Perşembenin Öyküsü: İkramiye

ÖZEL ULAK

Gencer sabahtan beri gülüp duruyormuşsun.” dedi Doğan.

Hanımlar nedenini merak etmiş ama çekinmişler sormaya. Biraz ters adamsın ya. Eşin de evde yok. Öyle değil mi Acar?”.

Tersliğin doğru Barkan. Biz de merak ettik neden sürekli gülüp durduğunu kahkahalarla. Sonra Çelik soralım, dedi. Elebaşı sensin Çelik. Sor bakalım tavla arkadaşına.”.

Sabahtan beri komedi filmi mi izliyorsun? Fıkra, karikatür mü okuyorsun durup durup?

Neden mi diye soruyorsunuz?”.

Biz de gülelim. Başımız kel mi?”.

Gittim iki gün önce eski mahalleye. Uğradım tanıdıklara. Yeni yol açılmış sahile. Merak. Saptım. Baktım bir tabela: Falcı Bacı. ‘Fala inanma, falsız kalma’ derler ya.

Baktı küresine Falcı Bacı. Yakında başıma bir kuş konabilirmiş. Yarın güzel haberler alabilirmişim. Sonra yeni yılda bir uzun ve huzurlu yola çıkabilirmişim. Gülümsedim içimden.

Vardım yolun sonuna. Bağırışlar… ‘Koş dede! Koş! Hemen uzaklaş ordan!’. Bir tek ben vardım yolda. Koşmaz mıyım? Ve bir ses duydum arkamda. Bomba gibi. Ve dönüp gördüm başıma konacak kuşu. Bu da resmi…

Yürüdüm. Çıktım sahile. Baktım çay bahçesi. Girdim. Oturdum. İçtim iki kahve üst üste. Denetliyordum kendimi. Yaşıyor muydum? Belli mi olur! Bu arada çimdikleyip duruyordum kendimi. Acıyordu canım. Canım acıyorsa zarar ziyan yok demekti.

Kalktım. Yürüdüm eve kadar bir saatlik yolu. Sesleri martıların… Düdükleri vapurların… Rüzgârları denizin.. Gene de belli mi olur?

Simitçinin boza satar gibi ‘akşam simitleri geldiii’ sesiyle anladım yaşadığımı… Aldım dört simit. Yaşama yeni başlar gibi ettim akşam yemeği yerine kahvaltı.

Yattım gece yarısı. Uyandım bir bebek huzuruyla…

Oldu saat 10.00. Geldi telefonuma bir kısa ileti. Açtım. Okudum…

İki hafta önce gitmiştim biraderin yanına uçakla. Dünyanın Bileti adlı bir şirketten bilet almıştım. Yılbaşı’na özel bir kampanya düzenlemişler. Çekilişte kazanana yeni yılda, yıl boyunca iki kişilik uçak bileti beleş verilecekmiş. Nereye ne zaman giderse gitsin. Hangi firmadan isterse istesin. İkramiye bana çıkmış.

Şans diyeceksiniz… Ben de şans dedim.

Kulaklarımdaydı ağzım. Söylüyordum şarkılar türküler... Makber’den Nihansın Dideden’e, Kara Tavuk’tan Kazak Abdal’ın Eşeği Saldım Çayıra, hoplaya karnın doyura’ya kadar…

İçerken keyifle kahvemi kısa ileti geldi cebime. Açtım. Okudum. Bir hafta önce bir araba kiralamıştım. Piyango çekilişi varmış yılbaşı için. Söylemediler de.

Bir yıl süresince dünyanın neresinde olursa olsun, istediğim bir lüks veya antika arabayı ücretsiz kiralayabilecekmişim.

Bal mı diyeceksiniz… Ben de bal dedim. Gülüyorsunuz…

Ben de başladım gülmeye… Gülüyordum. Durup durup gülüyordum. Ben gülmeyeyim de kimler gülsün!

Çay demledim bu kez durup durup gülerek. Her yudumda durup durup gülüyordum…

Ve geldi bir kısa ileti daha telefonuma. Açtım. Okudum. Yaz başında Aylan’la denize gitmiştik iki günlüğüne. Tatilin Zinciri’nden Kumsal Otel’de yer ayırtmıştık. Piyango çekilişi varmış yılbaşı için. Unutmuşum.

Bir yıl süresince dünyanın neresinde olursa olsun, ne zaman olursa olsun istediğim bir lüks otelde veya bir lüks villada bir hafta süreyle ücretsiz iki kişi kalabilecekmişiz. İkramiye buna da deniyor.

Eşek şansı mı diyeceksiniz… Ben de babası hariç eşşoğlueşek şansı dedim. Gülüyorsunuz… Gülün gülün…

Hah ha! Ben de başladım gülmeye… Gülüyordum. Durup durup gülüyordum. Ben gülmeyeyim de kimler gülsün!

Tutamıyordum kendimi. Çay, kahve, ayran, limonata içiyordum kesilir umuduyla gülmelerim. Tutmuştu sanki hıçkırık!

Ve bir kısa ileti daha düştü telefonuma. Açtım okudum. Bir ay önce iş olsun diye bir Avrupa’daki demiryolu şirketinin çekilişine yazdırmıştım adımı ve telefonumu. Açtım. Okudum…

Bir yıl boyunca dünyanın istediğim bir ülkesinde, ne zaman istersem ücretsiz olarak istediğim kadar kullanabileceğim iki kişilik tren bileti kazanmışım.

Yuh çüş lan! Bu kadar da olur mu diyeceksiniz… Ben de yuh çüş ulan bu kadar da olur mu dedim. Gülüyorsunuz… Gülün gülün…

Hah ha! Ben de başladım gülmeye… Gülüyordum. Durup durup gülüyordum. Ben gülmeyeyim de kimler gülsün!

Bir balet gibi yürüyordum artık gülerek. Kayıyordu ayaklarım yerde. Çın çın inletiyordum evi. Gülüyorsunuz… Gülün gülün…

Düşlüyordum… Düşlüyordum Aylan’la nerelere gideceğimizi önce. Önce Pekin Yasak Şehir. Sonra Çin Seddi. Hindistan’da anıt mezar Tac Mahal. Ardından Moskova. Sonra Tokyo. Las Vegas diye düşlüyordum…

Düşlerimin içine düştü gene bir kısa ileti. Doktorumdandı. Çıkmış bütün sonuçlarım. Otellerin, villaların, uçakların trenlerin arabaların üstüne en büyük ikramiyeyi bildirdi bana. Hani demişti ya Falcı Bacı ‘yeni yılda bir uzun ve huzurlu yola çıkabilirmişim’. Meğerse özel ulak gibiymiş Falcı Bacı. Sonuçlara göre yeni yılın ilk haftasının sonunda gerçekten uzun yola çıkıyormuşum sonsuz huzurun bahçesine doğru...

Ben de başladım gülmeye gene. Hah ha! Ha ha ha… Gülüyordum... Gülüyordum durmaksızın. Yaşlar geliyordu gözlerimden gülmekten... Ben gülmeyeyim de kimler gülsün!

***

Murat Tepebaşılı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?