'Ne olacak şu memleketin hali' demenin ağır maliyeti!

Ah eskiden eskiden... Su içerdik testiden!
Mutluyduk, gelecekten umutluyduk!
Münir Özkul'un Türk filmlerinde dar gelirle ailesini geçindirmeye çalışan Yaşar Usta diye anıldığı yıllar! Usta iş çıkışı bir küçük  sıkıştırırdı koltuğunun altına, eşi rolündeki Adile Naşit'in hazırladığı kuru fasulye pilav turşu masasının başına kurulurdu.
Garibanın içkisiydi o küçük! Zenginler ithal getirilenleri yudumlardı!
Biz ise Cağaloğlu'nda Milliyet gazetesinden akşamları erken çıkabildiğimizde Cemiyet Lokali'ne uğrar, diğer gazetelerdeki arkadaşlarla buluşup iki duble atardık.
Konumuz genellikle "Ne olacak şu memleketin hali" şeklinde olurdu.
Keskin zekalarımızla enteresan yorumlar yapar, 3. dubleye geçenlerimiz daha da müthiş fikirlerini açarlardı.
Ah o günler o günler...
Şimdi filmlerde bırakın garibanın içmesini, içen kimse de yok. Bizim filmlerde ve dizilerde herkes Yeşilaycı! Zaten içmeye kalkan (dizilerde görüntü koyan) çarpılıyor! Yukarıdan değil, RTÜK tarafından!
Ya biz...
Artık bir araya gelip, "Ne olacak bu memleketin hali" diyemiyoruz! İki duble içmeye kalkarsak soyguna uğramış gibi oluyoruz.
Fiyatı o kadar arttı ki; içmeyi aklımızdan bile geçiremiyoruz!
Son olarak hükümet alkollü içkiye yüzde 17.7 daha ÖTV (Özel tüketim vergisi) zammı yaptı.
Bugün almaya kalktığın bir şişenin yüzde 82.5'u vergi!
Arkadaşlarınla buluşup da "Masanın başında bir büyük olsun" deyip, 70'liği koymak istersen yaklaşık 200 lira. Bunun 165 lirası da direkt vergi olarak hazineye gidiyor. Hazineye gidiyor ki; hükümetimize kaynak olsun!
Peki alkollü içkideki vergi arttıkça hazineye giren para da artıyor mu?
Artmıyor işte; tam tersine düşüyor!
Vergi artışları nedeniyle “milli içki”de resmi tüketim 10 yılda 46 milyon litreden 27 milyona gerilemiş!
Sanmayın ki insanlar içmekten vazgeçmiş!
Vazgeçer mi; vazgeçmek mucit milletimiz evde yapmayı keşfetmiş. Kimi de satılan kaçaklara yönelmiş.
İçen yine içeceğini içmiş, devletimizin son 10 yıldaki vergi kaybı da 2.5 milyar lira olarak hesap edilmiş!
Bir de... Sahte içkiden kaynaklanan ölümler var. Yani bu iş aynı zamanda sağlık sorunu haline gelmiş.
Üretici de kaybetmiş tabii... Diego İçki Üst Yöneticisi Levent Kömür'e göre milli içkimizin üretimi yarı yarıya düştüğü için anason ve üzüm üreticisine yaptıkları ödeme de 250 milyon lira azalmış.
Yani...
Devlet kaybetmiş!
İçen kaybetmiş!
Üreten kaybetmiş!
Çiftçi kaybetmiş!
Neresinden baksan büyük zarar.
Ama itiraz etsen de neye yarar!
Yine zam, yine zam! Vergiyi daha da artıralım, devam!
Zaten ne Münir Özkul var artık, ne de fakir evinde onu kahkahalarla karşılayan Adile Naşit!
Biz de gelemiyoruz nasıl olsa bir araya! "Ne olacak bu memleketin hali" demeye paramız yetmiyor!
O zaman... Bakalım iç çeke çeke maziye:
Ah eskiden eskiden, su içerdik testiden!

Bastığımız yerde ot bitmiyor!

