Meteoroloji uyardı: Türkiye'ye çöl tozu geliyor

Merhaba sevgili okurlarım!..

Ve günaydın Türkiye!..

“Saatli Maarif Takvimi”niz de geldi işte.

Önce biraz gülümseyelim güne başlarken:

Ülkenin birindeki büyük şehirlerden birinde kilise, havra ve cami tesadüfen birbirine nerdeyse komşu mesafesindeymiş. Zamanla papaz, haham ve hoca arkadaş olmuşlar. Üçü de kendi dinince ibadetini yaptırır, sonra bir arada vakit geçirirlermiş.

Gel zaman git zaman, yaz aylarında avluda kâğıt oynamaya başlamışlar. Bir süre sonra da bu oyunları kumara dönüşmüş. Oysa yaşadıkları ülkede kumar kesinlikle yasakmış. Sonunda müzevirin biri ihbar etmiş bunları ve polis baskın yapıp toplamış muhteremleri.

Papaz, İmam ve Haham toparlanıp oyun kâğıtlarını saklayıvermişler.

Komiser kendinden emin önce papazı sorgulamış:

- "Sen din adamısın, yalan söylemek sana yakışmaz, söyle, kumar oynuyordunuz, değil mi?"

Papaz işin nereye varacağını kestirip inkâr edivermiş oracıkta...

Komiser inanmamış, getirttirmiş İncil'i kiliseden:

- "Öyleyse Mukaddes kitap üzerine yemin et." demiş.

Papaz bir kere "Hayır" demişken, şimdi itiraf ederse büsbütün kötü olacağını da bildiğinden, "Ne yapayım?" diye düşünmüş ve "Şimdi yalan yere yemin eder, sonra kiliseye gidip günah çıkartırım, Allah'ım da beni affeder."

Elini kitaba basıp yemin edince, komiserin yapacak iki şeyi kalmış. Dönmüş hocaya:

- "Bak, Hoca Efendi, bilirim İslamiyet’te yalan söylemek çok günahtır. İtiraf et; kumar oynuyordunuz, değil mi?"

Hoca düşünmüş, "Evet" dese hem papazı ele verecek, hem de kendisi güme gidecek.

"Papaz bizden daha kıdemli, inkâr ettiyse bir bildiği vardır. Arkadaş uğruna işleyeceğim bu suçu Allah'ım elbet affeder." diye düşünüp kendini avutmuş ve o da basmış yemini.

Sıra Haham Salamon 'a gelmiştir.

Komiser bu son kozu da kaybetmek istemediğinden bütün hışmı ile:

- "Söyle Haham Efendi!" demiş, "Sakın inkâr etme, kumar oynuyordunuz, değil mi?"

Haham ellerini teslim olurcasına kaldırmış ve cevap vermiş:

- "İyi de Komiser Bey, kiminle?"

(Fıkrayı bana ileten Fahri Kalın abime çok teşekkür ediyorum.)

Şuraya bir de “Günün Sözü” bırakıyorum:

"İmkansız diye bir şey yoktur, sadece bazı olayların olma olasılığı daha düşüktür." demiş Adam Fawer...

Şuraya da "Günün Püf Noktası"nı bırakalım:

"Eti ayçiçek yağıyla değil, zeytinyağıyla marine edin. Zeytinyağı etin hava almasını önler, et dinlenir ve yumuşar."

Tabii bu ekonomik ortamda et alacak parayı bulabilirseniz...

Bir de nerede kullanacağınızı bilmediğim bir bilgi vereyim sizlere:

En hızlı uzayan tırnak, orta parmağınızdaki tırnaktır. Daha da ilginci, çok kullanılan elin tarafındaki tırnağın da daha hızlı uzamasıdır. Neden böyle olduğu tam bilinmese de, uzun olan parmağın tırnağının daha hızlı, daha kısa parmakların tırnaklarının daha yavaş uzadığı gözlenmiştir.

Dün internet haber sitelerinden seçtiklerimi de paylaşayım sizlerle:

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü 51 öğrenci hakkında soruşturma başlattı

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, kayyum rektör Melih Bulu ile görüşmek ve taleplerini aktarmak için rektörlük binası önünde bekleyen Boğaziçi öğrencilerine "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve "Mala zara verme" suçlamalarıyla soruşturma başlattı. Melih Bulu'nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararıyla Boğaziçi Üniversitesine kayyum rektör olarak atanmasının ardından Boğaziçi öğrencileri ve akademisyenleri bu atamayı kabul etmediklerini belirterek protesto eylemlerine başlamıştı. Öğrencilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar sözcüleri tarafından "terörist" olarak hedef gösterilmesiyle beraber Boğaziçi öğrencileri ve ülke genelinde onlara destek veren pek çok genç darp edilerek gözaltına alınmıştı. Seslerini duyurmak ve taleplerini iletmek için Melih Bulu ile yüz yüze görüşmek isteyen Boğaziçi öğrencileri, 1 Şubat Pazartesi günü rektörlük binası önünde bir araya gelerek Melih Bulu'nun kendileriyle görüşmesini talep etmişti. Bu sırada Bulu'nun izniyle kampüse alınan polisler pek çok öğrenciyi yine darp ederek gözaltına almış, pek çoğunu da kampüsten dışarı çıkmaya zorlamıştı. Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, AKP iktidarının da öğrencilerin meşru taleplerini "suç" olarak göstermek için her fırsatta çarpıtarak aktardığı bu olaya dair 51 öğrenciye soruşturma açtı. Rektörlük, soruşturma gerekçesinde öğrencilere "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve Mala zarar verme" suçlamalarını yöneltti. Konuya ilişkin Evrensel'e değerlendirmede bulunan Avukat Abdullah Bişaroğlu, okulda tamamen demokratik haklarını kullanmak üzere bulunan ve o okulun kayıtlı öğrencileri hakkında başlatılan bu disiplin soruşturmasının öğrencileri şeytanlaştırma politikasının bir diğer adımı olduğunu belirtti. Bişaroğlu, "Öğrenciler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmış olması bu öğrencilerin isnat edilen suçları işledikleri manasına zaten gelmemektedir. Rektörlük burada iyi niyetle hareket etmemektedir. Bu soruşturma diğer öğrencilere bir gözdağı verme çabasıdır" dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

Meteoroloji uzmanından flaş çöl tozu uyarısı: Türkiye'ye geliyor!

İstanbul Teknik Üniversitesi, Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, Avrupa'da hafta boyunca etkili olacak çöl tozlarının Perşembe günü Türkiye'ye yoğunluğunu azaltarak gelmesinin beklendiğini bildirdi. Prof. Dr. Toros, "Yoğunluğu hafif de olsa hafta sonu ülkemiz genelinde etkisini gösterecek" ifadelerini kullandı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, yarın itibariyle Avrupa'da hafta boyu etkili olacak çöl tozlarının Türkiye'ye de geleceğini açıkladı. Toros, yaptığı açıklamada çöl tozlarının her yıl farklı güzergahlar kullanıp kıtalar ve okyanusları aşarak farklı ülkelere gittiğini söyledi. Yaşanan durumun doğanın normal bir olayı olduğunu aktaran Toros, "Şu anda Kuzey Afrika üzerinde oluşan alçak basınç sistemiyle havalanan çöl tozları, kumlar Avrupa üzerindeki yüksek basınç alanıyla Avrupa'ya taşınıyor. Avrupa şu anda çöl tozunun etkisi altında" değerlendirmesini yaptı. Toros, Türkiye'nin de yüksek basınç alanı etkisinde bulunduğunu vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

"Avrupa'da hafta boyunca etkili olacak çöl tozlarının perşembe gününde ülkemize kadar yoğunluğunu azaltarak gelmesi bekleniyor. İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Modelleme Takımı'nın atmosferik sayısal model değerlendirmelerine göre, çöl tozları yoğunluğu hafif de olsa hafta sonu ülkemiz genelinde etkisini gösterecek. Avrupa’da etkili olan çöl tozları özellikle kuzeyli hakim rüzgarların etkisiyle Türkiye'nin güney kesimlerine doğru inerek etkili olacak. Hafta başından itibaren de kuzeyden başlayarak etkisini kaybetmesi tahmin ediliyor. Çöl tozunun taşınımı, sağlık sorunlarına da neden olabiliyor. Havadaki toz yoğunluğunun artması solunum sıkıntısı olanları etkileyebilir. Yoğun toza maruz kalmak da bağışıklık sistemimizi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle sağlık sorunları olan vatandaşların dikkat etmesinde fayda bulunuyor."

Türkiye'de güneşli havanın hakim olduğunun da altını çizen Toros, bu nedenle geceleri havanın ayaz, günlük sıcaklık farklılıklarının fazla olabildiğini anlattı. Toros, yüksek basınç etkisinin havada daha çok inici durum sergilediğini ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Normal şartlarda sıcaklık yükseklik ile azalır. Bu günlerde bilhassa güneş battıktan sonra yeryüzünün hızlı soğuması sebebiyle sıcaklık terselmesi meydana gelebiliyor. Yerin hızlı soğuması ile yere yakın tabakada havada asılı küçük su damlacıkları, yani pus veya sis oluşabiliyor. Pus sebebiyle görüş mesafesinin düşmesinin hava kirliliği olarak algılanmaması gerekiyor." (AA)

 Korona haberlerine gelince:

 'AKP'nin kongre delegelerine test yapıldı' iddialarına İzmir İl Sağlık Müdürlüğü'nden açıklama

AKP'nin İzmir Kongresi'ne katılan ve saha bölümünde bulunan protokol üyeleri ve delegeler için test zorunluluğu getirildiği haberlerinin ardından İl Sağlık Müdürlüğü açıklama yaptı. Kentte Kovid-19 vaka sayısının stabil seyrettiği, salgın poliklinikleri ve PCR laboratuvarlarının sıkıntısız şekilde kesintisiz hizmet vermeye devam ettiği söylenen açıklamada "Herhangi bir kişi, ekip veya gruba özel bir işlem yapılması söz konusu değildir" denildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:

"An itibariyle ilimizdeki vaka sayıları stabil seyretmekte olup hastanelerimiz pandemi poliklinikleri ve PCR laboratuvarlarımız sayı ve süre sıkıntısı olmadan vatandaşlarımıza kesintisiz hizmet vermektedir. İlimizdeki bütün hastanelerde pandemi polikliniğine başvuran hastaların tümüne hekimlerce uygun görülen tetkikler yapılmaktadır. Bu konuda herhangi bir kişi, ekip veya gruba özel bir işlem yapılması söz konusu değildir. Haberde yer alan ve parti il teşkilatınca delegelere gönderildiği iddia edilen SMS mesajı bilgimiz dahilinde olmayıp, o gün yapılan test sayısı ile diğer günler arasında belirgin bir fark gözlemlenmemiştir."

