Suyun sonu var mı?

Su yoksa hayatın olamayacağını, suyun sonunun hayatın sonu demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Peki, çok büyük çoğunluğu sularla kaplı masmavi gezegenimizde suyun sonu gelebilir mi? Düşünmesi bile insanı ürpertiyor değil mi? Ama suyumuzu sonu yokmuş gibi israf ettiğimiz, sonunu düşünmeden harcadığımız, sürekli kirlettiğimiz de bir gerçektir. Uzun bir süredir kuraklık ve iklim değişikliği yaşıyor, endişeleniyoruz. Bu ortamda su gerçeğini kavramak için aklımıza takılan sorulara bu yazımda cevap aramaya çalıştım.

Dünyadaki tüm suların hepsi tüketilebilir kalitede midir?

Hayır. Uzmanlar, gezegenimize uzaydan mavi rengini veren çok bol miktardaki suyun hepsinin tüketebileceğimiz kalitede olmadığını söylüyor. Prof Dr Kınacı’ya göre* büyük çoğunluğu sularla kaplı gezegenimizde tatlı su kaynaklarının oranı tüm su kaynaklarının yalnız %2,5’luk kısmını oluşturmaktadır. Bu kadar az olan tatlı suyun %68.7 si buzdağları ve buzullar, %30’nu yeraltı suları, %1’i ulaşabileceğimiz yer üstü sularıdır. Yani dünya üzerindeki tatlı suların %1’i ancak ulaşabileceğimiz kalitede sulardır.

Varlığımızı sürdürebilmemiz sağlığa uygun kaltede, tüketilebilir tatlı suya bağlıdır. Bu kadar dar alanda bulunan su kaynaklarımızın giderek tükendiği, çölleşmenin arttığı, göllerin ve nehirlerin kuruduğu haberlerini medyada çok sık görür olduk. İkinci sorumuzu soralım;

Su kaynaklarının azalırsa ne olur?

Günümüz şartlarında su kaynakları, sadece ekosistemdeki tüm bitki, hayvan ve insanların doğal gereksinimlerinde değil, ayni zamanda enerji üretimi ve endüstriyel kullanım gibi alanlarda da gereklidir. Su kaynakları belki her canlı ihtiyacı kadar tüketse yetecek, ama biz enerji üretimi ve endüstride kullanımının bize getirdiği rahatlıklardan da vazgeçmek istemiyoruz. Suyun sürekliliği hem hayati olan gıdamıza ve biyolojik çeşitlilik kaybının önlenmesine, hem de rahatlığımızı, yaşam kalitemizi sağlayan enerji güvencesine ve ekonomik büyümeye katkı sağlıyor.

Çevre kirliliği kullanılabilir tatlı su kaynaklarını maalesef azaltmakta, suya olan talebi arıttırmaktadır. Bu nedene insanlık gelecekte suyun tarım ya da endüstriyel kullanımı arasında bir tercih yapmak zorunda kalacaktır. Su stresi yaşayan ülkeler giderek suyu bol olan bölgeleri satın alarak, yerleşerek ele geçirmeye başlamışlardır, bunu çok daha fazla arttırmak isteyeceklerdir. Gelecekte politik, ekonomik ve siyasi boyutlarda “su savaşları” kaçınılmaz olacaktır.

Günümüzde, su kaynaklarının kısıtlı olması veya aşırı kullanımı yalnız bu konuyla ilgilenenlerin sorunu olmaktan çıkmış herkesin sorunu haline gelmiştir. Su sorununu dünya coğrafyasında her ülke ayni şekilde yaşamıyor. Suyun azalma sıkıntısını çeken ülkeler su politikalarını yaparken uzun yıllar ötesini düşünerek politikalarına yön vermeleri gerekiyor. Sulak bölgelerini yabancı ülke vatandaşlarına satarken, buna sınır koymazken bin kere düşünmesi gerekiyor.

Su kaynakları azalıyor ama gezegenin her tarafında ayni oranda azalmıyor. Örneğin bazı Afrika, Ortadoğu ülkeleri gibi çöl ülkeleri içecek suyu zor buluyor. İçinde bizim ülkemizin de bulunduğu bazı ülkeler ise çölleşme tehdidi altında yaşıyor. Üçüncü sorumuz bu tehdidin boyutları üzerine olsun;

Dünya üzerinde su kaynaklarının azalması tehlikesinin boyutları nedir?

