İşte Akkuyu: Sahiden de hayalimiz bu muydu?

Fotoğrafta gördüğünüz yer Akkuyu. Mersin'in Gülnar ilçesinde Akdeniz'e bakan bir körfez.
Bir süre öncesine kadar bu dünyada cenneti arayanlar için eşşiz güzellikte bir yerdi. Bugün ise bu halde. Üzerine nükleer güç santrali yapılıyor. Dünyanın artık terk etmekte olduğu nükleer santrallerden biri inşa ediliyor.
Toprağın altı üstüne gelmiş.
Bir zamanlar yeşille mavinin buluştuğu bu yerde şimdi mavi öksüz kalmış! Yeşili yok edilmiş çünkü; boynu bükük aşıklar gibi bakıyor... Yokedilme sırasının kendi mavi rengine gelmesini çaresizce bekliyor!
İş makinaları haldır huldur çalışıyor orada. Ayak basmaya kıyılamayan güzelim sahili, dev gibi kamyonlar hoyratça eziyor.
Dinamitler patlıyor. Hem de öyle patlıyor, öyle patlıyor ki... Bırakın çalışma alanındaki yaşamın yok olmasını, civardaki evlerde bile yer yerinden oynuyor, camlar kırılıyor, eşyalar zarar görüyor. İnsanlar panik halinde ne yapacaklarını bilemiyor.

Daha yeni... 19 Ocak akşamı... Valilik bile açıklama yaptı; " Akkuyu Nükleer Güç Santrali bölgesinde bugün yapılan planlı patlatma sonucu patlamanın etkisiyle Büyükeceli bölgemizde ev ve seralarda meydana gelen zararların tespitine yönelik zarar tespit komisyonu kurulmuş olup gerekli çalışmalara başlanmıştır" denildi.
Planlı patlama!
Plansız olsaydı ne olacaktı acaba!
Peki neden yapılıyor bütün bunlar?
2023'de bitecekmiş. Bittiğinde Türkiye'nin enerji tüketiminin yüzde 4-5'ini karşılayacakmış. 2082'de ise yüzde 1.8'ini... Ve sonra ekonomik yaşamı sona erecekmiş.
Bu sürede... Karada yaşam kalmadığı gibi denizde de kalmayacak.
Etrafta seralar yok olacak.
İnsanlar da oturamayacak.
Zaten orada bir daha ot bitmeyecek, denizin maviliği sona erecek!
Yine geçen hafta... Bir haber gördüm basında...
Bakan vardı ön planda. Etrafında da ileri gelenler... Altında da şu yazıyordu bakanın ağzından; iri harflerle başlık olarak:
"Burası, Türkiye'nin 60 yıllık hayali."
Öyle mi sahiden de?
Bu muydu hayalimiz?
Cennet vatanın cennet köşelerinden birini bu hale getirmek miydi?

***

Karlar düşer! Düşer düşer ağlarım!

Geçen hafta İstanbul'da heyecanlı bir bekleyiş içindeydik!
"Kar geliyor" diyordu haber kanalları dakika başı!
Geliyor, gelecek, geldi!
Önce bir sevinç kapladı içimizi.
Barajlarımız dolacak, kuraklık bitecek, susuz kalmayacaktık!
Ama sonra haber bombardımanı öyle bir hal aldı ki; paniğe kapıldık.
"Öyle yağacak öyle yağacak ki" diyordu ki haber kanalları; son yıllarda böylesi görülmedi. 30-40 santimi geçecekti!
Ana arterlerde (Bu ana arter lafı da kar yağışlarının bu derece önemsenmesinden sonra ortaya çıktı) birer muhabir.  Sürekli canlı yayın yapılıyordu.
"Kar geliyor, geldi, yağıyor, yer tutmadı, arabaların üstünde var" diye her bağlantıda bas bas bağırıyorlardı!
İstanbul'un en yüksek yerlerine çıkıp, "Ya işte durum bu. Görüyorsunuz, kar İstanbul'u esir aldı" diye birbirlerini de atlatıp duruyorlardı!
Ya belediyeye ne demeli?
Dört bir yanda dev gibi araçlar... Tonlarca tuzla yüklü kamyonlar... Kepçeler, iş makinaları...
Sanırsın memleket Sibirya'ya dönecek; pusuya yatıp kar bekliyordu elemanlar!
Bir yağsın, yağdığına pişman edecekler; hepsi de o derece hırslıydı!
Halbuki yıllardır doğru dürüst kar yağmıyordu İstanbul'da. Yağsa da bir kaç gün gelip, geçiyordu. Tıpkı şimdi de olduğu gibi.
İşte bu kar şöyle bir gelip geçecek diye harcanan para kimbilir kaç milyon lira...
O araçlar, dozerler, kamyonlar, binlerce ton tuz, saatlerce karın yağmasını bekleyen elemanlar...
Ne yapacaklar? Yolları açacaklar!
Niye açacaklar? İnsanlar işlerine gidip gelebilsinler diye yapacaklar!
Peki hafta sonunda yağdı kar, zaten sokağa çıkma kısıtlaması yok muydu; vardı!
O halde niyeydi bu çabalar?
Hadi diyelim yasak yoktu!
Peki yolları açmak için harcanan onca para bir iki gün işe gidip gelemeyecek olan insanların ekonomiye olan katkılarından daha mı azdı?
Sanmam!
ABD'nin başkenti Washington'da çalışanlara göre İstanbul'da çalışanlar daha mı fazla katkıda bulunuyorlar ekonomiye?
Yıllar evvel okumuştum... Rahmetli Sevgi Gönül, Hürriyet'teki köşesinde yazmıştı. ABD'nin başkenti Washington'da bir kaç yılda bir olan (İstanbul gibi) yoğun kar yağışında ne yollar açılıyormuş, ne insanlar sokağa çıkıyormuş!
O yazı aynen şöyleydi:
"Washington'da üç gün mahsur kaldık ve üç gün boyunca yayan yürümenin dışında hiçbir şekilde hareket edemedik. Hiçbir dükkán veya lokanta açık değildi. Kimse işine gidememişti. Hayret etmiştim. Amerika'nın başkentinde nasıl olur da hayat dururdu? Sorduğum zaman ‘‘Beş senede bir olan bu kar fırtınaları ile bastıran kara kış için kar temizleme makinelerine ve bunları muhafaza etmek için büyük garajlara milyonlarca dolar yatıracağımıza beş senede bir işgücü kaybına razı oluyoruz’’ dediler ve ‘‘Biz bunun hesabını iyi yaptık’’ diye cevap verdiler. Birdenbire bu cevapları hatırlayıp medyaya ama aslında meteorolojiye rağmen sokaklara çıkan halkımıza şaştım."
Kar yağdı İstanbul'a... Şöyle bir geçti aslında, yıllardır olduğu gibi!
Kimbilir bir daha kaç yıl sonra gelecek?
O kar temizleme araçları, makineler de yıllardır olduğu gibi yine garajda bekleyecek!
Sonra... Bir kar yağarsa kar... Yağdığına pişman edilecek!
Hayda bre aslanlar! Saçılsın milyonlar!
Gelse dert, gelmese dert!
İstanbul geleni geldiğine pişman eden karmakarışık bir şehir oldu! Kar bile yağmıyor, yağamıyor doğru dürüst artık. Bu inşaatlaşma sürdüğü sürece gelmeyecek de. Beklemeyin boşuna. Harcanan paralara yazık!

