Perşembenin Şairi: Neyzen Tevfik

MEVLEVİ BEKTAŞİ

Milat'tan sonra 1880’de Muğla’nın Bodrum ilçesinde dünyaya gelir Neyzen Tevfik. İstanbul’da 28 Ocak 1953’te ayrılır aramızdan. Şiirleriyle bestelediği taksimlerini, saz semailerini, hicivlerini, otoriteyi sevmediğinden hiç geçinemediği devlet yöneticilerini de bırakarak…

'Kolaylı'dır soyadı. Samsun'un Bafra ilçesine bağlı Kolay beldesindendi. Soyadı Kanunu'ndan sonra babası Hasan Fehmi, Kolaylı soyadını alır.

Emine Hanım ve Hasan Fehmi Bey'in ilk oğlu olarak doğar. Ahmet Şefik adında bir de kardeşi var.

Bodrum'da Tepecik Camisi’nin yakınındaki kahveye gelen dervişlerin üflediği ney dikkatini çeker. Üflemek ister. Babası eğitimini olumsuz etkileyeceği için erken yaşta izin vermez.

Şiirle tanışmasını şu sözlerle anlatır Neyzen: “Yedi yaşında ya var ya yoktum. Köyümüze saz şairleri gelmişti. Bir gece bunları dinledim. Esasen Kan Kalesi’ni, Kahraman Katil’i, Arzu ile Kanber’i, Tahir ile Zühre’yi, Leylâ ile Mecnun’u dinlemiştim. Beyitleri ezberlemiştim.”

1893'te tanıştığı neyzen berber Kâzım'dan ney dersleri almaya başlar. Aynı yıl ilk sara nöbetini de geçirir.

Okulu bırakmasına ilk önce neyin sesi yüzünden olduğu sanılır. Tedavi için sonuç alınamaz. İstanbul'da doktor Pepo: "Fazla üzerine gitmeyin ve en çok hoşlandığı şeyleri yapsın” der. Hastalık biraz denetlenebilir duruma gelir. Ve böylece 'Neyzen' lakabını kazanmasını sağlar.

Eğitimini bitirmesi için yatılı olarak İzmir İdadisi’ne gönderilir. Sara nöbetleri nedeniyle eğitimi yarım kalır.

İzmir’de aydınların uğrak yeri mevlevihanede Tokadizade ŞekipTevfik NevzatŞair Eşref ve Ruhi Baba gibi ünlü kişilerle tanışır. Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri alır. Şair Eşref’ten hicvi öğrenir.

Eğitim için İstanbul Fethiye Medresesi'ne gönderilir. Mehmet Âkif Ersoy'la ve dönemin seçkin sanatçılarıyla da tanışır. Mehmet Âkif Ersoy’dan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri alır. Aynı zamanda ona ney öğrenir.

İbnülemin Mahmut Kemal İnalUşakizade Halit ZiyaAhmet RasimTevfik FikretTanburi CemilYunus NadiUdi Nevres ve Hacı Arif Bey gibi adların arasında kendini geliştirme olanağı bulur.

Şair Eşref ile beraber 13 Ocak 1902 Mısır'a gider.

Bektaşi tekkesinin üyesi olur. Yaşamının büyük bölümünü İstanbul'da çeşitli hanlarda geçirir.

Başta rakı başta olmak üzere fazla içki içtiği bilinir. Akıl hastaneleri alkol yüzünden artık sık sık gideceği yerdir. Neyzen’in. İçkiyi çok defa bırakır, gene başlar. Arada bir içkiye ara vermek amacıyla hastaneye getirilir. Bazen de kendisi gelir. İçkiye ara vermek gereksinimini tımara ve kalafata çekilmek diye adlandırır.

Neyzen Tevfik rakıya nasıl başladığını 13 Eylül 1933 tarihli Yedigün’de yayımlanan Neyzen’le Konuşmalar başlıklı yazısında Münir S. Çapanoğlu’na anlatır: “Çocukluk devrini geçmiş, delikanlılık çağına girmiştim. Baktım herkes rakı içiyor; ‘bunda ne var’ diye merak ettim. Misvakla dişlerini yıkayan, yün çorapla ayaklarının murdar kokusunu gidermek için “hacı yağı” süren hocanın; bıyıklarını “sünnet-i seniye” tarifince kestiren hacının tiksindiği şeyde bir fenalık görmedim. Beni rakıya teşvik eden olmadı. Ben, ona hürmetle başladım, tazimle içtim. Bir zemzem gibi dudaklarıma değdirdim. Bugün içmediğim halde, ona hâlâ bir hiss-i hürmetle mütehassısım.”

