Dünya gençliğinin kavgası...

İyilerin ve kötülerin savaşıdır yaşam...

Birbirlerinin içinden doğarlar; birinin yokluğu düşünüldüğünde, ikizini de öldüren bir çelişkiler yumağıdırlar...

İyi aslan, kötü aslan...

Vicdanlı timsah, üçkâğıtçı horoz...

Nasıl yok ise...

Toplumdan da, ‘değişimi ve gelişimi’ öldürecek tekdüzelik beklenemez...

Doğa, kendi yasalarının dengesinde siyah ile beyaz gibi net; anlayış, vicdan, kayırma, kollama, görmezden gelme, türler arasında ayrıcalık yapmaz, yapmayacak da...

Güçlüyü yaşatır, güçsüzü ayıklar!

Ondan ‘aman’ dilenmek, ‘ben yaptım sen etme...’ demek boşuna...

Halkların tutunma savaşı da (böyle keskin olmasa da) öyledir; yok olmakla var olmak arasındaki savaşı elbet biri kazanır; kazanan kendine göre iyi, yitirene göre kötüdür...

Ekranlarda, güçlünün öğrenciler üzerindeki eylemini izlediğimde bunlar geldi aklıma...

Hangi yan neye göre haklı, ya da kim niçin haksız?

Bu soruyu genelleştirirsek, demokratik bir kılıfa sokup yeniden sorarsak; yıllardır süregelen ‘Tek Adamlılık’ kimin penceresinden bakıldığında ufku açık, aydınlık, bereketli bir bahar manzarası içermektedir? Bu görüntüyü alkışlayanların sayısı mıdır demokrasilerin değerini yücelten?

Demek, demokrasiler de iyi ile kötü, haklıyla haksızın egemenlik çatışmasıymış...

Biz istiyoruz, çünkü güçlüyüz!

Biz istemiyoruz, ama gücümüz yok!

Kim kazanır sizce?

Platon’un ‘Devlet’inde buydu demokrasi; hatta güçsüzü toplumdan ayrıştırıp devletin okuyanlar ve güçlülerle yüceleceğini savunuyordu...

Şimdi böyle mi yazıyor çağdaş demokrasinin kitabında?

Aksine, o çağdaki okumuşlara gösterilen ‘Üstün Sınıf Ayrıcalığı’, günümüzde ‘Okumamışların Güçlülüğünü Önceleyen’ bir sınıf çatışmasına dönüştü! Üniversiteli olmuşsun, okumuşsun, fiziği matematiği yutmuşsun, tıpta âlem-i cihan olmuşsun kim takıyor bugün? Düşüncelerini söylemişsin, sakıncalarını sıralamışsın, kötüye gidişi göstermişsin, isteklerini dile getirmişsin ve karşılığında tek mantıklı bir açıklama alamamışsın; dalga geçilmişsin, adam yerine konmamışsın, dövülmüşsün; bu mudur okumuş gençliğin demokratik özgürlüğü? Kişilikli, sorgulayan, baş eğmeyen, vatansever, bilgili bir kitle ve karşılarında kelepçeli bir kapı ve önlerinde polis!

Devletin yansızlığına (!) kuşku düşürüyorsunuz...

Gençliği soğutuyorsunuz...

Gençliği törpülüyorsunuz...

Gençliği yaşlandırıyorsunuz...

Onları bıktırıyorsunuz...

Kırıyorsunuz, döküyorsunuz, parçalıyorsunuz...

Eğip bükülmedikleri için ötekileştiriyorsunuz...

Okumuşluğu, aydınlığı, özgür düşünceyi, laikliği, bilimi ve çağdaş demokrasiyi inatla sahiplenme isteklerine şaşıyorsunuz...

Dünya gençliği, alışılmış sistemlerin dışında yüzüyor artık... Kafalarında bambaşka suların rotaları çizilmiş; sınırlar ötesi bir değişime doğru yelken açmışlar... Tutuculukla, gericilikle, klasik devlet anlayışıyla, aşırı ulusalcılıkla, emperyalizmle dalga geçiyorlar... Çevre ve doğa sevgisini kendi aşkları gibi elzem görüyorlar... Kutuptaki buzların erimesi, bir balinanın öldürülmesi vicdanlarını eritiyor onların... Afrika’da aç bir çocuk öldüğünde kapitalizme lanet ediyorlar... Bir yontucu ustalığı ile dünyayı yeniden şekillendirmek istiyorlar; karşı mı duralım değişimin gücüne? Ülkelerinde yaşanan çelişkileri korkusuzca eleştiriyorlar... Haberleşiyorlar, dayanışıyorlar, ‘birimiz hepimiz için’ diyebiliyorlar... Gençliğin dinamizmi karşısında dünya çok küçüldü; ama siyasetçiler kendilerini hala zirvede görmeyi sürdürüyorlar! Irkçılık, yoksulluk, varsıllık, eşitsizlik, faşizm ve geri kalmışlığa sol dinamiklerden daha akılcı çözümler üretebiliyorlar; çünkü her taşın altına ellerini sokup gerçek demokrasinin kaynağını arıyorlar öle, dövüle...

Onlar, geçmiş kuşakların yapamadıklarını yapmayı kafalarına koymuşsa meraklanmayın, bu dünyanın yüzü değişecek ve güzelleşecek demektir!

Şimdi soruyorum; nedir istenen bu gençlikten? Onların üzerinde oynanan oyunlar kimlerin işine geldi, yakın tarihe bir bakın...

Örneğin, bizde...

Kore’de ölen onlar!

27 Mayıs’ta ölen onlar!

12 Mart’ta ölen onlar!

12 Eylül’de ölen onlar!

Neydi amaç?

Demokrasisi, halkta birlik beraberlik ve Atatürk devrimlerinin korunması!

Kim istemişti?

Can müttefikimiz ABD!

Kime yaptırmıştı?

Cumhuriyetçi Ordumuza!

Kim kazanmıştı?

Emperyalizm ve yurt içindeki uzantıları!

Ama gençliğin işi bitmedi...

Bu vatan üzerinde barış ve kardeşlik, akıl ve mantık, bilim ve uygarlık, laiklik ve demokrasi, halk ve devletiyle buluşana dek gençliğin işi bitmeyecek...

İyiliğine itici gücü olmayı sürdürdükçe, kötülere de dünya yüzünde yer var... İyilik işbaşı yaptığında, onlar da kavganın, eşitsizliğin, sömürünün gereksizliğini görecekler ve insanca yaşamanın erdemini tanımış olacaklar...

O günün mutlak geleceğine yürekten inanalım...

Tanrı, kötülükler ve haksızlıklar karşısında kullarına şunu öğütler: BİRAZ SABIR!

Hasan Teoman[email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Teoman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?