AKP salgın günlerinde hiçbir önlem almadan, yüzlerce otobüs dolusu partiliyi kapalı spor salonlarına doldurmuş, çevre il ve ilçelerden otobüslerle partiliyi kent merkezindeki kongre salonuna taşımıştı. (GerçekGündem)

En çok vaka görülen iller arasındaki Rize'de flaş karar: 'Çay sohbetleri' yasaklandı

Sağlık Bakanlığı’nca paylaşılan vaka sayısı haritasına göre 15-21 Şubat 2021 tarihleri arasında oransal olarak en çok vakanın görüldüğü iller sıralamasında 5’inci sırada yer alan Rize’de artan vaka sayıları üzerine uygulanan tedbirlere ilaveler getirildi. Kentte iki ya da daha fazla kişinin bir araya gelerek çay sohbeti ile sosyal mesafenin ihlal edildiği faaliyetler yasaklandı, sıkı denetimler yapılması kararlaştırıldı.

Rize Valiliği İl Hıfzıssıhha Kurulu kentte artan koronavirüs vakaları nedeniyle daha önce alınan kararlara ilave yeni tedbirler getirdi, denetimlerin sıklaştırılması yönünde karar aldı. Vali Kemal Çeber başkanlığında toplanan kurulun aldığı kararlar şöyle;

"HES kodu uygulamasına hassasiyetle devam edilecek. Cenaze namazları en fazla 30 kişiyle sınırlandırılacak, toplu taziyeler yapılmayacak. Market, toplu taşıma ve berber gibi yerlerde denetimler sıklaştırılacak. Camilere gelen vatandaşlar seccadelerini de beraberinde getirecek. İş yerlerinin ya da binaların önünde iki veya daha fazla kişinin bir arada oturarak ya da ayakta sohbet etmesi, çay ve sigara içilmesi, sahil bantlarında, parklarda sosyal mesafeye uyulmadan oturma, sohbet etme gibi davranışlar yapılmayacak. Sokağa çıkma yasağı günlerinde sadece zorunlu ihtiyaçlar için yürüme mesafesinde market, fırın gibi yerlere gidilebilecek. Hafta sonu köy evlerine gitme ve köyde sosyal mesafeye uymayan ziyaretler, misafirlikler gibi alışkanlıklardan kaçınılması ve denetimlerin artırılması, muhtarların, apartman-site yöneticilerinin yönetiminde bulunduğu alanda pandemi kurallarına aykırı davranışlara müsaade etmemesi ve anında ilgili birimlere gerekli bildirimleri yapması."

Kentte alınan yeni ek tedbirlerin ilk gününde parklarda yan yana oturanların sosyal mesafe kuralını hlal ederek birbirleri ile sohbet ettikleri görüldü. Parkta oturan Cemil Yalçın, "Yanıma oturan olursa uzak oturması gerektiğini söylüyorum. Herkes dikkat etmeli, kurallara uymalı. Karadeniz'de vakalar artıyor, vatandaş üzerine düşen görevi yerine getirmeli" dedi. Doktora gitmek için köyden geldiğini söyleyen Fatma İpek, "Mecbur bir yerde yemek yiyeceğiz, o yüzden maskemizi çıkarmak zorunda kaldık. Zaten ben hasta oldum. Nasıl bir zorluk yaşandığını biliyorum, o yüzden çok dikkatli ve tedbirli davranıyorum. Oturduğumuz banklarda çevrede kimse yok, yemeğimi yiyip hemen kalkacağım" diye konuştu. Levent Metin ise, "Karadeniz'de artan vakaları görüyoruz. Tabii ki buradaki en büyük görev vatandaşa düşüyor. Müşteri yok, canımız sıkılıyor, dükkan önüne çıkıyoruz. Komşu esnafla mesafeli şekilde sohbetimizi yapıyoruz. Bölgede vakaların artmasındaki en büyük sebep bence hafta sonu kısıtlamalarında köye çıkmamız" şeklinde konuştu. (DHA)

Yerli corona virüsü aşısıyla ilgili ‘yan etki’ açıklaması

Erciyes Üniversitesi'nde (ERÜ) coronaya karşı geliştirilen yerli aşının Faz 2 çalışmalarında ilk doz 13 günde 52 gönüllüye uygulandı. Üniversite bünyesinde faz çalışmalarının yürütüldüğü merkezin Müdür Yardımcısı Ahmet İnal sosyal medyadan yaptığı paylaşımda "Aşıya bağlı ciddi bir yan etki görülmedi" dedi. Erciyes Üniversitesi İyi Klinik Uygulama ve Araştırma Merkezi (İKUM) Müdür Yardımcısı Ahmet İnal, şu ifadeleri kullandı:

* Bugün itibarıyla 52 gönüllümüzün Faz 2’de ilk doz aşılanması tamamlandı. Şu ana kadar kontrolleri titizlikle yapılmakta.

* Aşıya bağlı ciddi bir yan etki görülmedi. Yerli aşı Faz 2’de bir yandan gönüllü kayıtları devam ederken bir yandan gönüllü olan vatandaşlarımızın işlemleri yapılmakta.

* İşlemleri tamamlanan gönüllülerimize aşı yapılmak için randevu verilmektedir.(Kaynak:DHA)

Covid 19 uzun dönem etkilerini kaybetmiyor

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Hanta, taburcu olan Covid hastalarının yüzde 20’sinin çeşitli sebeplerden dolayı yeniden hastaneye başvurduklarını söyledi. Tüm dünyada 100 milyondan fazla insanı etkileyen ve yaklaşık 2.5 milyon insanın ölümüne neden olan Covid-19'dan 80 milyondan fazla insanın ise iyileştiği biliniyor. Ancak özelikle hastalığa bağlı çeşitli nedenlerce hastanelerde tedavi gören hastaların taburcu olduktan sonra uzun dönem etkileri nedeniyle yeniden hastanelere başvurdukları belirtiliyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Hanta, tüm dünyanın hastalıkla ilgili olarak daha çok akut dönemdeki etkilerine odaklanmış bulunmakla beraber, çeşitli bilimsel makalelerde ve kendi pratiklerinde de görüldüğü üzere hastalıktan iyileşen kişiler arasında ise bazen günlerce, hatta aylarca süren bazı şikayetlerin devam ettiğinin görüldüğüne dikkati çekti.(Kaynak:İHA)

İsrail Kudüs'te elçilik açan ülkelere aşı gönderiyor

İsrail, Kudüs'te elçilik açan ve diplomatik ilişkilerini güçlendirdiği ülkelere birkaç bin doz koronavirüs aşısı gönderecek. Haaretz'de yer alan habere göre, bu ülkeler arasında Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Guatemala ve Honduras bulunuyor. Guatemala, İsrail Büyükelçiliği'ni 2018 yılında Kudüs'e taşımıştı. Honduras, İsrail Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıma planı olduğunu açıklarken, Çek Cumhuriyeti, kentte "diplomatik ofis" açacağını açıklamıştı. Macaristan ise 2019 yılında kentte "ticaret ofisi" açmıştı. Başbakanlık Ofisi'nden konuya ilişkin yapılan açıklamada, "İsrail, ülkede başarılı geçen aşılama kampanyası ışığında, birçok ülkeden aşı tedariği için yardım talebi aldı" denildi. (soLTV)

İngiltere 21 Haziran'da tüm yasakları kaldıracak

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, İngiltere'de koronavirüs kısıtlamalarını aşamalı olarak kaldırma planını açıkladı. Uluslararası seyahatler ise en erken 17 Mayıs'ta başlayacak. Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, ülkenin en büyük idari bölgesi olan İngiltere'de tüm koronavirüs kısıtlamalarının 21 Haziran'da kaldırılmasını hedeflediklerini açıkladı. Kapanma önlemlerinin dört aşamada gevşetilmesiyle ilgili hükümet planını açıklayan Johnson, okulların 8 Mart'ta, mağazaların 12 Nisan'da açılmasını öngördüklerini, 17 Mayıs'tan itibaren spor etkinliklerine seyircilerin alınmasının planlandığını ve 21 Haziran'dan itibaren tüm kısıtlamaların kaldırılmış olmasını hedeflediklerini bildirdi. DW Türkçe'nin haberine göre çocukların okula gitmesinin hükümet için en öncelikli konu olduğunu belirten Johnson, "Bunun çocukların eğitiminin yanı sıra ruhsal ve fiziksel gelişimleri için de büyük önem taşıdığını biliyoruz" dedi. Johnson, gerekli olmayan uluslararası seyahatlere yönelik kısıtlamaların ise 17 Mayıs'a kadar yürürlükte kalacağını kaydetti. Başbakan, yaz tatili yapmak isteyenlerin önündeki belirsizliği azaltmak ve tatilcilere planlama için zaman sağlamak üzere güvenli seyahat imkanıyla ilgili değerlendirmelerin 12 Nisan'a kadar yayımlanacağını da bildirdi. Hükümetin Nisan ayında yayımlayacağı değerlendirme, uluslararası seyahatlerin ne zaman ve ne ölçekte yeniden başlatılabileceğiyle ilgili tavsiyeleri içerecek. Johnson, bir daha başka kapanmaların gündeme gelmemesi için dikkatli, ama geri alınmayacak bir plan sunacaklarını açıklamıştı. Hükümet, salgının seyrine göre gevşetme önlemlerinde değişikliğe gidebilecek. Londra merkezli Birleşik Krallık hükümeti sadece İngiltere'deki koronavirüs önlemleri konusunda yetkili. Birleşik Krallık, İngiltere'nin yanı sıra İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan oluşuyor ve İngiltere dışındaki diğer bölgelerin kendi bölgesel hükümetleri bulunuyor. Birleşik Krallık, şimdiye kadar 120 bini aşan ölü sayısıyla dünyada koronavirüs salgınından en ağır etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Ülkede Aralık ayında başlayan aşı kampanyası çerçevesinde şu an itibarıyla yetişkin nüfusun üçte birinin ilk doz aşısı tamamlandı. Hükümet Pazar günü yaptığı açıklamada, 50 yaşın üstündekilere Nisan ortası, tüm yetişkinlere ise Temmuz ayı sonuna kadar ilk doz aşıyı sunmuş olmayı hedeflediğini bildirmişti. (soLTV)

Yoğun bakımda yatmak maske takmaktan çok daha zor.