Bitmiyor... Biterse bittiğine pişman ediyoruz o otu!
Doğaya düşmanız biz. Denize düşman, ovaya düşman, akarsuya düşman!
Akan bir su gördü mü bir şeyler oluyor bize; "Akmasın kardeşim, bize mi sordu akarken" deyip kurutuveriyoruz hemen.
Denizde balık gördü mü sülalesini pişman ediyoruz bize göründüğüne...
Yeşil bir vadi, bir orman, çiçek, böcek gördü mü tüylerimiz diken diken oluyor! Derhal bitiriyoruz oralardaki hayatı!
Dalga geçiyorum sanıyorsunuz değil mi? Geçmiyorum.
Bastığımız yerde ot bitmiyor bizim; bakın tane tane örnekleriyle anlatıyorum.
- 30 sene evvel İstanbul Çatalca'da Karadeniz'in kenarındaki köylerde öyle balık vardı ki... Gazeteci ağabeyim rahmetli Metin Kemertaş'la birlikte Yalıköy'e gider, upuzun kumsalından denize olta atardık. (Daha doğrusu o atardı, ben seyrederdim.) Kalkan tutardı Metin abi; çünkü oralar kalkan cennetiydi. Şimdi yok! Biraz ilerideki Bulgaristan'da, Romanya'da var ama bizde yok. Neden yok! Çünkü biz yıllarca o sahillerden koca koca gemilerle kaçak (!) olarak kum çektik. Ne balık yuvası kaldı, ne de balıklara yuva yapabilecekleri bir zemin. O koca koca gemilerin kaçak olarak kum çekmesini görmeyen yetkililer, şikayet eden köylüleri gördüler! Nasıl gördüklerini anlatmayayım; sonunda o bölgelerde ne balık kaldı, ne de denizin içinde doğru dürüst bir hayat!
- Örneğin Ege... Bizim sahillerde balık çok az. Turistik bölgelerdeki lokantalarda tabağınıza getirilen lagos (Kimine göre Lahoz) Ege ve Akdeniz balığı ama hemen hepsi yurt dışından ithal! Deniz çuprası ya da deniz levreği diye yedikleriniz denizden ama denizdeki çiftlikten! Çünkü bizim denizlerde yeterince yok. Peki hemen karşıdaki Yunan adasında var da bizde neden yok? Çünkü biz kural tanımayız! Adam belli bir derinlikten sonrasına avlanma yasağı koymuş. Koymuş ki küçükleri korunsun, yuvaları dursun. Yasağa da herkes gönüllü uymuş ki, sonraki yıllarda da bol bol balık avlanabilsin. Biz ise dip taramasıyla altını üstüne getirdiğimiz için denizin, balık nereye kaçacağını bilememiş. Herhalde artık onlar da anlamış bizim ne olduğumuzu ki; sanki biliyormuş gibi mübarekler bizim karasulara girmemeye yemin etmiş!
- Hadi bir örnek daha... Biliyorsunuz, nereye baksanız taş ocağı, maden sahası, mermer ocağı, siyanür havuzu! Kuraklık bağıra bağıra gelirken Antalya'nın İbradı ilçesindeki bir mermer ocağı; delik delme, kesme, blok boyutuna getirme aşamaları sırasında ihtiyaç duyulan suyu, maliyeti düşürmek için taşımak yerine, Harmankaya'dan çıkan yeraltı suyu kaynağını borularla kendisine çekerek elde etmiş. Hem de yıllarca... Bir gün bir köylü, "Yahu bizim kaynaktan gelen su neden bitme durumuna geldi, neden susuzluk çekmeye başladık" diye araştırırken tesadüfen farketmiş de şikayetçi olmuş. Mermer ocağının boruları kesilerek içme suyunu kullanmasının önüne geçilmiş, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'na da suç duyurusunda bulunulmuş. İyi de iş işten geçmiş. Kaynak kuruma aşamasına gelmiş. Bu farkedilen; kimbilir farkedilmeyen nereler var. Hala sürekli altın arama, maden, mermer ocağı izinleri veriliyor.
- Göllerimiz kuruma aşamasında. Meke Gölü bitti bitiyor. Bafa Gölü'nde durum içler acısı. Son olarak ormanlara da imar izni verileceği konuşuluyor. Ağaçların yerine betonlar yükselecek. Doğadaki hayvanların yaşam haklarını ellerinden alacağız yine.
Bastığımız yerde ot bitmiyor diye boşuna demiyorum ben.
Gittiğimiz yeri kurutuyoruz. Denizlerimiz ölüyor, göllerimiz kuruyor, derelerimiz akmıyor.
Doğaya düşmanız biz. Denize düşman, ovaya düşman, akarsuya düşman!
O da bize karşılığını veriyor işe...
Ne verdin elime, ne süreyim yüzüne?

