bir yeni aygıt gelmiş Hastane Hospital’ina. Oraya gönderdiler.

- Gene aynı bölümlere mi gittiniz?

- Hiç sormayın. Bu kilitlenme iki kere de Hastane Hospital’da turlattı. Ve yeni aygıtta çekim.

- Sonuç?

- Anlaşılamadı. Sıvı ilaçlar verdiler. Sanırım doktorları hırs bastı. İki hafta sonra gene gideceğiz. Ancak asıl sonuç bu kilitlenme üçümüze de tırlattı. Burak 80’ten düştü 65’e. Eşi Mayda 60’dan 55’e. Ben 70’den 65’e. Yemek düzenimiz sinirlerimiz gibi bozuldu. Ayıp olmasın diye biz de Burak bey gibi kamışla içtik. Durum bu Umut bey.

- Tokay bey bildiğim bir kocakarı yöntemi var ancak…

- Bırakın ancağını Umut bey. Adınız gibi umut olacaksa, söyleyin hemen. Uygulayalım o yöntemi. Söyleyin çabuk!

- Trinidad Moruga Skorpiyon biberini duydunuz mu? Dünyanın en acı ikinci biberiymiş.

- İlk kez sizden duyuyorum. En acı ikinci biber ha! Vay be! Ne yapacağız bu biberle?

- Gemimiz fırtına nedeniyle Trinadad’a sığındığında öğrenmiştim.

Koşuştururmuş Moruga Skorpiyon biberi, sadece dilin değmesiyle “yandım anam” diye bağırta bağırta hastaneye. Kapanmazmış ağzı.

Denermiş inanmayanlar. Ve bağırır dururmuşlar sürekli iki gün boyu kapanmadan ağızları.

Etkilermiş sindirimi de doğal olarak.

Sürekli çıkartırmış gazları. Pırt, pırt, pırt. Pıırrt, pııırrt, pırt. Pırt, pırt, pırt, pıırrt. Pırt, pırt, pırt, pıırrt. Pıııırrrrt, pııııırrrrrt pırt sesleriyle yaka yaka… Söylermiş sanki Acıların Çocuğu şarkısını. Koşuşturur dururmuş ordan oraya buharlı lokomotif gibi…

- Sonra?

- Üçüncü gün başlarmış konuşmaya. Paslı dişlileri yağlamak gibi demişlerdi.

- Deneyelim…

- Deneyecekseniz bazı kuralları varmış.

- Kurallar mı? Neler onlar?

- Tam etki için üç kaşık birden gerekiyormuş. Suda eritin. Kamışla içsin.

- Başka?

- Uyuşurmuş ilk üç dakika dili damağı. Kımıldayamazmış hiç. Dönermiş mumyaya. Korkulmamalıymış. Açarmış çenesini ardından. Başlarmış bağırması…

- Umut bey biber skorpiyon olacaksa kilidin anahtarı. Bağırsın. Sorun değil.

- Tokay bey. 48 saat birisinin bağırmasına kim dayanabilir?

- Yani. Burasını atladım sevinçten. Çok severim Burak bey oğlumu.

- Sadece o da değil.

- Ne var başka?

- Haber verir konu komşu polise ‘deli var!’ diyerek.

- Yaka paça götürürler akıl hastanesine. Ne yapacağız?

- Mevsim yaz. Yerleşimden çok uzak bir yere gidilecek.

- Gideriz. Başka çaresi yok.

- Bırakın orada istediği kadar bağırsın.

- Bağırsın…

- Ne kadar canlı varsa kaçar.

- Kaçsın!

- Otları da yolabilirmiş…

- Yolsun. Yeter ki kilitlenen çenesine anahtar olsun.

- Hani bir laf var. Bir lira ver konuştur. Bir milyona susmaz. Öyle oluyormuş.

- Sağolun Umut bey.

- Yararım dokunsun da...

- Umut bey iyi günler. Görüşmek üzere.

- Tokay bey iyi günler. Burak beye ve her ne kadar tanımıyorsam da eşine selamlar. Geçmiş olsun. Görüşmek üzere.

İKİNCİ BÖLÜM

- Aaaa! Hoş geldiniz Burak bey.

- Size teşekkür etmeye geldim Umut bey.

- Burak bey lütfen! Teşekkür etmenizi gerektiren bir şey değil söylediğim. Sözü bile edilmez!

- Siz olmasaydınız açılmayacaktı çenemin kilidi.

- Bu arada tanıştırayım. İkizler Tokay beyin iki basketçi oğlu.

- Bildirseydiniz keşke önceden. Eşim annesine gitti bir haftalığına. Hazırlıksız yakalandım. Evde sunulacak çaydan başka şey yok.

- Umut bey hiç önemli değil. Bu iki miniğin maçı vardı. Hazır araba varken ben de geldim.