Lütfen “Maske, Mesafe, Hijyen” kuralını unutmayalım.

Günün Şairi” olarak 73 yıl önce sonsuzluğa uğurladığımız ve bugün 114. doğum günü olan Sabahattin Ali'yi seçtim. Saygıyla, sevgiyle anıyorum.

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 tarihinde, o zaman Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde olan Gümülcine Eğridere'de dünyaya geldi. Trabzon kökenli bir aileye mensuptur. Büyükbabası Bahriye Alay Emini Oflu Salih Efendi olup gençken veya çocukken Trabzon’dan İstanbul'a gelip yerleşmiştir. Babası Ali Selahattin Bey (1876-1926), annesi Hüsniye Hanım'dır. Fikret (1911) ve Saniye Süheyla (1920) adında iki kardeşi vardır. Babası Ali Selahattin Bey, dönemin entelektüel kesiminden olan Tevfik Fikret ve Prens Sabahaddin'le olan dostluğundan dolayı çocuklarına bu kişilerin isimlerini vermeyi düşünmekteydi ve bu doğrultuda ilk oğluna Sabahattin, ikincisine ise Fikret ismini verdi. Sabahattin Ali yedi yaşına geldiğinde İstanbul'da Üsküdar'ın Doğancılar mahallesinde Füyûzâtı Osmâniye Mektebi'ne başladı. Aynı dönemde Ali Selahattin Bey'in Çanakkale'ye tayini çıktı ve ailecek oraya taşındılar. İlköğrenimine Edremit İptidai Mektebi'nde devam ederken seferberlik ilan edildi ve okul öğretmensiz kalınca kapandı. Daha sonraları Ali Selahattin Bey'in de çabalarıyla okul tekrar açıldı. 1921 yılında Edremit İptidai Mektebini bitirdikten sonra İstanbul'daki büyük dayısının yanına gitti ve burada bir yıl kaldı. Ardından Balıkesir'e dönerek 1922-1923 ders yılının başında Balıkesir Muallim Mektebi'ne kaydoldu. Burada şiir ve hikâye deneyimlerini geliştirmeye başlayarak okulun ikinci yılında gazete ve dergilere yazılar gönderdi. Ayrıca arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkardı. Bu okulda geçirdiği süre içerisinde günlük tutmaya başladı, tiyatro ve sinemaya daha fazla gitti ve bunların sonucunda sanata olan ilgisi arttı. Sanata ve serbest bir yaşama daha fazla özenen Sabahattin Ali, okulun disiplinli ortamından sıkılıp fırsat buldukça kaçarak sinema ve tiyatroya gitmeye başladı. Bunun farkına varan okul müdürü ise kendisini ailesinin yanına göndermekle tehdit etti. Sonrasında Sabahattin Ali intihar etmeye kalkıştı. Kendisinin blöf olarak nitelendirdiği bu intihar girişimi, arkadaşı ve öğretmenleri sayesinde engellendi. Ardından okul müdürünün de desteğiyle İstanbul'a naklini aldırdı. Bu dönemlerde edebiyat öğretmeni olan Ali Canip Yöntem'in desteğiyle, Çağlayan ve Akbaba gibi dergilere şiir ve hikâyeler gönderdi. Belirli bir süre düzenli bir hayat sürdürürken annesinin sağlık sorunları arttı. 21 Ağustos 1927 tarihinde öğretmenlik diplomasını aldı.

Sabahattin Ali öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra Ankara'da bir hastanede baştabip yardımcısı olarak görevini sürdüren dayısı Rıfat Ali Ertüzün'ün yanına gitti. Dayısının Yozgat Devlet Hastanesi'nde başhekimlik görevi için tayini çıkınca, yeğenini yanına almak isteyen Ertüzün, dönemin mebuslarından Cevat Dursunoğlu ile görüştü ve yeğeninin Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu'na öğretmen olarak atanmasını sağladı. Sonrasında ailecek Yozgat'a gittiler. Burada yazarın çevresi, dayısının da etkisiyle gelişti. Fakat burada kendi söylemiyle yazdığı şiirleri ve hikâyeleri okuyacak, kendisini anlayacak kişiler bulmakta zorlanmaktaydı. Buradaki durumunu İstanbul'daki yakın arkadaşı olan Nahit Hanım'a yazdığı 24 Kasım 1927 tarihli mektupta sitemli bir şekilde anlatmakta ve yalnızlığından şikâyet etmekteydi. Nahit Hanım, öğretmenlik stajında tanıştığı Sabahattin Ali'nin sevdiği kişilerden biridir. Önce dostluk havasında yürüyen arkadaşlıkları zamanla tek taraflı bir aşka dönüştü. Yozgat'ta yazdığı şiirlerin ana temasında Nahit Hanım'a duyduğu sevgi vardır. Servet-i Fünûn dergisinin 2 Şubat 1928 tarihli sayısında yayınlanan Bir Macera adlı şiiri Nahit Hanım'a ithaf edilmiştir. Yazar, karşılık görmeyen aşkını "Ne Kazandık" (1927), "Kalbimde Aşkınız" (1927), "Ebedi" (1928), "Yat ve Uyu" (1928), "Bütün İnsanlara" (1928), "Firar" (1928) ve "Kudurmak" (1928) adlı şiirlerinde işledi.

Yazar, Yozgat'ta geçirdiği bir yıllık süreden sonra İstanbul'a dönmek istedi. Dayısı Rıfat Ali Ertüzün de Ankara'da özel bir hastane açarak oradan ayrıldı. İstanbul'a tatile giderken Ankara Mili Eğitim Bakanlığından tanıdığı kişilere uğradı ve onlara şaka ile karışık bir şekilde Yozgat'tan ayrılmak istediğini ve geri dönmesi halinde alacaklılarının kendisini öldürme ihtimalinden bahsetti. Yetkililer ise kendisinin genç bir öğretmen olmasına dikkat çekerek onu Avrupa'ya gitmeye teşvik ettiler. Nitekim, yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1928 yılı Kasım ayında Almanya'ya eğitim amacıyla gönderildi.

Sabahattin Ali, on beş gün Berlin'de kaldıktan sonra Potsdam'a yerleşti. İlk olarak dil öğrenmek için yaşlı bir kadının evine pansiyoner olarak girdi. Daha sonra Almancasını güçlendirmek için özel bir kurum olan Deutsches Institut Auslander'ın kurslarına başladı. Ayrıca I. Dünya Savaşı'nda Türkiye'de bulunan ve biraz Türkçe bilen eski bir subaydan dersler aldı. Yazar burada Almanya'ya giden ekipten olan Melahat Togar'la da görüşmekteydi. Melahat Togar "Arkadaşım Sabahattin Ali" yazısında yazarın Almancayı tam öğrenmeden Almanca üzerinden Rus yazarlarını okuduğunu belirtti. Sabahattin Ali bu yönü sayesinde İvan Turgenyev, Maksim Gorki, Edgar Allan Poe, Guy de Maupassant, Heinrich von Kleist, ETA Hofmann ve Thomas Mann gibi isimleri tanıdı ve onların eserlerinden ilham aldı. Potsdam'da kaldığı süre içerisinde İstanbul'u ve karşılıksız kalan aşkını özlemekteydi. 1 Ocak 1929 tarihinde Nahit Hanım'a yılbaşı hediyesi olarak yazdığı şiirleri gönderdiyse de cevap alamadı. Postdam'daki dil kursunu bitirdikten sonra Berlin'de yatılı bir okula yerleşti. Almanya'ya altı veya yedi yıl kalmak için gönderildiğini düşündüyse de aslında bu süre dört yıl olarak planlanmıştı. Buna karşın yazar ikinci yılını tamamlayamadan Türkiye'ye geri döndü.

Sabahattin Ali'nin Almanya'dan dönüşü 1930 yılının Mart ayı ortalarına denk gelmektedir. Döndükten sonra İstanbul Yüksek Muallim Mektebi'nde yatılı okumakta olan Nihal Atsız, Pertev Naili Boratav, Orhan Şaik Gökyay, Nihad Sâmi Banarlı gibi arkadaşlarının yanında kaldı. Daha sonra bu okulun müdürünün de yardımıyla Bursa'nın Orhaneli ilçesine ilkokul öğretmeni olarak atandı. Aynı yılın Eylül ayında ise Gazi Terbiye Enstitüsü'nde açılan Almanca yeterlilik sınavına girdi, ardından da Aydın Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı. Burada komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı. 1931'in Mayıs ayında mahkeme için İstanbul'a sevk edildi, iki gün sonra mahkeme tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Daha sonra soruşturmalar derinleştirildi ve kendisinin tutuklu yargılanmasına karar verildi. 9 Eylül 1931 tarihine kadar Aydın Hapishanesi'nde tutuklu kaldı. Serbest kaldıktan yirmi bir gün sonra ise Konya Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı.