Bu noktada, Dünya Kaynakları Enstitüsü (World Resources Institute – WRI) tarafından yapılan ve türünün ilk örneği olan analiz, konuya yeni bir ışık tutuyor. WRI, 2020, 2030 ve 2040 yılları çerçevesinde, 167 ülke arasında gelecekte yaşanacak su sıkıntısını değerlendirip bir sıralama yaptı. 2040 yılında 33 ülkenin son derece yüksek oranda su sıkıntısı ile karşı karşıya kalacağını ortaya kondu. WRI’nın 2040 yılında çekilen su kaynakları oranlarını bir dünya haritasında gösterdi. Maalesef WRI’nin su haritasına göre; 2040’da ülkemizin yaşanacak su sıkıntısı orta doğu ülkelerine benzer olacak gibi görünüyor.

Ülkemizde su stresinin boyutu nedir?

Bir ülkenin su sıkıntısının boyutu kişi başına düşen yıllık kaç metre küp su düştüğüne bakarak anlaşılıyor. Bunun farklı skalaları var. Pratik olarak bir ülkede kişi başı yıllık su miktarı 1000 m3 altında ise su fakiridir, 1000-2000 arası ise su kaybı stresi altında olduğu ve tedbirler alması gerektiği kabul edilir. Eğer 2000-5000 m3 su varsa ancak kendine yetebilir, besleyebilir konumda bir ülkedir. Kişi başı 10.000 m3 üstünde su varsa ancak o zaman su bolluğu var sayılır.

Her ülkenin su kaynakları bellidir. Bunu nüfusa bölersek kişi başına düşen yıllık su miktarı ortaya çıkar. Nüfus arttıkça kişi başına düşen su miktarının azalacağı aşikârdır. Kınacı hocamızın verilerine göre; 2016 yılı sonunda nüfus 79.814.871, su potansiyelimizi 112 milyar m3, kişi başı yıllık su miktarı ise 1400 m3dür. Yani su stresi yaşayan, gelecekte ise çölleşme tehlikesi olan bir ülkeyiz. Bu gün itibarıyla nüfus artışımız ve Suriyelilerle birlikte 84 milyon olduk bile. Hızla çoğalıyoruz, bu hızla çoğalmaya devam edersek nüfusumuz 112 milyonu geçtiğinde yılda kişi başı 1000 m3 altına olan su fakiri, suyu kendine yetmeyen bir ülke haline gelmiş olacağız.

Yeraltında ki su kaynaklarını veya deniz suyunu kullanamaz mıyız?

Elbette kullanabiliriz. Ama yerin altında çok derinlerde birikmiş olan yer altı suları, yer kabuğundan süzülerek oralara ulaştığı için içinde arsenik, civa vb gibi ağır metaller vardır. Bunlar kanserojendir. Bu suların arıtılması zor da olsa mümkündür ama masraflıdır. Keza deniz suyunu da arıtmak mümkündür. Su sıkıntısı çeken bazı orta doğu ülkeleri bunu mecburen yapmaktadır. Ama deniz suyunu arıtmak çok daha masraflı olup ekonomik değildir.

Özetle;

Gezegenimizdeki su bolluğuna rağmen kullanabilir tatlı su aslında çok kısıtlıdır.

Çevresel su kirliliği, iklim değişikliği gibi nedenlerle kaliteli su sürekli azalmaktadır.

Su azalırken nüfusun artışı kişi başına su miktarını düşürmektedir. Nüfus artışını kontrol etmeyen ülkeler gelecekte daha çok su problemi yaşayacaktır.

Susuzluk problemi yaşayan bazı ülkelerin, suyu bol olan başka ülke bölgelerini ele geçirmeleri tehlikesi vardır.

Ülkemiz giderek kuraklığa girmekte, su stresi altında yaşamaktadır.

Yeraltı suları ve deniz suyunun kullanımında zorluklar, ekonomik problemler vardır.

Bireysel ve yerel olarak mümkün olduğunca kesinlikle su tasarrufu yapmalıyız.

Ülkenin su geleceğine yönelik devlet politikaları üretilmesine ihtiyacımız vardır.

Susuzluğun giderek artması tehdidi ciddidir, eğer tedbirimizi önceden almazsak, “SUYUN SONU VARDIR!”

E mail: [email protected]

Twitter: @ayferhaydaroglu

Facebook: Ayfer Haydaroglu

İntagram: ayferhaydaroglu

*Prof Dr Cumali Kınacı: SU YÖNETİMİNDE TEMEL KAVRAMLAR ve BİLEŞENLER; TÜRKİYE’DE SU YÖNETİMİ http://cdn. istanbul.edu.tr/statics/subilimleri.istanbul.edu.tr/wp.content/uploads/2017/09/SU_BILIMLERI_FAK_ACILIS_DERSI_22.09.2017.pdf

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayfer Haydaroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?