Beklentiler üzerine bir sohbet…

“Yahu söylesene, yaşamdan beklentilerin nedir senin?..”

“Nasıl yani?..”

“Yani, ne istiyorsun yaşamdan?.. Nasıl bir hayat yaşarsan, yaşlandığında ‘Hah, işte yaşamak istediğim hayat tam da buydu. Bir daha dünyaya gelsem, yine aynı hayatı yaşamak isterdim!’ dersin?..”

“Valla, bilmem ki… Aslında, hiç düşünmedim desem, yalan olur. Taa çocukluğumdan beri, en çok düşündüğüm konulardan biri bu. Ama yine de, böyle aniden sorunca, doğru dürüst bir yanıt veremiyor insan…”

“Neden peki?.. O kadar zor bir soru mu sordum?..”

“Yoo, tam tersi, çok kolay yanıtlanacak bir soruya benziyor sanki. Ama değil nedense...”

“Şimdi sen, hayattan ne istediğimi bilmiyorum mu diyorsun yani?..”

“Eee, sanki biliyorum gibi... Hem de gayet iyi biliyorum. Ancak, hemen, anında verecek bir yanıtım yok. İyi bir hayat, sağlıklı, mutlu, başarılı... Kim istemez ki?.. Fakat öte yandan, bunların hepsi anlamsız, basmakalıp yanıtlar. Mesela, iyi bir hayat isteğini alalım. Hangi kıstasa, kime göre iyi bir hayat?.. Hımmm... Sanırım, bildiğimi düşünsem de, tam olarak bilmiyorum galiba…”

“Gerçekten emin misin bilmediğine?..”

“Korkarım, öyle...”

“Peki, sence ‘bilmiyorum’ doğru yanıt mıdır?..”

“Dedim ya; doğru mudur, yanlış mıdır bilemem ama, verebileceğim en dürüst yanıttır…”

“Bir daha düşün öyleyse. Doğru yanıt ne olmalı, onu düşün…”

“Doğru yanıt?..”

“Evet. Ya da şöyle söyleyeyim; verilebilecek en doğru yanıt…”

“Doğruyu geçtik, hem de en doğruyu istiyorsun, öyle mi?..”

“Aynen öyle. En doğru yanıtı ver bana…”

“’Kendi en doğru yanıtını ver’ demek istedin herhalde…”

“Bu soruya herkesin farklı bir yanıtı olabileceğini mi düşünüyorsun?..”

“Elbette. Doğal değil mi?.. Her insan az ya da çok diğerlerinden farklıdır ve dolayısıyla, hayattan beklentileri de o nispette farklı olacaktır. Böyle bir soru sorman bile şaşırtıcı doğrusu…”

“Şaşırtıcı mı?..”

“Evet. Düşünsene, senin isteklerinle benim isteklerim aynı olabilir mi?.. Aynıysa, hatta şöyle diyeyim; bire bir aynıysa, bizim de, ikimizin yani, ikiz filan olmamız gerekir herhalde...”

“Hah hah haa!.. İkiz ha?.. Demek ikiz olmasak aynı yanıtı veremeyiz...”

“Veremeyiz tabii… İkizler bile veremez ya. Senin kimbilir ne hayallerin vardır. Karakterin, fiziki özelliklerin, eğitimin, yetiştiğin çevre… Daha neler neler… Seni benden ve diğer tüm insanlardan ayıran… Nasıl aynı yanıtı verebiliriz ki?..”

“Veremez miyiz?..”

“Hayır. Kesinlikle imkânsız…”

“Hiçbir yanıt aynı olamaz diyorsun yani…”

“Olması mümkün değil. O kadar ki, aynı insan bile her zaman aynı yanıtı vermez, veremez. Gününe, saatine, o anki ruh haline, yaşına, bulunduğu ortama göre değişir yanıtları…”

“Ama belki de bir ortak yanıt vardır. Öyle bir yanıt ki, tüm yanıtların dışında ve üstünde, ve hatta belki de hepsinden daha doğru bir ‘ortak’ yanıt...”

“Haydi canım, dalga geçiyorsun herhalde. Veya sırf laf olsun diye konuşuyorsun şimdi, itiraf et…”

“Hayır, hayır... Kesinlikle çok ciddiyim. Tek bir yanıt olmalı. O denli önemli bir soru ki bu, yanıtı herkesi için farklı olamaz… Tek bir doğru, gerçek, basit ve anlamlı bir yanıtı olmalı o sorunun…”

“Bence olmaz…”

“Olur…”

“Nedir öyleyse?..”

“Duymak istiyor musun gerçekten?..”

“Evet, kesinlikle… Böylesi önemli bir sorunun 'en doğru' yanıtını kim duymak istemez ki?.."

“Aslında çok basit..."

