Denizleri dolduralım, suları kurutalım, ağaçları keselim!

Bizde adettir. Ülkemizle ilgili bir söze başlarken, "Şu cennet vatanı" deriz hep. Üç tarafının denizlerle çevrili olduğunu mutlaka vurgular, güzelliklerini ballandıra ballandıra anlatırız.
Oysa laftadır bu!
Gerçekte şu cennet vatanı alt üst etmek için yanıp tutuşuruz!
Denizi görünce; doldurmak gelir aklımıza önce. Onca arazi varken denizleri doldurur, üzerine bina, havalimanı, iş merkezi gibi inşaatları dikeriz.
Boş durması batar bize! Küçük bir koy da olsa ille de dolduracağız; rahat edemiyoruz başka türlü!
Ağaç da öyle... Bir ormanın oluşması için yüzyıllar geçmesi gerekir. Ama bize göre yanlıştır bu! Keser biçeriz ağaçları, ormanı; toprağın altındaki maden için; sonra da hemen orman oluşturacağımızı söyleriz bir başka yere.
Ovaları bitiririz!
Dereleri, gölleri kuruturuz!
Dağları, tepeleri oyarız!
Bunları bizden başka dünyada hiç bir millet yapamaz bizim gibi; bununla da gurur duyarız! İlkleri başaran bir toplumuz ne de olsa!
Mesela Kaz Dağları... Milattan önce 5 - 6 binlere uzanan bilinen geçmişinden bugüne (İda Dağı) pek çok efsaneye ev sahipliği yapmış, güzelliği ile büyülemiştir herkesi ama... 10 bin yıldır kimsenin aklına gelmemiş kazma, kürek, kepçe, dinamitle girip; ağaçları keserek maden aramak orada!
Mesela Karadeniz'deki dereler... Yüzyıllardır akar durur; bereket götürür geçtiği yere ama... İnsan şimdiye kadar kurutmaz mı oraları, bu şeref de bizim nesile nasip oldu sonunda!
Mesela Marmara Denizi... Onlarca balık türünü, içinde yaşayan onca canlı türünü nasıl bitirdik ama... Sadece bir kaç çeşit balık kaldı şimdi; onları da kuruttuk mu; al sana tarihe altın harflerle yazılacak bir başarı daha...
Meselaları uzat uzatabildiğince... Anadolu'nun her bir yanını didik didik ettik, etmeye de devam ediyoruz. Kimse durduramıyor bizi!
Bakın şimdi sıra Saros'a geldi. İşi gücü bıraktık, ille de akvaryum olarak adlandırılan Saros Körfezi'ni bitireceğiz! Onca raporlara, alınan kararlara rağmen çalışmalar sürüyor inatla.
BOTAŞ her yeri halletmiş, gözünü oraya dikmiş. 270 metre uzunluğunda bir iskele dolgu platformu ve kara boru hattını hançer gibi dikecek bu cennetin içine; ölüm fermanı bu.
Yargı süreci, "Yapılmamalı" denilen bilirkişi raporları, toplanan binlerce imza... Takan kim! İlle de yokedilecek orası.
Ne yapacağız bilemiyoruz.
Nereye gideceğiz?
Hangi yeri koruyacağız?
Bir gün bakıyorsun Karadeniz'den geliyor haber... "Durun kıymayın" derken, peş peşe Ege'den, Marmara'dan, İç Anadolu'dan, Akdeniz'den sürekli doğa katliamı haberleri...
Ne yapacağımızı şaşırdık; sanırsın yağmaya gelmişler de güzelim ülkenin güzellikleri kapanın elinde kalıyor.
Hadi biz uçundan köşesinden gördük cennet vatanımızın cennet köşelerini de... Ya bizden sonraki nesiller...
Onlara ne ağaç kalacak, ne deniz, ne de akarsu!
Anca resimlerde görecekler maviyi, yeşili, kuşu, balığı!
Engel olamadık, olamıyoruz. Gözümüzün önünde perişan ediyorlar, durduramıyoruz!
"Affedin bizi" diyeyim diyorum ama... Ben bile affedemiyorum kendimi, bizim nesili.