Sabahattin Ali, Yozgat'ta iken Nahit Hanım'a, Almanya'da iken Frolayn Puder'e, Aydın'da iken bir miralayın kızına ve Konya'da ise Melahat Muhtar adlı öğrencisi ile Muhsine adındaki bir şarkıcıya ilgi duydu. Melahat Muhtar'a duyduğu ilgi karşılık buldu, ona atfen "Çocuklar Gibi" adlı şiiri yazdı. Bu şiirde eski aşklarını birkaç günlük düşkünlükler şeklinde yorumladı. Bu sevgisinden Pertev Naili Boratav'a yazdığı mektuplarda bahsetti. Fakat yazarın bu ilgisi ilerleyen dönemlerde tutuklanması ile yarım kaldı. Bir toplantıda okuduğu şiir ile Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü gibi Türk devlet yöneticilerini yerdiği iddiasıyla 22 Aralık 1932 tarihinde tekrar tutuklandı. Tutuklanmasına sebebiyet veren şiiri "Hey anavatanından ayrılmayanlar" şeklinde başlamaktaydı. Bu şiiriyle Atatürk'ü tahkir ettiği iddiasıyla Konya Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıllık cezaya çarptırıldı. Fakat daha sonra davaya temyizde iki ay daha eklendi ve ceza on dört aya çıkarıldı. Sabahattin Ali Konya Cezaevi'nden yakın arkadaşı Ayşe Sıtkı'ya gönderdiği bir mektubunda bu olaylardan şöyle bahsetti:

"Benim mesele, senin zannettiğin gibi fiyakalı bir zamanımda ağzımdan kaçırdığım sözlerin neticesi değildir. Aramın açıldığı bir iki namuzsuz başıma bu işi getirdi. Geçen sene Mayıs'ında falanca yerde Gazi'yi ima ve telmihen tahkiri tazammün eden bir şiiri falan yerde okudu, dediler. Adli safahat lehimde olduğu halde, müdde-i umumi yaranmak için mahkûmiyetimi talep etti, hakim de korktuğu için mahkûm etti. Temyiz, cezayı aleyhimde nakseti, cezama iki ay daha ilave edildi. Şimdi 14 aya mahkûmum ve aşağı yukarı üç ayını yattım. 11 ayım kaldı demektir."

14 Nisan 1933'te Konya cezaevinden Atatürk'e suçsuz olduğunu ifade eden bir mektup yazdı. 29 Nisan 1933 tarihinde memurluktan kaydı silindi. Daha sonra Konya'dan Sinop Cezaevi'ne gönderildi. Yaşamındaki değişimleri eserlerine yansıtan yazar, bu cezaevinde edindiği tecrübe ve gözlemlerini de "Bir Şaka", "Kanal", "Kazlar", "Bir Firar", "Katil Osman" ve "Çaydanlık" adlı hikâyelerinde kullandı. On ay yedi gün süren tutukluluğunun ardından Cumhuriyet'in 10. kuruluş yıl dönümü sebebiyle çıkan genel aftan yararlanarak serbest kaldı.

Sabahattin Ali, tutukluluğu bittikten sonra İstanbul'daki yakınlarını ziyaret etti, ardından da yeniden göreve atanabilmek için Ankara'ya gitti. Burada dönemin Orta Öğretim Genel Müdürü Reşat Şemseddin Sirer ve Müsteşar Vekili Rıdvan Nafiz Edgüer'e danıştı. Tutuklu kalma gerekçesi Atatürk'ü tahkir etmek olduğu için bu kişiler sorumluluk almaktan kaçındı. Ancak Reşat Şemseddin Sirer bu durumdan Hasan Âli Yücel'e bahsetti. Yücel ise yazarın durumunu yakın arkadaşı olan maarif vekili Hikmet Bayur'a bildirdi. Hikmet Bayur ise Müdürler Encümeni tarafından verilecek karara uyacağını söyledi. Kurul toplantısında Sabahattin Ali'nin öğretmenlik dışında başka bir göreve atanması kararlaştırıldı. Fakat Maarif Vekili eski düşüncelerini değiştirmediği sürece yeniden atanmasını doğru bulmayarak kurul kararını reddetti. Sabahattin Ali yeniden atanmak için uğraştığı süre içerisinde dayısı Rıfat Ali Ertüzün'ün evinde kaldı ve küçük tercümeler yaptı. 1934 yılında ise kendisinden Atatürk hakkında bir kaside yazılması istendi. Kendisi de bu istek doğrultusunda Varlık dergisinin 15 Ocak 1934 tarihli 13. sayısında "Benim Aşkım" adında bir şiir yazdı. Fakat bu şiirinden sonra da göreve atanabilmek için bir süre daha bekletildi. Ardından Maarif Vekili ile görüşen yazar, kendisine atfedilen edilen komünist sıfatının doğru olmadığını ispat edebilmek için yazılar yazdığını ve "Esirler" adlı oyununun halkevleri tarafından sahneye konacağını söyledi. Göreve atanabilmek için beklerken arkadaşı Ayşe Hanım'a yazdığı mektubun sonuna bir not bırakarak kendisine evlenme teklifi etti. Ayşe Hanım ise 22 Şubat 1934 tarihli mektubunda Sabahattin Ali'nin bu teklifini şaka olarak niteleyerek geri çevirdi. Yazar sonrasında ise Atatürk'ten izin alınarak önce geçici olarak Orta Tedrisat Şube Müdürlüğüne (Mayıs 1934), ardından da asli olarak Milli Talim ve Terbiye'ye atandı.

Sabahattin Ali'nin eski sevdiklerinden Nahit Hanım evlenmişti; arkadaşı Ayşe Hanım da evlilik teklifine red cevabı vermişti. Aliye Hanım'la ise 1932 yazında İstanbul'da eczacı Salih Başotaç'ın evinde tanıştı. Kendisiyle yaptığı evlilikte Başotaç ailesinin etkisi büyük oldu. Aliye Hanım'ın ailesi Sabahattin Ali'nin poliste sicil kaydının bulunduğunu gerekçe göstererek evliliğe mesafeli yaklaştı. Fakat sonradan Aliye Hanım'ın da isteği ile evliliğe izin verdiler. İkilinin nikâhları 16 Mayıs 1935 tarihinde Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde kıyıldı. Sabahattin Ali ve eşi nikâhtan sonra Ankara'ya gittiler ve buradaki düğünün ardından Ulus'ta bir apartman dairesine yerleştiler. Sabahattin Ali ilerleyen dönemlerde "mümeyyizlik" görevinden başka bir göreve atandı, ayrıca bir ortaokulda Almanca dersleri verdi. Bu dönemlerde maddi açıdan rahatlayan yazar, Varlık'ta "Kağnı", "Arap Hayri", "Pazarcı" adlı hikâyelerini yayınladı, Knut Hamsun, Liam O'Flaherty ve Panteleymon Romanov'tan tercümeler yaptı; Ayda Bir adlı dergide ise "Kamyon", "Bir Şaka", "Apartman", "Arabalar Beş Kuruşa" ve "Düşman" adlı öykülerini yayınladı.

Sabahattin Ali'nin ailesi Soyadı Kanunu sonrasında "Şenyuva" soyadını aldı. Fakat yazar babasının ön adı olan "Ali"yi kullanmak istedi. Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan şiir ve hikâyelerinde "Sabahattin Ali" imzasını kullandı. Yazar soyadını bu yönde değiştirebilmek için Nüfus Müdürlüğü'ne gitti, fakat "Ali" ismini soyadı olarak kullanmasına izin verilmedi. Kendisi de buna karşılık olarak "O halde 'Alı' olsun." şeklinde beyanat bildirdi (1936).

Yazar otuz yaşına gelince İstanbul Eski Harbiye'de askerliğe başladı ve 2 ay er, 6 ay da yedek subay öğrencisi olarak eğitim gördü. Eşi Aliye Ali'yi de askerlik süresince bulunduğu şehirlere götürdü. İstanbul'da askerlik yaptığı dönemde kızları Filiz Ali (1937-) doğdu. Askerlik bitiminde ise Musiki Muallim Mektebi'ne Türkçe öğretmeni olarak atandı ve Ankara'ya yerleşti. Ankara'da geçirdiği dönemlerde Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Mediha (Berkes) Esenel ve Niyazi Ağırnaslı gibi isimlerle yakın ilişkiler kurdu. İlerleyen dönemlerde Devlet Konservatuvarı'na atanarak Carl Ebert'in asistanlığını yaptı. Çevresindeki hareketliliğin azalması sonrasında edebi çalışmaları yoğunlaştı ve İçimizdeki Şeytan adlı eserini (1939) yazdı. Bu roman yayımlandıktan sonra siyasi tartışma konusu haline geldi. Nihal Atsız bu romana karşılık olarak Sabahattin Ali'nin hayatı hakkında çeşitli bilgiler de içeren "İçimizdeki Şeytanlar" adlı eserini yayınladı. II. Dünya Savaşı öncesinde çıkarılan seferberlik sonrasında tekrar askere alındı ve dört ay İstanbul'da askerlik yaptı. İkinci kez askere alındığı bu dönemde Kürk Mantolu Madonna'yı yazdı ve Hakikat gazetesinde tefrika ettirdi (18 Aralık 1940-8 Şubat 1941). Ankara'daki çevresi genişleyen yazar, dönemin siyasileriyle de yakın ilişkiler kurdu.

