Çin, Dünya ve Türkiye

Dünyayı çok büyük bir olasılıkla, ekonomik ve giderek politik merkezinde ÇİN ve çevresi olan yeni bir düzenin beklediğini söyleyebiliriz. Oyunun kurallarının değiştiği senaryolara baktığımızda, Amerika’nın ve ÇİN’in çevresindeki ülkelerle ekonomik ve politik işbirliğini arttırma yönündeki girişimleri veya ÇİN ile AMERİKA arasında bölgesel sürtüşmelerin artması ve bir soğuk savaşa dönüşmesinin bu süreci yavaşlatsa da durduramayacağı görülüyor. Belirttiğim gibi, Batı ülkelerinde popülist siyasal hareketlerin güçlenmesi sonucunda korumacılığın artması, uluslararası ticaret ve yatırımları kısıtlayıcı uygulamaların yaygınlaşması da benzer sonuçlara yol açacaktır. ÇİN ile AMERİKA arasında bölgedeki sürtüşmelerin kısıtlı bir savaşa dönüşmesi ve AMERİKA’nın bunda kesin ve kolay bir başarı sağlayamaması ÇİN’in yükselişini hızlandıracak, sağlayabilmesi ise yavaşlatsa da durdurmayacaktır. Böyle bir savaşın kontrolden çıkması durumunda ise dünyanın ekonomik merkezinin nerede olacağı sorusunun bir anlamı kalmayacaktır.

Küresel ısınmanın kontrol altına alınamaması, ancak bunun Dünya iklimi üzerindeki etkilerinin sınırlı kalması durumunda ÇİN, kişi başına toprak ve su kaynakları açısından zayıf bir ülke olarak büyük olasılıkla bundan AMERİKA ve AVRUPA ülkelerine göre daha olumsuz etkilenecektir. Ancak yüksek ulusal tasarruf oranına bağlı olarak yatırım yapma kapasitesi yanında hızlı ve düşük maliyetle büyük mühendislik projeleri gerçekleştirme becerileri nedeniyle ÇİN, deniz düzeyinin yükselmesinden aşırı iklim olaylarına, iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarıyla başa çıkmakta birçok ülkeden daha başarılı olacaktır. Kontrol altına alınamayan küresel ısınmanın ani ve büyük iklim değişikliklerine yol açarak dünyayı insan yaşamı için uygun olmaktan çıkartması durumunda ise dünyanın ekonomik merkezinin nerede olacağı sorusunun, yine bir anlamı kalmayacaktır.

TÜRKİYE, gerçekleşmesi durumunda bu gelişmelerle etkili bir şekilde başa çıkmak için yeterince hazır mı?

Buna olumlu bir yanıt vermek güç.

Dünyanın ekonomik dengelerindeki değişimin sonuçları ve iklim değişimini sınırlamak için alınan tedbirlerin yan etkilerinin, Dünyada yükselen popülist politik hareketlerin ve olası savaşların, TÜRKİYE’nin önüne ardı ardına çok sayıda çözüm bekleyen sorun çıkartması olası görünüyor.

Öte yandan iklim değişiminin de önümüzdeki yıllarda TÜRKİYE için giderek artan bir sorun kaynağı olması kaçınılmaz görünüyor. İklim açısından en kırılgan bölgelerden birinde bulunan TÜRKİYE için tarımsal üretim azalışı, su sıkıntıları, aşırı iklim olaylarında artış anlamına geliyor. Daha da önemlisi, çevre ülkelerde sosyal istikrarsızlıklar ve bu ülkeler arasında, su kaynakları gibi nedenlerle anlaşmazlıklar çıkması ve TÜRKİYE’nin bunlardan etkilenmesi olasılığını arttırıyor.

AVRUPA ve ORTADOĞU ülkeleri gibi dünyanın en önemli iki pazarına coğrafi ve kültürel yakınlık, TÜRKİYE ekonomisinin uluslararası piyasalardaki rekabet avantajının temel dayanaklarını oluşturuyor. Dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin ÇİN’e kayması, bu iki dayanaktan birisinin önemli ölçüde zayıflaması anlamına geliyor. Şimdiden birçok ürün için dünyanın en büyük pazarı olan ve giderek tüm ürünlerde açık ara farkla bu konumda olması beklenen ÇİN, TÜRKİYE için ne coğrafi ne de kültürel açıdan yakın bir ülke. TÜRKİYE ekonomisinin dış pazarlar açısından ikinci dayanağının da geleceği güvenli görünmüyor. Önümüzdeki yıllarda petrol gelirlerinin küresel ısınma sorununa karşı alınacak tedbirler nedeniyle önemli ölçüde azalmasıyla, ORTADOĞU pazarlarının da küçülmesi ve önemini yitirmesi söz konusu bulunuyor. Günümüzde dünya petrol tüketiminin yaklaşık üçte ikisini taşıma araçları tüketiyor. Dünya ekonomisinin önde gelen oyuncularının hem küresel ısınmayı sınırlama hem de bu yeni sektörde öne çıkmaları sonucunda elektrikli taşıma araçlarının yaygınlaşması, elektrik üretiminde de fosil yakıtlardan uzaklaşılmasıyla önümüzdeki yıllarda dünyada petrol tüketiminde büyük azalma gerçekleşmesi olasılığı oldukça yüksek görünüyor. Bu da petrol gelirine dayalı pazarların daralması ve TÜRKİYE ekonomisine rekabet avantajı sağlayan ikinci dayanağın da zayıflaması anlamına geliyor.

Bunlara ek olarak, Batı’da popülist partilerin iktidara gelmeleri veya iktidardaki partilerin politikaları üzerindeki etkilerini arttırmaları da, korumacı ve dışlayıcı politikalara yol açarak TÜRKİYE’nin dış pazarlarının daralmasını hızlandırabilecektir. Avrupalı popülist partilerin birçoğu AB’nin kendisi de dahil her türlü ticaret ortaklığına karşı olduğundan, Gümrük Birliği anlaşması da bu yöndeki olası gelişmelere karşı koruma sağlamayabilecektir.

Serra Aytaç

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Serra Aytaç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?