- Ama temmuz ayındayız. Lig maçları daha başlamadı.

- Özel maç için gelmişler.

- Hangi takımla?

- Umutspor’la.

- Hiç duymadım.

- Umutspor sizsiniz Umut bey.

- Ben miyim?

- İki miniğin maçı sizinle. Hadi veletler!

- Ne yapıyorsunuz! Bırakın beni!

- Ağzını da bantlayın.

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Beğendim şarkınızı umut bey. Ben umutsuz durumdaydım. Şaşkındık. Acil çözüm isteği sağlıklı düşünmemizi engellemişti. İnanmıştık size.

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Aynen dediğiniz gibi Umut bey. İnanmadık doktorlara. Aptallık ettik. Dinleyin. Ne imiş aslı. Nedenini araştırıyormuş doktorlar.

Çene kaslarında kasılmadan olabilirmiş. Çene eklemi içindeki disk / kıkırdak bozukları neden olabilirmiş.

Kilitlenmeden önce, çene konuşmak ve yemek için hareket ettiğinde tıkırtı sesi çıkarabilirmiş. Ağrı ile birlikte kaygılara neden olurmuş.

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Demek beğendiniz. Ders notları gibi. Okuyayım notlardan…

Yirmi yaş dişinin çıkması, bademcik, tetanoz ve kas rahatsızlığı nedenleri arasında sayılırmış.

Baş, kulak, kulak çınlaması, çene ekleminden ses gelmesi, ağzı açmada zorluk, ağrı, çene yapısında kayma biçiminde kendini gösterebilirmiş.

Daha öncesinde bir travma da kilitleyebilirmiş çeneyi. Bir ruhsal neden de organlardan birini etkileyebilirmiş.

Daha çok şey var. Burada keseyim. Araştırıyormuş doktorlar… Yanlış tedavi olmaması için.

O pazartesi sabahı korkunç rüyayla uyandım. Rüyamda tanıdık tanımadık herkes deliriyordu sırayla. Sıra bana geldi. Bağırmak istedim. Bağıramadım. Kilitlenmişti çenem. Uyandım o sıra. Durumum buymuş.

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Umut bey geçiyoruz şimdi uygulamalı dersinize...

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Çok mu merak ettiniz Umut bey?

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Uygulamalı dersinizi açıklıyorum hemen…

Sizin önerinizle dünyanın en acı ikinci biberi Trinidad Moruga Skorpiyon ile bana iki çoşkulu gün yaşatmıştınız… 2.009.231’lik acılık değeriyle.

Size teşekkür etmem gerekiyor. Ancak olur mu öyle kuru kuru teşekkür!

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Siz de başınızı iki yana sallayıp ‘olmaz’ diyorsunuz. Trinidad Moruga Skorpiyon’un üstüne çıkmalıyım… Aile terbiyesi almış birisi olarak. Bu da Guinness Rekorlar Kitabı'na göre dünyadaki üzerindeki en acı biber Carolina Reaper olur. 2.200.000’lük acılık değerinde. Skorpiyon 2.009.231’lik idi. Carolina ise Anadolu biberinden 220 kat daha acı.

- Mıııh... Mııııııh… Hıhıhı! Hıhıhı!

- Şurada altı kaşık Carolina Reaper var. Beş dakika mumya gibi kalacaksınız. Sonrasını anlatmayayım. Heyecanlı olsun. Veletler biriniz bandını zıkarırken öteki burnundan tutup açsın çenesini.

- Aaagğhırı.. Aaagğhırı.. Aaagğhırı..

- Açıldı gözleri faltaşı gibi. Demiştim çok sevinecek. Altı kaşık döker dökmez çıkıyoruz… Geldi mama saatiniz Umut bey… Yarasııın…

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Ve Bam Bamcığım. Fırlamış Umut caddeye beş dakika sonra avazı çıktığı kadar bağırarak. Koşuyormuş bağırarak itfaiye sireni gibi… ‘Aaaahhh…. Aaaahhh…. Aaaahhh…..’ Kaçıyormuş herkes önünden saldıracak diye. Çağırmış polisi gören herkes. Ve sonunda yakalamış polisler yaka paça.

Öğlen televizyonda gördüm. Kıpkırmızıydı yüzü elleri. Tanıdım. Doğru hastaneye gittim. Verdim kimlik bilgilerini. Tıkmışlar yalıtılmış deli odasına. Konuşamadı hiç ilk dört gün bağırmaktan. Eşi Pelin geldi. Devrettim. Nöbeti. Ondan yanıtlayamadım.

İzin ver. Önce yemek yiyeyim de. Sonra geçeyim senin konuna. Hadi görüşürüz. Bu arada…

***

Murat B. Tepebaşılı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?