Sabahatin Ali 1940 - 1943 yılları arasında Adelbert von Chamisso, Ludwig Tieck, Heinrich von Kleist ve Friedrich Hebbel gibi isimlerden çeviriler yaptı. Yine bu dönemlerde çeşitli dergilere yazılar gönderen yazar, ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı Türk Dil Kurumu ve Tercüme Odası gibi yerlerde görev yaptı. Ekonomik anlamda rahatlaması, çevresi tarafından lüks bir yaşam sürmesi ve savunduğu fikirlere aykırı olması gibi düşünceler doğrultusunda eleştirildi. Yazar, sağ ve sol kesim tarafından birtakım eleştirilere maruz kaldı. Ülkenin sol kesimi kendisini lüks ve burjuva görünümlü yaşantısından dolayı daha radikal tavırlar almaya zorlarken, sağ kesim de sosyalist misyon yüklenmek istenen birisinin Dil Kurumu azalığı gibi görevlere getirilmesini doğru bulmuyordu. Sağ kesimin eleştirilerinin başlıca kaynaklarından birisi de Sabahattin Ali'nin Almanya'dan dönen öğrenci grubundaki kişilerden daha önce ve daha etkili görevlere getirilmesiydi. Nihal Atsız, Orhun dergisinde Şükrü Saracoğlu'na atfen yazdığı yazıda (1 Nisan 1944) Sabahattin Ali'nin "herkesçe bilinen bir komünist olduğunu, Hasan Âli Yücel'in şahsi sempatisi yüzünden göreve getirildiğini ve daha önceden Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya gibi isimlere hakaret ettiğini" söyleyerek yazarı vatan haini olarak niteledi ve devlet tarafından korunmasını kınadı. Bu mektup üniversite öğrencileri ve halk arasında etki uyandırdı, Nihal Atsız ise görevden alındı. Sabahattin Ali mektup sonrasında Nihal Atsız'a hakaret davası açtı ve ilk duruşma 2 Nisan 1946'da yapıldı. Dava öncesinde adliye sarayı önünde toplanan ve çoğunluğu Siyasal Bilgiler ve Tıp Fakültesi öğrencisi olan kişiler yazarın aleyhinde gösteri yaptı. Davaya Sabahattin Ali avukatsız olarak katılırken, Nihal Atsız'ı ise Hamit Şevket İnce başkanlığındaki avukatlar savundu. Dava görülürken içeride ve adliye önünde "İstiklâl Marşı" okundu, ortam gerilince de dava başka bir tarihe ertelendi. İlk duruşmadan sonra konservatuvarda İsmet İnönü ile görüşen yazar, İnönü'nün "Nasılsın?" sorusuna "Sağ olun, iyim paşam." şeklinde cevap verdi ve İsmet İnönü'den "Daha iyi olacaksın." cevabını aldı. İlerleyen dönemlerde Hamit Şevket İnce, Nihal Atsız'ın avukatlığından istifa etti. Yine bu dönemde Falih Rıfkı Atay, Ulus gazetesinde Sabahattin Ali lehinde seri yazılar yazdı. İkinci duruşmada savcı Nihal Atsız'ın Sabahattin Ali'ye vatan haini diyerek hakaret ettiğini söyledi ve cezalandırılmasını talep etti. Üçüncü duruşmada ise Nihal Atsız altı ay ceza aldı, fakat "mazisinin temiz olması" ve "millî tahrik" gibi gerekçelerle bu ceza dört ay indirilerek tecil edildi.

Dava sonrasında konservatuvardaki görevine bir süre devam etti, ardından da üçüncü kez askere çağrıldı. Çankırı'da bir buçuk ay görev yapan yazar, mesleğine geri döndü. Daha sonra ise bakanlık emrine alınarak konservatuvardan ayrıldı. 4 Aralık 1945 günü İstanbul'da çıkan komünizm karşıtı gösterilerde Sabahattin Ali'nin de faaliyet gösterdiği bazı kurumlara çeşitli saldırılar oldu.

1944 sonrasında Markopaşa, Malum Paşa veya Ali Baba gibi yerlerdeki yazılarında daha sert ve daha eleştirel bir dil kullandı. Zekeriya Sertel'e 1946 yılında söylediğine göre siyaset ve politikayla daha fazla ilgilenmek istiyordu. Yine aynı yıl ailesini Ankara'da bırakarak İstanbul'a geldi ve Aziz Nesin'le beraber Markopaşa dergisini çıkardı. Markopaşa ilk üç sayısında tirajını artırarak yayın hayatına devam etti. Daha sonra da mizahî yönünden çok siyasi yönüyle tartışmalara neden oldu. İlerleyen dönemlerde dergide çıkan ve çoğu imzasız olan yazılardan ötürü derginin sorumluluğunu üstlenen Sabahattin Ali'ye davalar açıldı. Davaya konu olan yazılardan biri dışındaki yazılar Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'a aitti; fakat derginin sorumlusu olduğu için Sabahattin Ali hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul ve Paşakapısı Cezaevi'nde bir süre yatan yazar, 10 Eylül 1947 tarihinde tahliye oldu. Yine bu dönemlerde Markopaşa kapatıldı, bunu takiben de Merhum Paşa ve Malum Paşa gazeteleri çıkartıldı.

İlerleyen dönemlerde yazar hakkında tekrar tutuklama kararı çıkartıldı, fakat tutuklama işlemi gerçekleşmedi. Bu dönemlerde Ali Baba dergisini çıkardı ve "Sırça Köşk" adlı öyküsünü yayınladı. Bu öykü Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı, kendisi de Sultanahmet Cezaevi'ne gönderildi. 31 Aralık 1947 tarihinde serbest kalan yazar, ekonomik sıkıntılar çekti ve Ali Baba dergisi kapatıldı. Daha sonra nakliyecilik yapmak istedi ve Adalet Cimcoz'un da yardımlarıyla bir kamyon aldı. Yazarın M. Ali Cimcoz'a anlattıklarına göre bu mesleğe başlamasında şehirlerin sıkıcı etkisinden kurtulmak, yeni insanlar tanımak ve edebi eserleri için malzeme toplamak gibi amaçlar gütmesi etkiliydi. Eşi Aliye Ali bu dönemler için "1947'de Markopaşa'nın çıkmasıyla hayatımız bozuldu. Yurt dışına gitmek istiyordu: İngiltere veya Fransa'ya falan" ifadelerini kullanmıştır. Niyazi Berkes'in aktardığı bilgiler Sabahattin Ali'nin Fransa'ya gitmek istediği, fakat kendisine pasaport verilmediği yönündedir. Nihayetinde Sabahattin Ali 1948 yılı Mart ayı sonlarında arabasının tamirini yaptırdı ve "Edirne'ye peynir götüreceğim" diyerek M. Ali Cimcoz'la sabah beş civarı vedalaşarak ayrıldı.

Sabahattin Ali'nin Edirne'ye gitmekteki amacı peynir taşımak değil, Bulgaristan sınırını aşarak Avrupa'ya ulaşmaktı. Kendisine yasal yollardan pasaport verilmediği için kaçak yollarla bu amacına ulaşmaya çalıştı. Bulgaristan sınırını denemeden önce de Suriye sınırından kaçmak istedi, fakat başarılı olamadı. Avrupa'ya kaçmak istediği dönemler ise hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği zamanlardı. Evinde kaldığı Mehmet Ali Cimcoz'la vedalaşırken asıl amacını söylemedi. Çünkü Cimzoz'un Millî Emniyet Hizmetleri (MAH) ajanı olduğundan şüphelenmekteydi. Avrupa'ya kaçış için kendisine yardım edecek kişi Üsküdar Paşakapısı Cezaevi'nden Berber Hasan'dı. Berber Hasan, Sabahattin Ali'yi Ali Ertekin'le tanıştırdı. Sabahattin Ali'ye rehberlik edecek Ali Ertekin eski bir subaydı ve silah çalmak suçundan ordudan ihraç edilmişti. Sabahattin Ali ve Ali Ertekin tanıştıktan bir süre sonra Kırklareli'ne doğru kamyonla yol aldılar. Kamyonda ilk başta üç kişi olsalar da daha sonradan şoför Salim'i bırakıp beraber yola devam ettiler. Ali Ertekin'in Kırklareli Cumhuriyet Savcılığına verdiği ifadeye göre Sabahattin Ali'nin kendisine sınırı geçtikten sonra Bulgaristan ve Rusya'da çalışmalar yaparak Türkiye'de komünist bir ihtilal çıkaracağını söylediğini ve konuşmalarından onun kötü bir insan olduğunu düşündüğünü söyledi. Nokta dergisindeki bir röportajında ise yol boyunca Sabahattin Ali'yle tartıştıklarını ifade etti. İlerleyen vakitlerde Ertekin, Sabahattin Ali'yi kitap okuduğu sırada elindeki bir sopayla kafasına defalarca vurarak 2 Nisan 1948 tarihinde Kırklareli'nde öldürdü. Öldürmesine gerekçe olarak da millî hislerini tahrik ettiğini öne sürdü. Ayrıca Ali Ertekin'in Millî İstihbarat Teşkilatı mensubu olduğu da iddia edilegeldi.

Ali'nin bedenini bir çoban buldu ve 16 Haziran 1948 günü jandarmaya giderek durumu bildirdi. Yapılan incelemeler sonucunda ölünün kimliği teşhis edilemedi. Bu dönemlerde İstanbul polisi Bulgaristan'a adam kaçıran bir şebekeyi yakaladı. Sabahattin Ali'yi öldüren Ali Ertekin de bu şebekenin mensubuydu ve yakalanınca Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf etti. Ali Ertekin idam cezasıyla yargılanmasına rağmen dört yıla hüküm giydi, kısa bir süre sonra da serbest kaldı. Sabahattin Ali'nin cesedi üzerinden çıkan giysilerle Ali Ertekin'in verdiği bilgiler doğrultusunda ele geçirilen eşyaları yakın çevresi tarafından teşhis ettirildi. Bu dönemlerde ölümü üzerine farklı spekülasyonlar yapıldı ve yazılı medyada yaşayıp yaşamadığına dair farklı iddialar yer aldı. Ayrıca ölüm şekli ve ölüm yerine yönelik olarak da farklı iddialar mevcuttur.

