YouTube'dan Türkiye'ye temsilci atama kararı

Merhaba sevgili okurlarım!..

Ve günaydın Türkiye!..

“Saatli Maarif Takvimi”niz de geldi işte.

Önce biraz gülümseyelim güne başlarken:

Temel hacca gitmeye karar vermiş. Fadime'ye gitmiş:

- "Fadime, hakkını helal et, ben hacca gidiyorum." demiş.

Fadime:

- "Bir şartla, beni de hacca götürürsen hakkımı helal ederim." demiş.

Temel bir türlü ikna edememiş Fadime’yi.

- "Tamam, gel o zaman, annelerimizle helalleşelim." demiş.

Temel'in annesine gitmişler.

- "Anne, hakkını helal et, biz hacca gidiyoruz." demiş Temel.

Annesi:

- "Bir şartla, beni de götürürsen." demiş. Temel onu da ikna edememiş.

- "Tamam" demiş.

Hep birlikte Fadime'nin annesine gitmişler.

- "Hakkını helal et, biz hacca gidiyoruz." demiş Temel.

Kayınvalidesi de aynı şekilde:

- "Bir şartla, beni de götürürsen." demiş.

Temel çaresiz üçünü de alıp hacca gitmiş. Haccın gereklerini yerine getirmişler. Dönecekleri gün herkes son ibadetlerini ve tövbelerini yapmak için odalara geçmiş.

Temel odasına giderken annesinin tövbesini duymuş:

- "Allah'ım beni affet, Temel’in babasını 4 kez aldattım." diyormuş annesi.

Temel şok olmuş bir halde "İnanmıyorum." diyerek odasına doğru yürümeye devam etmiş.

İkinci odada kayınvalidesinin tövbesini duymuş:

- "Allah'ım beni affet. Fadime’nin babasını 8 kez aldattım." diyormuş kayınvalidesi.

Temel duyduklarına inanamamış yine. Son odanın önünden geçerken bu kez de Fadime'nin tövbesini duymuş:

- "Allah'ım beni affet, Temel'i 1 kez aldattım."

Temel büyük bir şok içerisinde odasına kapanmış, dizlerinin üstüne çökerek başlamış tövbe etmeye:

- "Allah’um sen onları boş ver, senun huzuruna bu kadar or..puyu getirdigum içun esas benu affet." demiş.

Şuraya bir de “Günün Sözü” bırakıyorum:

"İstediğin kadar inançlıyım de namaz kıl, sadaka ver. Umut verip, güven aşılayıp da yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin." demiş Hz.Mevlânâ.

(Umut verip, güven aşılayıp, yarı yolda bırakan insanlara duyurulur.)

Şuraya da "Günün Püf Noktası"nı bırakalım:

MUTLU OLMANIN PÜF NOKTALARI:

1.Kendinizi sevin.

Dışarıdan gelen mutluluk geçicidir. Geçici mutlulukları bir kenara bırakın ve kendinize dönün.

2.Pozitif olun.

Mutlu hissetmenin ilk adımı başınıza gelen her olaydan pozitif bir anı yaratmaktır. Hayatın bir mutluluklar denizi olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Gökyüzü azıcık bulutlandı diye hemen denizden çıkmayın. Beklerseniz güneş ışıklarının tekrar sizi ısıtacağını görürsünüz.

3.Doğru arkadaşlarla zaman geçirin.

Etrafınızda sizi neşelendiren ve eğlendiren insanları yakın tutun. Olumsuzluk enerji emen bir döngüdür. İçine girerseniz siz de sadece enerji emen birine dönüşürsünüz. Bırakın o her esprisi sizi gülme krizine sokan arkadaşlarınız bulutları dağıtsın.

4.Çocuk gibi düşünün.

Eskiyi hatırlayın ve sizi üzen durumlarda çocukça davranmaktan kaçınmayın. Yetişkin dünyasının yarattığı problemler için bir çözüm üretemediği ortada. O vakit çözüm çamurlu suya basarak geçmekte olabilir.

5.Zihninizi temizleyin.