“Çok mu basit?.. Hımmm, ilginç… Doğrusu, çok karmaşık olduğunu tahmin ediyordum ben..."

“Tam tersine. Her konuda daha karmaşığı, en karmaşığı ararsın sürekli... Ve çoğunlukla vardığın yerin en başta yola çıktığın nokta olduğunu görürsün. Hatta, daha gerisi belki…”

“Peki, neymiş o karmaşıklığına rağmen en basit ortak yanıt?..”

“Hiçbir şey…”

“Anlamadım…”

“Hiçbir şey. Yanıt bu…”

“Hiçbir şey nasıl bir yanıt olabilir ki?..”

“Basit: Hayattan ne istediğinin yanıtı ‘hiçbir şey’ olmalı. O zaman sahip olamadığın şeyler için üzülmezsin ve yaşamın kendisi dahil, sahip olabildiğin en küçük şey bile senin için olağanüstü kıymetli olur. Ve her şey bir yana, gerçek anlamda özgürleşirsin...”

"Özgürleşir miyim?.."

"Elbette. Düşün ki, istediğin herhangi bir şeye sahip oldun: Ev, araba, aşk, para, şan, şöhret, kariyer, vesaire... O şeyin senin gözündeki anlamı eskisiyle bire bir aynı mıdır artık?.. Yoksa, can sıkıntısıyla karışık, sahip olduğun o şeyi koruma, kaybetmeme çabası ve daha fazlası için yeni beklentiler mi getirir yalnızca?..

“Ama ya benim içimden geçenler, amaçlarım, hayallerim, arzularım, onca yıllık emeklerim?..”

“Tüm bu saydıkların ve sonuçta sen, ne kadar önemlisin ki, isteklerinin eksiksiz karşılanmasını bir hak olarak talep edebiliyorsun yaşamdan?..”

“Ben bir bireysem, önemliyim elbette… Yalnız ben değil, her birey önemlidir. Ayrıca, şu noktayı da gözardı etmemek gerek: İnsanoğlu dışında tüm canlılar 'o anda ve o yerde' yaşarlar. Yani, onlar için asıl önemli olan ’şimdiki zamanda’ varolmalarıdır. Öncesi ve ötesi pek yoktur. Oysa bizim geçmiş hep sırtımızdadır ve sürekli geleceğe yönelik planlar kurar, çalışır, çabalarız...”

“Ve o planlar gerçekleşmeyince de üzülür, acı çekeriz..."

"İşin bir de o yönü var tabii..."

“Var ya… Acı vermesini bırak, söylesene, şu bahsettiğin özellik, insanoğlunun önemini hemcinslerine ve diğer varlıklara karşı kesinkes arttıran bir etken midir acaba?.. Diyelim, iki, üç ya da dört nesil önceki atalarının mezarlarını falan geçtim, isimlerini kaç kişi bilir?.. Nasıl insanlardı, hayattan beklentileri nelerdi?..”

“Hımmm… Doğrusu hiç düşünmemiştim…”

“Azıcık düşün bence. Ayrıca, şunu da düşün: Bin yıl sonra, on bin yıl sonra, bir milyon, on milyon, bir milyar yıl sonra… hangimiz kalacağız, hatta insan diye bir varlık kalacak mı acaba?..”

“Valla, benim isteklerim sadece benim yaşam süremle sınırlı. Gerisini pek umursamıyorum…”

“Eee, o zaman az önce sözünü ettiğin hayvanlardan, bitkilerden, hatta tek hücreli amiplerden ne farkın kalıyor ki?.. Onlar da kendi yaşam süreleri içinde en iyi hayatı yaşamak istiyorlar sadece…”

“Haklısın galiba…”

“Değil mi ya…”

“Ama, yine de, ne olursa olsun, ’hiçbir şey’den biraz daha fazlasını bekliyorum hayattan..."

“Sağlıklı olarak bu yaşa gelebildiğine ve ne bileyim, en azından şu an şu tartışmayı yapabildiğimize göre, sence almamış mısındır?.."

“Ne demek istediğini anladım sanıyorum. Almışımdır belki. Fakat, biraz daha fazlası hiç fena olmazdı hani..."

“Ne diyeyim… Tüm beklentilerinin karşılığını alırsın umarım…”

“Bakalım. Yaşayıp göreceğiz nasıl olsa...”

Murat Hiçyılmaz  / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

01

S.s - Her istek, hayal ve hedeflerimize sahip olabilmek için aslında en büyük bedeli ödüyoruz... O ise zaman, zamanımız da aslında özgürlüğümüz.

Yaşlanınca daha rahat, konforlu bir hayat için gençliğimizi takas ediyoruz. Yaşlanınca da ahh, hey gidi gençlik yıllarım diyoruz. Murat Hiçyılmaz bunu cok guzel anlatmış, kalemine sağlık...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 01 Mart 23:51


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?