Sabahattin Ali fikir hayatına Türkçülük düşüncesiyle başladı ve Ziya Gökalp'i "Milliyet aşkını gönüllere serpen nebi" diye niteledi. Nihal Atsız, Sabahattin Ali'nin Türk Ocakları'na gittiğini ve oradaki ortama uygun şiirler yazdığını söyledi. Kendisinin komünizmle tanışmasının Almanya'da olduğunu ve propaganda yaptığı iddiasıyla Türkiye'ye geri gönderildiğini iddia edenler vardır. Fakat kendisinin Nihal Atsız'a anlattığına göre Türklüğe hakaret eden bir Alman'ı dövdüğü için Almanya'dan geri gönderilmişti. Sabahattin Ali, Almanya dönüşünde hem Resimli Ay dergisinde, hem de Atsız Mecmua'da şiir ve yazılar yazdı. Ayrıca romantik karakterli hikâyeler yerine toplumsal içerikli hikâyelere yöneldi. Kendisinin toplumcu gerçekçi yönüyle yazdığı hikâyeler Resimli Ay'da takdir ve kabul gördü. Bu durum Nâzım Hikmet'in "Türk edebiyatında hikayeci olarak yalnız sen varsın!" tepkisiyle karşılık buldu.

Türk devlet büyüklerine hakaret ettiği iddiasıyla tutuklanmasının ardından tek parti yönetimine karşı daha sert ve eleştirel bir üslup kullandı. Hasan İzzettin Dinamo, Sabahattin Ali'nin tutukluluğu hakkında "Konya'daki bu şiir ihbarı olmasaydı onun solculuğu tatlı bir gevezelik olarak kalacaktı." ifadelerini kullandı.Nâzım Hikmet ise 1952 yılında Novoye Vremya gazetesinde yayınlanan bir yazısında, Sabahattin Ali'nin Sovyetler Birliği'ne derin bir sevgi beslediğini iddia etti.

Sabahattin Ali, Markopaşa gibi yerlerde yazdığı yazılarında yabancı sermayelerin Türkiye'de ikinci kapitülasyonlar dönemini başlatacağını ve ülke bağımsızlığını etkileyeceğini; niteliksiz yöneticiler ve yarı aydınların kendi çıkarları için ülkeyi Amerikan ve İngiliz emperyalizmine peşkeş çekeceğini ve bunun tehlikeli sonuçlar doğuracağını söyleyerek millet idaresine dayalı nitelikli politikalar üretilmesi gerektiğinden bahsetti. Genel olarak tek parti yönetimine karşı sert ve eleştirel bir tutum sergileyen Sabahattin Ali, partinin çalışmalarını da "baskıcı" şeklinde nitelendirdi. Ayrıca Bakanlar Kurulu tarafından toplatılan Sırça Köşk adlı eseri bu tutumundan izler taşımaktaydı. Kendisinin ırkçılık ve Turancılık gibi fikirler ile yozlaşmış dini kalıplara yönelik yazıları da vardır. Sabahattin Ali'nin Marksist yönü de edebi eserlerine yansıdı, fakat bu fikirleri bir yaşam tarzı olarak görmemekteydi. Kendisi bu yönü hakkında çeşitli eleştirilere de maruz kaldı. Girmek istediği bir işçi partisi ise kendisini güvenilir kabul etmeyerek onu parti üyeliğine almadı. Arkadaşı Emir Türker de Sabahattin Ali'yi öyküleri dışında Marksist bir yönünün olmamasını gerekçe göstererek eleştirdi. Ayrıca Samet Ağaoğlu ve M. Ali Cimcoz da kendisini bu yönde eleştiren diğer isimlerdir.

Sabahattin Ali ilk yıllarında sanatı "İçinde yaşanan cemiyet şartlarının şuurlu veya şuursuz bir ifadesi" olarak yorumlamaktaydı. Daha sonra da sanatın yalın bir yansıtma işi olmasına karşı çıkarak "sanatın bir maksadı olmalı" değerlendirmesinde bulundu. Bir mülakatında ise sanatın insanı yükseltmek ve daha iyiye götürmek dışında bir maksadının olmadığını vurguladı. Dönemin sanatkârlarını "eski gazelhanlar" ve "sahib-i mezak" olarak değerlendirdi, halktan yana olmayan eserler verdiklerini, yüksek zümreye hitap ettiklerini ve zamanla unutulup gideceklerinden bahsetti. Yeni edebiyatçıların da kalıcı olabilmeleri için realist olmaları gerektiğini söyledi. 1938 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide ise şiir hakkında "Bence şiirin eskisi yenisi yoktur. İyi şiir, muhakkak ki insana bir şey ilave eder, bu şey bazen tez olur, bazen bizim manen daha genişlememizi temin eden bir heyecan olur." ifadelerini kullandı.

Sabahattin Ali, öykü ve roman gibi türlerde kalıcı olabilmek için seçilen karakterlerin canlı olmasını ve konuların güncelliğini yitirmeyecek türden olması gerektiğini savundu. Edebi eserler üzerine yapılan eski-yeni tartışmasını ise lüzumsuz olarak değerlendirdi, eserlerin iyi-kötü ölçeğinde değerlendirilmesi önerisinde bulundu. Bu önerisine örnek olarak da yeni ve kalitesiz yazarlar yerine eski ve kaliteli yazarların okunacağını, hatta kendisinin Fuzûlî ve Şeyh Galip gibi isimleri okuduğunu belirtti. Yaşar Nabi Nayır'a gönderdiği bir mektubunda ise Orhan Veli Kanık'ın öncülüğünü yaptığı Garip hareketini halktan uzak, lüzumsuz ve anlaşılmaz olarak değerlendirdi. Dilde sadeliğe de büyük önem veren Sabahattin Ali, bu düşüncesini eserlerine de yansıttı. Dergide yazdığı bazı öykülerinin kitap olarak toplatılmasından sonraki hali daha sade bir görünüme sahiptir. Bir mektubunda da bazı hikâyelerini sadeleştirme gereği duyduğunu yazdı. Dilde sadeleşmeyi desteklemekle beraber Öz Türkçede aşırıya gidilmesine de karşı çıktı, dile yerleşen ve kalıplaşan kelimelerin kullanılmasının gerektiğini düşündü.

Sabahattin Ali'nin üç romanı önce tefrika edildi, ardından da kitap olarak yayımlandı. İlk romanı olan Kuyucaklı Yusuf'un gazetelerdeki tefrikası zaman zaman kesintiye uğradı. Roman, Tan gazetesinde tamamı tefrika edildikten sonra kitap olarak ilk kez 1937 yılında basıldı. İçimizdeki Şeytan adlı romanı Ulus gazetesinde seksen yedi bölüm şeklinde tefrika edildi, 1940 yılında ise kitap olarak basıldı. Hakikat gazetesinde tefrika edilen Kürk Mantolu Madonna romanı ise Büyük Hikâye başlığı altında toplamda elli gün olmak üzere kırk sekiz sayı şeklinde yayımlandı. Sabahattin Ali bu romanına, İstanbul'da bulunan Büyükdere asker çadırında başladı ve romanını günü gününe yazıp gazeteye gönderdi. Yedi Meşaleci Cevdet Kudret Solok, Sabahattin Ali'nin bu romanı için Lüzumsuz Adam başlığını düşünüp sonra da vazgeçtiğini dile getirdi. Pertev Naili Boratav ise Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'yı ilk önce bir öykü olarak yazdığını dile getirip başlığını da Yirmi Sekiz şeklinde koyduğunu ve öykünün ilk sayfasını da kendisine gösterdiğini dile getirdi.

Sabahattin Ali'ye ait romanlarda ilk olarak bireysel temalar ön plana çıkar. İşlediği bireysel konular sevgi ve aşk kavramlarıdır. Bu kavramlardan sonra ikinci olarak evlilik teması üzerinde yoğunlaşır. Eserlerinde diğer öne çıkan konular ise sosyal sorunlar, iletişimsizlik ve yalnızlıktır. Sosyal ve toplumsal konuları işlerken köylü, işçi, mesai arkadaşı, esnaf ve memur gibi sıfatlara sahip olan karakterler yer alır. Aydın kesim insanlarına değindiği romanlarında ise eleştirel ve realist bir tavır sergiler. İçimizdeki Şeytan aydın kesime yönelik eleştirel ifadelerinden izler taşımaktadır.

Sabahattin Ali'nin 1935'te çıkardığı ilk öykü kitabı Değirmen'de on altı, 1936'daki Kağnı'da on üç, 1937'deki Ses'de beş, 1943'teki Yeni Dünya'da on üç ve 1947'deki Sırça Köşk'te on üç öykü olmak üzere toplamda altmış öyküye sahiptir. Ardından da son kitaplarında dört öykü daha yayınlayarak bu sayıyı altmış dörde çıkardı. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de dönemin siyasi ve sosyal özelliklerini görmek mümkündür. Öykülerindeki temel kavramlar sevgi, aşk ve kırsal kesim sorunlarıdır. Kırsal kesimi işlediği öykülerinde çeşitli toprak ve miras kavgaları gibi nedenlerden dolayı işlenen cinayetlere de yer verir. Sabahattin Ali öykülerinde öne çıkan konulardan birisi de hapishanelerdir. Çeşitli dönemlerde, farklı sebeplerden dolayı hapse atılan Sabahattin Ali; bu yaşantısını öykülerine de yansıtır. "Bir Şaka", "Candarma Bekir", "Duvar", "Kazlar" ve "Katil Osman" adlı öykülerinde hapishane yaşamı ve mahkûmlar konusu üzerine durur. Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi kişilerin başında gelen Sabahattin Ali, öykülerindeki karakterleri tasvir yoluyla anlatarak iyi veya kötü yanlarını ortaya koyar. Öykülerindeki tasvirler romanlarında olduğu gibi uzun ve ayrıntılı değildir.

Öykülerinde yalın bir dili tercih eder. Romanlarında sık rastlanan ve günümüzde çok kullanılmayan ifadelere öykülerinde daha az rastlanır. Karakterleri konuştururken yerel ifadeler ve şive özelliklerini vermek zaman zaman tercih edilir. Karakterlerin yerel ağızlarını yansıtırken ölçülü bir üslubu tercih eder. Öykülerinde yerel olarak ifade edilebilecek argo sözcükler de bulunur. Sabahattin Ali'nin yazınsal olarak etkin olduğu döneminde Türkiye'de harf inkılabı gerçekleşmiştir. Türk dilindeki değişimler onun eserlerine de zamanla yansır.