***

Türkiye Teksas'a döndü! Bireysel silahlanmaya hayır!

Her gün bir değil bir kaç haber görüyor, okuyoruz sağda solda.
Öyle bir ülke olduk ki... Vurulan vurulana!
Vay bana yan baktın; bam bam bam!
Sen beni terk mi ettin; dan dan dan!
Sen kimsin ulan al sana; grav grav grav!
Her delikanlının (!) belinde tabanca var! Parası az olanda peynir ekmek gibi satılan pompalı tüfek! Olmadı av tüfeği, ya da kuru sıkıdan bozma bir silah!
Eskiden okuduğumuz Teksas, Tom Miks kitaplarındaki gibi; silahlar patlıyor sürekli.
Bireysel silahlanmayla mücadele eden Umut Vakfı'nın yayınladığı 2020 Türkiye şiddet haritasına göre; pandemi şartlarına rağmen silahlar susmadı.
Basına yansıyan 3 bin 682 silahlı şiddet olayı yaşanmış bir yılda güzel ülkemizde. 2 bin 40 kişi ölmüş, 3 bin 688 kişi yaralanmış.
Son 5 yılda, silahlı şiddet yüzde 69 artmış.
Umut Vakfı bölge bölge olayları sıraladıktan sonra da şu çağrıda bulunmuş:
“Silaha karşı çıkmak şiddeti önler. Bireysel silahlanmayı önleyici yasal düzenlemeler yapın. Cezasızlığın önüne geçin. Şehir eşkıyalarının düğün, asker eğlencesi ve kutlamalarda silah kullanılmasını önleyin. Bu şehir eşkıyalarının eylemleri sonucu adam öldürüp, yaraladıktan hemen sonra salıverilmesinin, elini kolunu sallayarak dolaşmasının, mağdurların daha da mağdur olmasının önüne geçin. Adalet ve hukuku üstün kılın… Her bireyin evde, okulda, trafikte, kısacası tüm yaşam alanlarında ‘huzur ve güven' içinde yaşamasını sağlayın…”
Bunu sağlamak bu kadar zor mu?
Silahla karşısındaki vuran eğer karşısındaki şans eseri ölmezse elini kolunu sallaya sallaya çıkıyor dışarı.
Ölürse hapise atılıyor atılmasına da duruşmalara kravat takıp takım elbiseyle giderse, bir de boynu bükük durup "Namusum için yaptım" derse bir kaç yıl sonra yine hürgeneral oluyor! Oluyor ki başkalarının da canını yaksın!
Eğer ülkemizde tabanca ruhsatı bu kadar kolay alınmasa, ruhsatsız silah taşıyan ağır bir şekilde cezalandırılsa, pompalı tüfek denilen ve saldırıların çoğunda kullanılan silah tamamen yasaklansa bu kadar insanımızı kaybeder miydik biz?
Bireysel silahlanmaya hayır!
Lütfen bu konuda bir şeyler yapılsın artık.
Giden canlara yazık!

Gürel Yurttaş / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?