Biz zaten hep göğe bakıyoruz!

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki olayları biliyorsunuz. Neden çıktığını, neler olduğunu da.
Bu olaylar içinde en çok ilgimi çeken "Aşağı bakmayacağız" etiketiyle yapılan paylaşım oldu. Gerçi emniyet "Biz aşağı bakın demedik" diye açıklama yapmıştı ama... Ok yaydan çıkmıştı bir kere; "Aşağı bakmayacağız" paylaşım rekoru kırdı.
Oysa biz zaten uzun zamandan beri aşağıya bakmıyorduk ki!
Hep göğe bakıyoruz!
Aşağıda olup bitenleri görmeyelim diye "Kuşa bak" ya da "Teldeki cambaza bak" diyorlar; biz de sürekli kafamız yukarıda geziyoruz.
Biz oluşturulan suni gündemlerle göğe bakarken;
Ovalarımız elimizden alınıyor. Irmaklarımız kurutuluyor. Dağlarımız delik deşik edilerek yok ediliyor. Tarım alanlarımız madencilik bahanesiyle bitiriliyor.
Bakın bir zamanlar ay çiçek tarlası olan Trakya'da, biz göğe bakarken inşaat ve maden alanları açıldı. Şimdi yurt dışından aldığımız ay çiçek yağına para yetiştirmeye çoğumuzun gücü yetmiyor.
Tam kafamızı aşağıya çevireceğiz... Hemen yeni bir gündem yaratılıyor.
Son olarak Anayasa tartışması çıktı ortaya.
"Yahu biz daha yeni anayasa için referanduma gitmedik mi?" diye sormak yerine devam ediyoruz yine göğe bakmaya!
O sırada birbirinden güzel yaylalarımız imara açılıyor; bir gece vakti Resmi Gazete'de yayımlanan kararla. Buna göre Trabzon’un Akçabat İlçesinde bulunan Hıdırnebi-1, Hıdırnebi-2, Bolu’nun Göllü Ören, Yaylabeli ile Amasyna’nın Ahmetoğlu, Keşbeli, Çukurtuzla, Melikli, Çukuryayla, Alanbaşı, Kadı Çayırı, Kulam, Peynirçayı, Düvenci, Fındıkpınar yaylarının statüleri değiştiriliyor.
Biz yine göğe bakıyoruz!
Pahalılık tam gündeme geliyor; göğe bakıyoruz!
Vergiler almış başını gitmiş; göğe bakıyoruz!
Geçmediğimiz köprülere, oto yollara para ödüyoruz; göğe bakıyoruz!
Sadece ocak ayında 23 kadın erkek şiddetinin kurbanı olup, öldürülmüş; göğe bakıyoruz!
Aşağıda kıyamet kopsa, biz yine de göğe bakıyoruz!
Neyse... En güzel göğe bakan adam olan Turgut Uyar'ın TRT'deki Masumlar Apartmanı dizisiyle şu sıralarda tekrar herkesin dilinde olan güzel şiiriyle bakalım yine göğe:

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları  da
Göğe bakalım

Bizim göğe bakmamızın Turgut Uyar'ın göğe bakmasıyla bir alakası yok ama... Olsun, biz yine de göğe bakalım!

***

Marketler: Eller yukarı, bu bir soygundur!