***
Metin Oktay'ın kemikleri sızladı!

Öbür dünyadaki tanıdıklarım bu dünyadaki tanıdıklarımdan daha çok artık! Her geçen gün de aralarına yenileri ekleniyor.
Yaşlanıyorum demek ki; bu dünyada "Abi" dediklerimin sayısı giderek azalıyor.
Anlıyorum ki; sıra bana da geliyor!
Ama korkmuyorum ölümden; tam tersine şanslı sayıyorum kendimi. Çünkü kaybettiklerim arasında o kadar iyi insanlar vardı ki; gittiğimde o tarafa yalnızlık çekmeyeceğim en azından. Bu beni teselli ediyor.
Tanıdığım insanlardan biri de Türk futbolunun Taçsız Kralı Metin Oktay'dı. Zaman zaman masasına oturttu beni, sohbetine ortak etti.
Sadece sahaların kralı değildi, insanlığın da krallarındandı.
"I love you. Seni seviyorum küçük Co" diye takılırdı bana ve sevdiği diğer insanlara... Sevmediklerine ise... Bunu bilemedim; çünkü sevmediği kimseyi görmedim.
Öyle güzel adamdı ki; "Futbol oynarken bana arkadan faul yapana ne kadar sert yaparsa yapsın dönüp de bakmazdım. Kim olduğunu bilmek istemezdim. Kinlenirim diye korkardım" diyebilen biriydi.
Defalarca kez gol kralı oldu.
Sadece Galatasaraylıların değil, Fenerbahçelilerin de Beşiktaşlıların da... Diğer tüm takımların taraftarlarının gönüllerindeki kraldı.
Ondan sonra Türk futbolundan pek çok gol kralı geldi, geçti. Çok yetenekli futbolcular oynadı. Ama hiçbirisi Metin Oktay gibi olamadı, olamazdı, olamayacak da.
Belki taklitleri çıkabilir ama taklitleri de asıllarını yaşatır en fazla!
Gençlerimizden onun izinden gitmek isteyenleri takdir ederim, onun kişiliğini kişiliğinde yaşatmak isteyenleri överim.
Ama hakkında ileri geri konuşanlara da... Ne diyeyim?
Şimdi Galatasaray'a bir futbolcu geldi Mısır'dan kiralık. Mostafa Mohamed.
Fena futbolcu değil. Hatta iyi de sayılır. Daha bir kaç maç oynadı, goller de attı.
Ama hemen onu koskoca Metin Oktay'la kıyaslamak ayıp olmadı mı?
Üstelik bunu yapan da Galatasaray'ın İkinci Başkanı Abdürrahim Albayrak, iyi mi!
Demiş ki; "Metin Oktay gibi oynuyor, bize onu hatırlatıyor!"
Be mübarek; sana Metin Oktay'ı hatırlatacak başka kimseyi çıkaramadınız mı onca yıldır Galatasaray alt yapısından da; daha geleli dün bir bugün iki olmuş bir Mısırlı'yla kıyaslıyorsun gönüllerimizin kralını!
Metin Oktay gibi olmak sadece Metin Oktay gibi gol atabilmek değildir; bir Galatasaraylı yönetici bilmez mi bunu!
"Metin Oktay" demek "Güzel insan" demektir.
"Metin Oktay" demek "Adam olmak" demektir.
Metin Oktay demek "Galatasaray ahlakı, kültürü" demektir.
Metin Oktay Galatasaray'dır.
Galatasaray da Metin Oktay!
Takımınızda forma giyen herhangi birinin "Metin Oktay gibi" olabilmesi için 40 fırın ekmek yemesi gerekmektedir.
Ne çabuk anladın adamın huyunu, suyunu da "Metin Oktay"la yan yana andın ismini!
Bu kadar mı kolay Metin Oktay olabilmek, onun yerine birini koyabilmek!
I love you Metin abi! Rahat uyu.
Sesini de özledik, nefesini de...
Ömrümüzün geri sayımındayız nasıl olsa; bir gün mutlaka tekrar görüşmek dileği ile...  

***
Cenazeden cenazeye fark varmış demek ki!

Geçenlerde yakın bir dostumuzdan gelen acı haberle sarsıldık.
Hayatını kaybetmişti. Yıkıldık!
Cenazesine gittik, tam caminin yakınına geldik ki; "Geri dönün" dediler. Koronavirüs salgını nedeniyle 30 kişi katılabiliyormuş en fazla; uzaktan başsağlığı dileyip ayrıldık.
Eve dönünce televizyonu açtım; baktım bir cenaze! Canlı yayınlanıyor.
Cenazede ben diyeyim yüzlerce, siz deyin binlerce... Bir kalabalık var ki; öyle böyle değil!
Üstelik koronavirüs kararlarını alan ve uygulamayana ceza kestiren devlet büyüklerimiz de orada!
Normalde sokağa çıkmaları yasaklı, belediye otobüsüne bile binemiyor 65 yaş üstü ama avludaki kalabalığın yarısı 65 yaş üstü!
Şaşırdım, kızdım!
Bilim Kurulu'nun sık sık televizyona çıkıp bizlere uyarılarda bulunan değerli üyelerini tek tek gözümün önüne getirdim.
İçimden neler neler geçirdim.
En önemlisi de... Cenazeler bile farklıymış demek ki; ölene göre değişiyormuş. İşte bunu da yeni öğrendim!

Gürel YURTTAŞ / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?