Sabahattin Ali'nin toplamda yetmişten fazla şiiri bulunur. Bu şiirlerinden 28 tanesini "Dağlar ve Rüzgâr" adlı kitabında yayımladı. Bu kitap yazarın 1931-1934 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşmaktadır. Ayrıca kitabın ön sözü de ona aittir. Kitapta bulunan beş şiir daha önceden dergilerde yayımlanmış olan şiirleridir. Diğer şiirler ise ilk kez bu kitapta yayınlandı. 1926-1928 yılları arasında yazdığı şiirlerden 21 tanesini ise "Kurbağanın Serenadı" adlı defterde topladı. Almanya'da eski harflerle yazılan bu defter, zamanla el değiştirmiş olup son olarak da Asım Bezirci tarafından muhafaza edildi. Bu defterdeki sekiz şiir daha önceden yayınlanmamış olan şiirleridir. Şiirlerindeki temalar ise tıpkı romanlarında olduğu gibi sevgi ve aşk kavramlarıdır. Hapishaneleri konu edinen şiirlerinde, hapishane yaşamının zorluğu üzerinde dururken aşk temasına ise tekrar değinir. Karamsarlık, bireysel yalnızlık, bunalma ve kaçış gibi konular da şiirlerinin diğer temalarıdır. Kişileri konu edinen şiirlere de sahiptir, bu kişiler babası Selahattin Bey, Mustafa Kemal Atatürk, Abdülkâdir Geylânî ve Ziya Gökalp'tir

Sinop Hapishanesi'ndeyken Hapishane Şarkısı adıyla oluşturduğu beş parçalık bir şiir bütünü bulunur. Bu şiirler birden beşe kadar numaralandırılmış şekildedir ve ilerleyen yıllarda ise Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli ve Edip Akbayram gibi isimler tarafından bestelenmiştir.

Sabahattin Ali'ye ait Esirler adında yayımlanmış tek bir oyun mevcuttur. Bu oyun bir tablo ve üç perdeden oluşmaktadır ve Türk tarihindeki Kürşad İhtilali'nden esinlenilerek yazılmıştır. Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı İhlal'e yazdığı mektuplarında bu oyundan sıkça söz eder. Mektuplarında oyunu bitirdiğini ve Ayşe Sıtkı İhlal'e okuması için göndereceğini belirtir. Bir başka mektubunda Esirler oyununu, Pertev Naili Boratav aracılığı ile Muhsin Ertuğrul'a verilmesini ister. 15 Ocak 1934 tarihli bir mektubunda ise oyunun Ulvi Cemal Erkin tarafından bestelendiğini ve müzik öğretmenliği öğrencileri ile oynanmasının kararlaştırıldığı yazar.

Sabahattin Ali Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. Sait Faik Abasıyanık ile beraber kendisinden sonraki Türk öykücülüğüne yön vermiştir, bu iki yazarın doğrultusunda iki öykücülük geleneği gelişmiştir. Sabahattin Ali çizgisinde yazan yazarlar arasında Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Kemal Bilbaşar, Samim Kocagöz, İlhan Tarus gösterilir. Genel olarak "toplumcu gerçekçi yazarlar" kategorisine dahil edilmektedir. Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan ve Kuyucaklı Yusuf romanları Türk edebiyatının önemli yapı taşlarındandır. Özellikle Kürk Mantolu Madonna Türkiye'de en çok okunan kitapların başında gelmektedir. Almanca, Arapça, Rusça, İngilizce, İspanyolca ve İtalyanca gibi çeşitli dillere çevirilen Kürk Mantolu Madonna İran gibi İslamist ülkelerde bazı kısımlarında sansüre uğramıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ortaöğretim öğrencilerine tavsiye edilen ve MEB 100 temel eserden biri olan Kuyucaklı Yusuf ile yazarın "Hanende Melek", "Hasanboğuldu", "Komik-i Şehir", "Kağnı", "Ses", "Gramofon Avrat" ve "Ayran" gibi hikâyeleri Metin Erksan, Yılmaz Duru ve Feyzi Tuna gibi yönetmenlerce sinema ve televizyona uyarlandı. Aldırma Gönül, Leylim Ley, Çocuklar Gibi, Kız Kaçıran ve Göklerde Kartal Gibiyim adlı şiirleri ise Ahmet Kaya, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Volkan Konak, Edip Akbayram ve Zülfü Livaneli sanatçılarca bestelendi.

YAPITLARI:

Roman:

Kuyucaklı Yusuf (1937)

İçimizdeki Şeytan (1940)

Kürk Mantolu Madonna (1943)

Öykü:

Değirmen (1935)

Kağnı (1936)

Ses (1937)

Yeni Dünya (1943)

Sırça Köşk (1947)

Şiir:

Dağlar ve Rüzgâr (1934)

Kurbağanın Serenadı (1937)

Öteki Şiirler (1937)

Oyun:

Esirler (1936)

Sizlerle iki şiirini paylaşarak Sabahattin Ali'yi anmak istiyorum. Ruhu şad olsun.

ÇOCUKLAR GİBİ

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kah el üstündeydim, kah hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sevişen yaramaz çocuklar gibi

#SabahattinAli

KIYAMADIĞIM

Hey bir zaman bakıp bakıp

Seyrine doyamadığım!

Şimdi gurbette bırakıp

Sesini duyamadığım!

Evde kapanıp kaldın mı?

Seyrana çıkıp güldün mü?

Başkalarının oldun mu?

'Benimsin!' diyemediğim!

Akıtıp gözüm yaşını

Hatırlarım gülüşünü;

Kıvırcık saçlı başını

Göğsüme koyamadiğım!

Dik yamaçların selisin,

Sen benden daha delisin,

Şimdi kimlerin kulusun?

Başını eğemediğim!

Nasıl vurgunum bilirdin,

Niçin benden yüz çevirdin?

Kimlerin koynuna girdin?

Öpmeğe kıyamadığım!

#SabahattinAli

Yurdumuzda ve dünyada hangi özel günler var bugün, bir bakalım:

İspir’in Kurtuluş Günü:

25 Şubat 1918 tarihi Erzurum'un İspir ilçesinin Türk ordusu tarafından Rus ve Ermeni işgalinden kurtarıldığı tarihtir. İspir ilçesinin 103. kurtuluş yıldönümü kutlu olsun.

Araklı'nın Kurtuluş Günü:

25 Şubat 1918 tarihi Trabzon'un Araklı ilçesinin Türk ordusu tarafından Rus ve Ermeni işgalinden kurtarıldığı tarihtir. Araklı ilçesinin 103. kurtuluş yıldönümü kutlu olsun.

Sürmene'nin Kurtuluş Günü:

25 Şubat 1918 tarihi Trabzon'un Sürmene ilçesinin Türk ordusu tarafından Rus ve Ermeni işgalinden kurtarıldığı tarihtir. Sürmene ilçesinin 103. kurtuluş yıldönümü kutlu olsun.

Çıldır'ın Kurtuluş Günü:

25 Şubat 1921 tarihi Ardahan'ın Çıldır ilçesinin Türk ordusu tarafından Rus ve Ermeni işgalinden kurtarıldığı tarihtir. Çıldır ilçesinin 100. kurtuluş yıldönümü kutlu olsun.

Bugün tarihte neler olmuş, bir bakalım mı?

25 Şubat 1836 - Samuel Colt, ürettiği silahın (Colt tabanca) patentini aldı.

25 Şubat 1921 - Kızıl Ordu'nun Gürcistan'a müdahalesi: Kızıl Ordu Gürcistan'ın başkenti Tiflis'e girdi.

25 Şubat 1925 - Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nda değişiklik yapıldı: Din politikaya alet edilemeyecek ve bu suç vatan hıyaneti sayılacak.

25 Şubat 1932 - Adolf Hitler, Alman vatandaşlığına kabul edildi. Böylelikle 1932 yılında yapılacak olan, Weimar Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılması mümkün oldu.

25 Şubat 1933 - Fransız Vagon-Li Şirketi'nin Belçikalı Müdürünün koyduğu, Türkçe yasağına tepki gösterildi. (bkz. Vagon-Li Olayı)

25 Şubat 1933 - Uçak gemisi olarak imal edilen ilk ABD donanma gemisi, USS Ranger denize indirildi.

25 Şubat 1943 - Talat Paşa'nın Almanya'da tahnit edilen naaşı, İstanbul'a getirildi. Aynı gün Hürriyet-i Ebediye tepesinde toprağa verildi.

25 Şubat 1952 - Başbakanlıkta kurulmuş olan "ilmi komisyon", Anayasa'daki antidemokratik maddeleri tespit etti; Anayasa'da antidemokratik 40 kanun var.

25 Şubat 1954 - Mısır'da Cemal Abdünnasır başbakan oldu.

25 Şubat 1964 - Muhammed Ali (Cassius Clay), Miami Beach-Florida'daki maçta, Sonny Liston'ı yenerek ağır siklet boks şampiyonu oldu.

25 Şubat 1968 - İstanbul Taksim Meydanı'nda, ikinci "Uyanış Mitingi" yapıldı. Mitingin amacı; Türkiye İşçi Partisi Milletvekillerine Meclis'te yapılan saldırıyı kınamaktı.

25 Şubat 1980 - Bedelli askerlik kabul edildi; yurt dışındaki işçiler 20.000 Mark ödedikleri takdirde askerlik yapmayacaklar.

25 Şubat 1984 - "Hakkari'de Bir Mevsim" adlı filmin gösterimi, Sıkıyönetim Komutanlığınca yasaklandı.

25 Şubat 1986 - Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos, 20 yıllık yönetimin ardından Ülkeden kaçtı. İktidara Corazon Aquino geldi.

25 Şubat 1990 - Nikaragua'da yapılan seçimleri Başkan Daniel Ortega kaybetti.

25 Şubat 1991 - Irak, Kuveyt'ten çekilme kararını açıkladı. Böylece Amerikan Birlikleri ve Müttefik Kuvvetlerin birlikte yürüttükleri, "Çöl Fırtınası" harekâtı sona erdi. 28 Şubat'ta da ateşkes antlaşması imzalandı.

25 Şubat 1991 - Varşova Paktı feshedildi.