40’lı yıllarda Mazhar Osman ve Rahmi Duman‘ın çabasıyla Bakırköy Akıl Hastanesi’nin 21 Nolu Koğuş’u Neyzen’e ayrılır. İstediği zaman gelir, yatar, dinlenir ve çıkar gider…

Rahmi Duman, “Onu yakinen tanımak mazhariyetine 1932’de erdim. O tarihte genç bir asistan olarak Bakırköy Akıl Hastanesi’ndeki 18 numaralı serviste açmış olduğu şiir ve felsefe kürsüsünün hevesli ve usanmak, yılmak bilmeyen bir talebesi olmuştum.” der.

Bakırköy Akıl Hastanesi başhekimi Fahri Celal şöyle der; “Onun kadar ahbabı çok, olmadık insanlarla tanışan bir kimseyi tanımadım. Sanki mıknatıs gibi idi. Acayip maceralar, tuhaf vakalar, garip hadiseler onun etrafında döner, hadiselere karışır, vakalara dahil olur, seyircilikten ziyade işlerin içinde bulunurdu bütün hüviyetiyle…”

Neyzen, Bakırköy Akıl Hastanesi’nde yatarken yanında 6 ay kadar kalan Fikret Mualla; “Biraz edebiyat bilgim ve zevkim varsa onu, Neyzen Tevfik’e borçluyum” der. Neyzen’e Hocam diye hitap eder.

Mina Urgan Bir Dinazorun Anıları’nda: “İradesini kullanır, kendi isteğiyle Bakırköy Akıl Hastanesi’ne gider, ‘Başlayacak, beni hemen kapatın’ der ağlayarak. Hastanede kaç kez görmeye gittim. Bir kral muamelesi görürdü orada. Ona özel bir oda verilirdi, her isteği yerine getirilirdi. ‘Berber gelsin’ der; berber hemen gelirdi. ‘Başhekim gelsin’ der; Başhekim Dr. Fahri Celal hemen gelirdi.”.

Neyzen’in içkiyi bırakmasıyla ilgili olarak Mehmet Akif Ersoy Safahat’ta Derviş Ahmed’i yazar.

Bir ömürdür içiyorsun bırak artık şunu!” der;

Derviş Ahmed bu hidayetle hemen tevbe eder.

Amma bir tevbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi, perişan serilir tahtalara.

Rakı tufanı, su girdabı alırken odayı;

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;

Bir kerametle dedem postu oturtup sedire;

Oradan, mest-i zafer bakmaya başlar seyire.

Düzenli geliri yoktur. 1930'lu yıllarda devlet aylık bağlar.

Yaşamı süresince sara ile uğraşır.

Hazırcevaplığıyla tanınır. Birçok fıkranın konusu olur.

Hiciv sanatına da imzasını atar.

Yergileriyle taşlamalarıyla şiirleriyle adını duyurur. Tevfik, bu türün Nef’î ve Eşref‘ten sonra üçüncü önemli temsilcisi sayılır.

Kara mizahın da ustalarından olan Neyzen’in şiirleri Azâb-ı Mukaddes kitabında toplanır. Toplumsal kuralları takmaz. Yaşam biçimi ve sınır tanımaz hicivleriyle döneminin en çok dikkat çeken adlarından olur.

Hiç (1919) ve Azab-ı Mukaddes (1924) adlı şiir kitapları, bestelenmiş şiirleri ile plakları vardır. Yüz kadar plak dolduran Tevfik’in en ünlü yapıtı “Nihavent Saz Semaisi“dir.

Türk edebiyatında derin izler bırakır Neyzen Tevfik. Yazardır. Şairdir. Düşünce insanıdır. Türk edebiyat tarihinin sönmeyecek yıldızlarından biridir.

Yergilerini genellikle haksızlığa, çarpıklığa, çıkarcılığa yöneltir. Dile getirir çekinmeden. Ve bu tutumuyla da halkın “hislerine tercüman” olur. Halkın sesi olur Neyzen Tevfik.

28 Ocak 1953'te son soluğunu verir. Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii'nde cenaze namazı kılınır. Çevredeki cadde ve sokakları dolduran profesörler, memurlar ve bazı ileri gelenler cenaze için oradadır.

Kendilerine çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlardan ve sokak serserilerinden oluşanlar da o büyük kalabalık eşliğindedir son yolculukta saygılarını sunmak için...

Bugün Kartal Merkez Mezarlığı'nda dinlenmektedir…

Neyzen kendisini mezar taşındaki dörtlükteki gibi “bir yarım Mevlevi, diğer yarım Bektaşi” diye tanımlar.

***

Murat Tepebaşılı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?