Pahalılıktan herkes şikayet ediyor.
Artık iş öyle çığrından çıktı ki aldığın bir ürünü ertesi gün aynı fiyata alamıyorsun. Ya fiyatı artmış oluyor ya da gramajı daha düşük çıkıyor.
Bir kaç ay öncesine kadar bahane de hazırdı:
- Döviz artıyor da ondan!
Bir süredir döviz düşüyor. Ama özellikle marketlerdeki gıda ürünlerinin fiyatı düşmediği gibi sürekli artıyor.
Bir de kurnazlık bulmuşlar. Örneğin peynir alıyorsun; üzerinde 600 gram yazıyor. Bir kaç gün sonra aynı fiyata yine alıyorsun ama bakıyorsun üstünde çok küçük harflerle 450 gram yazıyor!
Market zincirleri artık bir soygun yeri olmuş sanki; silahsız soygun bu! Kaçarın yok!
Üstelik bunlar öyle tekelleştiler ki her yerde karşına çıkıyor.
Eskiden bir semtte bir tane olurdu. Şimdi aynı isimli marketten her mahallede, her sokakta bir hatta iki veya 3 tane var.
Büyük şehirlerle kalsa yine iyi. İlçelerde, kasabalarda, küçük köylerde bile market zincirlerinin şubeleri açılıyor. Fiyatları istedikleri gibi belirliyorlar, ister bindirip, ister indiriyorlar! Küçük bakkallara yaşam hakkı da tanımıyorlar.
Üreticiden 1 liraya alınan herhangi bir ürün marketteki rafta 10 lira fiyatıyla sana bakıyor!
Artık buna bir dur denmeli. Anadolunun en ücra köşelerine kadar yayılan bu market zincirlerine bir son verilmeli.
Ve bunlar sıkı sıkıya denetlenmeli.
Gerçi hükümet bu konuda önemli bir adım attı. Bakan Lütfi Elvan toplantı yapıp, harekete geçti ama uygulama da önemli.
Geçen gün Fatih Altaylı, Habertürk'teki yazısında aynen şu ifadeleri kullanmıştı:
"Dün Türkiye’nin en yaygın, en büyük “sözde ucuz” market zincirinin bilançosuna baktım. Cirosunu yüzde 40 civarında artırmış. Peki ya kârlılığını? Söyleyeyim de dudağınız uçuklasın. Yüzde 100. Bunun net anlamı şu. Halka net yüzde 60 geçirmiş. Diğerlerinin de pek farklı olduğunu zannetmiyorum."
Buyurun işte size soygunun kanıtı; market bilançoları.
Dövizdi, oto yol ve köprü fiyatlarıydı, mazot pahalılığıydı; bunların hepsi bahane. Tamam, bunlar fiyatı etkileyebilir ama bu kadar da etkiler mi; yahu bu ne!
Halkı yolunacak kaz görüyor bunlar; çılgınca bir soygun yapıyorlar. Köyde yaşamışsın, kentte yaşamıssın fark etmiyor.
Markete girdiğin anda; "bu bir soygundur, eller yukarı!"
Durum kötü, kolla gözü! Oymadıkları bir orası kaldı çünkü!

***

Türk futbolunda 'ali cengiz' oyunu!

Türk futbolu her geçen gün geriye gidiyor, Avrupa ile aramızdaki makas sürekli açılıyor.
Televizyonlardan izliyoruz. İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin liglerinde insan gözünü ekrandan alamazken, bizimkilerin ne oynadıkları futbol tat veriyor, ne de iz bırakıyor.
Zaten aramızdaki fark da Avrupa maçlarında açık açık belli oluyor. Edirne'yi geçince öteye takımlarımız nal topluyor.
Artık şurası kesin: Futbol kulüplerimizi yönetenler futboldan da futbolcudan da anlamıyor!
Bizim gençleri takıma almakta nazlanan, çoğunu da bedavaya yollayan yöneticilerimiz dünyanın dört bir yanından buldukları yıldızlara (!) dünyanın parasını sayıp, bir yıl sonra da göndermek için yine para döküyor!
Para harcarken dünya birincisi...
Avrupa takımlarına karşı sahaya çıkınca ise hepsi süt dökmüş kedi!
Son ara transferde Süper Lig kulüpleri yine dünya rekoru kırdı. O kadar çok futbolcu aldılar ki, Avrupa ligleri yanlarına bile yaklaşamadı!
Türkiye Futbol Federasyonu açıkladı; harcanan para toplam 288 milyon lira!
Gitmeleri için tazminat ödenenler yok bu rakamda.
Üstelik gırtlağa kadar borçlu oldukları için TFF tarafından harcama limitleri de var bu arada!
Ama limit bize söker mi; yaparsın bir 'ali cengiz oyunu', olur biter!
Örneğin, yılda 16 milyon euro kazanan Mesut Özil'i nasıl bir fekadarlıksa yılda 3 milyon euroya ikna edip (!), bir de buna inanmasını beklersin herkesin.
Galatasaray'ın yağmur gibi transfer yapmasını, koronavirüslü çıkan futbolcu için yurt dışına ambülans uçak göndermesini izlersin!
Ödenen başka, kağıt üstünde başka...
Sadece iki kulübümüzde değil, hepsinde öyle bu.
Ondan sonra doğru devlet kapısına... "Aman efendim, yaman efendim, dağlar başı duman efendim! Biz borçlarımızı ödeyemiyoruz! Vergilerimizi düşürün, halkımızdan aldığınız vergilerden bize de yardım edin efendim!"
Bağış kampanyaları düzenliyorlar bir de... Taraftarlarına el açıyorlar; "Lütfen yardım edin bize!"
Hem ayıp, hem rezalet bu!
Kim durduracak bu soygunu!

Gürel Yurttaş / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?