25 Şubat 1994 - İbrahim Camii Katliamı: Bir Batı Şeria kenti olan Hebron'da, Baruch Goldstein adlı bir Yahudinin açtığı ateş sonucu, 29 Filistinli öldü, 125'i de yaralandı. Goldstein, öfkeli kalabalık tarafından linç edildi. Daha sonra çıkan ayaklanmalarda ise, 26 Filistinli ve 9 İsrailli öldü.

25 Şubat 1994 - Almanya, Refah Partisi'nin "Bosna'ya yardım" adı altında Almanya'ya gönderdiği paralar hakkında soruşturma başlattı.

25 Şubat 1994 - Demokrasi Partisi (DEP), yerel seçimlere katılmama kararı aldı.

25 Şubat 2000 - Carlos Santana, 8 Grammy Ödülü birden kazandı. Daha önce Michael Jackson'ın "Thriller" albümüyle kırdığı, 'bir seferde en çok Grammy alan sanatçı rekorunu' egale etti.

25 Şubat 2003 - Irak krizi konusunda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için, hükûmete yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi TBMM'ne sunuldu.

25 Şubat 2008 - Şarkıcı Bülent Ersoy hakkında, bir programda söylediği sözler nedeniyle ‘halkı askerlikten soğutma’ iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Mahkeme Heyeti, 18 Aralık'taki karar duruşmasında; "Ben çocuk doğurmuş olsaydım askere göndermezdim" sözlerini, düşünce özgürlüğü kapsamında sayarak, Ersoy'u beraat ettirdi.

25 Şubat 2009 - Türk Hava Yolları 1951 sefer sayılı uçuşu: İstanbul'dan 8:22'de havalanan uçak, Schipol Havaalanına inemeden düşerek 3 parçaya ayrıldı.

Bugün kimlerin doğduğuna gelince:

25 Şubat 1643 - II. Ahmed, 21. Osmanlı Padişahı (ö. 1695)

25 Şubat 1707 - Carlo Goldoni, İtalyan oyun yazarı (ö. 1793)

25 Şubat 1841 - Pierre-Auguste Renoir, Fransız ressam ve heykeltıraş (ö. 1919)

25 Şubat 1861 - Rudolf Steiner, Avusturyalı filozof, eğitimci, yazar ve antropozofinin kurucusu (ö. 1925)

25 Şubat 1873 - Enrico Caruso, İtalyan tenor (ö. 1921)

25 Şubat 1888 - John Foster Dulles, Amerikalı avukat ve siyaset adamı (ö. 1959)

25 Şubat 1907 - Sabahattin Ali, Yazar (ö. 1948)

25 Şubat 1917 - Anthony Burgess, İngiliz romancı ve eleştirmen (ö. 1993)

25 Şubat 1917 - Brenda Joyce, Amerikalı aktris (ö. 2009)

25 Şubat 1918 - Hasan Kavruk, Ressam ve eğitimci (ö. 2007)

25 Şubat 1922 - Handan Adalı, Sinema sanatçısı (ö. 1993)

25 Şubat 1926 - Masatoşi Gündüz İkeda, Japon asıllı Türk matematik bilgini (ö. 2003)

25 Şubat 1931 - Şükran Ay, Türk sanat müziği sanatçısı (ö. 2011)

25 Şubat 1935 - Oktay Sinanoğlu, Kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog (ö. 2015)

25 Şubat 1936 - Aydemir Akbaş, Senarist, yönetmen ve sinema oyuncusu.

25 Şubat 1936 - Peter Hill-Wood, Britanyalı iş adamı ve Premier Lig takımlarından Arsenal'in eski Başkanı.

25 Şubat 1939 - Oscar Fritschi, İsviçreli siyasetçi ve diplomat (ö. 2016)

25 Şubat 1943 - George Harrison, İngiliz müzisyen ve The Beatles müzik grubunun gitaristi (ö. 2001)

25 Şubat 1947 - Ali Kocatepe, Müzisyen ve şarkıcı.

25 Şubat 1949 - Amin Maalouf, Lübnanlı yazar.

25 Şubat 1949 - Esmeray, Oyuncu, vokalist, şarkıcı (ö. 2002)

25 Şubat 1949 - Sevil Atasoy, Akademisyen.

25 Şubat 1950 - Néstor Kirchner, Arjantinli siyasetçi (ö. 2010)

25 Şubat 1957 - Gülsün Bilgehan, Siyasetçi.

25 Şubat 1957 - Güzin Tural, Akademisyen ve Türk dili araştırmacısı (ö. 2006)

25 Şubat 1957 - Remzi Evren, Sinema oyuncusu (ö. 2015)

25 Şubat 1958 - İrade Aşumova, Azeri atıcı.

25 Şubat 1969 - Neslihan Yeldan, Tiyatro, sinema-dizi oyuncusu ve seslendirme sanatçısı.

25 Şubat 1973 - Bülent Özcan, Şair.

25 Şubat 1982 - Flavia Pennetta, İtalyan tenisçi.

25 Şubat 1982 - Maria Kanellis, Amerikalı profesyonel güreşçi, şarkıcı, söz yazarı ve manken.

25 Şubat 1986 - James Phelps, İngiliz oyuncu.

25 Şubat 1986 - Oliver Phelps, İngiliz oyuncu.

Bugün kimler ölmüş derseniz?

25 Şubat 1495 - Cem Sultan, Osmanlı şehzade ve Fatih Sultan Mehmet'in oğullarından (d. 1459)

25 Şubat 1634 - Albrecht von Wallenstein, Bohemyalı asker (d. 1583)

25 Şubat 1713 - I. Friedrich, Prusya Kralı (d. 1657)

25 Şubat 1723 - Christopher Wren, İngiliz tasarımcı, gök bilimci, geometri uzmanı ve mimar (d. 1632)

25 Şubat 1850 - Daoguang, Çin Qing Hanedanı'nın 8. İmparatoru (d. 1782)

25 Şubat 1852 - Thomas Moore, İrlandalı şair, yazar ve besteci (d. 1779)

25 Şubat 1899 - Paul Julius Reuter, Alman asıllı İngiliz gazeteci ve Reuters Ajansı'nın kurucusu (d. 1816)

25 Şubat 1906 - Anton Arenski, Rus besteci (d. 1861)

25 Şubat 1922 - Henri Désiré Landru, Fransız seri katil (d. 1869)

25 Şubat 1928 - William O'Brien, İrlandalı gazeteci ve siyasetçi (d. 1852)

25 Şubat 1932 - Albert Mathiez, Fransız tarihçi (d. 1874)

25 Şubat 1950 - George Minot, Amerikalı tıp araştırmacısı ve Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü sahibi (d. 1885)

25 Şubat 1954 - Auguste Perret, Fransız mimar (d. 1874)

25 Şubat 1957 - Bugs Moran, Fransız asıllı Amerikalı mafya lideri (d. 1891)

25 Şubat 1961 - Raşit Rıza Samako, Tiyatro sanatçısı ve yönetmen (d. 1890)

25 Şubat 1964 - Alexander Archipenko, Ukraynalı avangart sanatçısı, heykeltıraş ve grafiker (d. 1887)

25 Şubat 1971 - Theodor Svedberg, İsveçli kimyager (d. 1874)

25 Şubat 1972 - Hugo Steinhaus, Polonyalı matematikçi ve eğitimci (d. 1887)

25 Şubat 1975 - Elijah Muhammad, Amerikalı siyahi Müslüman lider (d. 1897)

25 Şubat 1979 - Jean Berthoin, Fransız siyasetçi (d. 1895)

25 Şubat 1983 - Tennessee Williams, Amerikalı oyun yazarı (d. 1911)

25 Şubat 1987 - James Coco, Amerikalı oyuncu (d. 1930)

25 Şubat 1993 - Eddie Constantine, ABD doğumlu Fransız oyuncu ve şarkıcı (d. 1917)

25 Şubat 1995 - Nejat Devrim, Ressam (d. 1923)

25 Şubat 1996 - Vehbi Koç, İş adamı ve sanayici (d. 1901)

25 Şubat 1999 - Glenn T. Seaborg, Amerikalı kimyacı ve Nobel Kimya Ödülü sahibi (d. 1912)

25 Şubat 2003 - Aleksandr Kemurciyan, Sovyet bilim insanı (d. 1921)

25 Şubat 2005 - Peter Benenson, İngiliz avukat (d. 1921)

25 Şubat 2008 - Static Major, Amerikalı şarkıcı (d. 1974)

25 Şubat 2009 - Behçet Oktay, Polis (d. 1957)

25 Şubat 2010 - Ahmet Vardar, Gazeteci ve yazar (d. 1937)

25 Şubat 2010 - İhsan Doğramacı, Akademisyen (Bilkent Üniversitesi ile YÖK'ün kurucusu ve ilk Başkanı) (d. 1915)

25 Şubat 2012 - Erland Josephson, İsveçli aktör (d. 1923)

25 Şubat 2013 - C. Everett Koop, Amerikalı doktor (d. 1916)

25 Şubat 2014 - Paco de Lucía, İspanyol gitarist ve besteci (d. 1947)

25 Şubat 2015 - Ariel Camacho, Meksikalı şarkıcı ve söz yazarı (d. 1992)

25 Şubat 2015 - Eugenie Clark, Amerikalı ihtiyolog (d. 1922)

25 Şubat 2017 - Bill Paxton, Amerikalı aktör ve film yönetmeni (d. 1955)

25 Şubat 2020 - Muhammed Hüsnü Mübarek, Mısırlı politikacı ve Cumhurbaşkanı (d. 1928)

Bugün olan başka şeyler de var tabii.

Ama bunlar benim seçtiklerim.

Sevgiyle, huzurla ve ille de aşkla başlıyoruz yine sabaha.

Sağlıklı, kolay ve keyifli bir gün diliyorum hepinize.

Gülümsemeyi de unutmuyoruz elbette.

Merhaba Türkiye.

Merhaba Perşembe.

Merhaba #HaberHürriyeti okurları...

Hatice Nayır

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hatice Nayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?