Siyaset sanatı!

- Aloo...
- Buyurun sayın başkanım, emredin!
- Ben bakanlar kurulunu belirledim Selami...
- Hayırlısı efendim. Siz en iyisini bilirsiniz.
- Tabi ben bilirim Selami. Sen mi bileceksin?
- Ben de onu diyorum efendim, siz en iyisini bilirsiniz.
- Şimdi bana bak! Zart partisi başkanı Vecdi'yi su işleri bakanı yaptım.
- Güzel düşünmüşsünüz efendim. Gerçi o sizin için "Sende şeref ve mertlik işportaya düşmüş" demişti ama...
- Ben de ona "Cibiliyetsiz, ülkemize yakışmıyor, alçak, şerefsiz" demiştim zaten. Ama onlar eskidendi Selami. Siyaset bu. Şimdi kabinemde olacak.
- Ne güzel efendim!
- Şu seçimden önce partimize katılan Şeref beyi de bulut bakanı yaptım. İyi düşünmüş müyüm?
- Sizden daha iyi düşünebilecek kimse var mı ki yeryüzünde efendim. Yalnız bu Şeref bey de sizin için "Paçalarından yolsuzluk akıyor. Boyası döküldü" gibi laflar etmişti.
- Olsun olsun. Ben de ona "Ağzından salyalar akıyor" demiştim. Geç bunları Selami geç. Siyasette olacak bu tür şeyler. Hem dinle bak; Zurt partisinin başındakini de ağaç bakanı yaptım.
- Oh oh! Bu ne güzel bir karar efendim.
- Eee... O da benim için "Kan emici, vampir" demişti. Hatırlatmayacak mısın?
- Desin efendim. Siz de ona "Alçak, haysiyetsiz" demiştiniz. E bunlar geride kaldı dediniz ya...
- Kaldı ya Selami kaldı! Siyaset böyle yapılır Selami. Sen de öğreneceksin bir gün siyaset yapmayı.
- Sayenizde öğreniyorum efendim.
- Sen şimdi not al Selami...
- Alıyorum efendim...
- Bi konuşma metni yaz benim için. Akşama işadamlarıyla buluşacağım. Orada konuşma yapacağım.
- Tamam efendim. Ekonomi falan yazarım bir şeyler.
- Bırak ekonomiyi mekonomiyi Selami. Ben muhalefetin başındaki zata yükleneyim diyorum. Haddini bildireyim şu şerefsiz herife...
- Bildirin efendim. Ne yazayım?
- Hani hatırlattın ya yeni bakanların benim için söylediklerini ve benim onlara dediklerimi...
- Evet efendim...
- Hepsini birleştir, bu muhalefetin başındaki adama sallayayım!
- Şerefsiz, cibiliyetsiz, alçak, korkak haysiyetsiz gibi şeyleri sıralarım.
- Sırala sırala Selami. Görsün gününü andavallı!
- Yalnız efendim... Ya o da yarın öbür gün sizinle birleşirse?
- O zaman başka. Şimdi andavallı ama o zaman doğru yolu bulmuş olur! Biz de birlik oluruz. Selami siyaset sanatı bu... Böyle yapılır. Bu millet bize boşuna mı oy veriyor Selami?  Bak sen hala tam olarak öğrenemedim bu siyaseti... Ah Selami ah!...

Gürel Yurttaş[email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?