Zihnimiz gördüğü, duyduğu ve hissettiği herşeyi kaydeder. Zamanı gelince bu duyguları kullanarak tepki vermekte de çekince duymaz. Siz de bu hafıza kaydının sizi harekete geçirmesini beklersiniz. Bu kayıt alanı ne kadar dolu ise hareketleriniz o kadar yavaş ve hantal olacaktır. Mutluluğunuz için kendinize vakit ayırın ve bu bilgi deposundan ne kadar olumsuz düşünce varsa silin.

6.İşinize odaklanın.

Odaklandığınız bir işi bitirmek sizi mutlu edecektir. Bu iş kağıt boyamaktan tahta çakmaya, araba satmaktan maraton koşmaya kadar uzanan geniş bir eylem dünyasıdır. Bu dünyada mutlaka yapmayı istediğiniz işler olacaktır. Başladığınız bir işi bitirin.

Bakalım işinize yarayacak mı?

Bir de nerede kullanacağınızı bilmediğim bir bilgi vereyim sizlere:

Mark Twain 1835'te Halley Kuyruklu Yıldızı'nın dünyanın üzerinden geçtiği günde dünyaya gelmiştir. 1909 yılında "Seneye yine Halley dünyanın üzerinden geçecek, onunla da gitmeyi planlıyorum." demiş ve gerçekten de 21 Nisan 1910'da yıldızın geçtiği gün ölmüştür.

***

Dün akşam internet haber sitelerinden seçtiklerimi de paylaşayım sizlerle:

İstanbulkart HES kodu için 14 Ocak 2021 son gün

Covid-19 önlemleri kapsamında getirilen toplu ulaşımda HES kodu kontrolü zorunluluğunun ardından entegrasyon çalışmalarına başlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 15 Ocak’tan itibaren eşleşmesi yapılmamış kartların kullanılmayacağını duyurdu.

Genelgeyle Covid-19 tanılı ya da temaslı olup izolasyonda olması gerekenlerin bilgileri ilgili makamlarla paylaşılarak, toplu ulaşım kullanımının geçici olarak engellenmesi amaçlandı. Genelge ilk aşamada şehir içi toplu ulaşım aracıyla yapılan seyahatlerde kullanılmak üzere kişiye özel elektronik/akıllı seyahat kart olan kişiselleştirilmiş İstanbulkartları kapsıyordu. Aşağıda linki bulunan İstanbulkart sitesi üzerinden gerekli bilgiler girilerek kart-HES kodu eşleşmesi yapılabiliyor.

https://kisisellestirme.istanbulkart.istanbul/

AKP'den kanun teklifi: Cumhurbaşkanı'na mal varlığını dondurma yetkisi

Birgün'de yer alan habere göre; AKP, “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı suçları ile kitle imha silahlarının yayılmasına karşı mücadele” gerekçesiyle yeni bir kanun teklifi hazırladı.

TBMM Başkanlığı’na sunulan kanun teklifinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından yaptırım listesine alınan kişi ve kuruluşların mal varlıklarının dondurulmasına olanak sağlandı. Teklifin kabul edilmesi durumunda bu konuda yetkili Cumhurbaşkanı olacak. Cumhurbaşkanı isterse, bu kişi ve kuruluşlarla dolaylı olarak ilişkisi bulunan ya da onun adına hareket eden hesapları da dondurabilecek. Teklifte, mal varlığının dondurulması kararına ilişkin “öneride” bulunması için bir de Denetim ve İşbirliği Komisyonu kurulması öngörüldü. Komisyonda, MASAK, Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı gibi kuruluş temsilcileri yer alacak. Komisyondaki temsilcilere, her toplantı için “ücret” ödenecek.

Teklifte, internet ortamında izinsiz yardım kampanyası başlatanları sınırlayıcı hükümler de yer aldı. Buna göre, izinsiz yardım faaliyetinin tespiti halinde valilik ya da İçişleri Bakanlığı erişimin engellenmesini isteyebilecek. Başvuruyu devralan hakim, duruşma bile yapmadan içeriği engelleyebilecek. Yardım Toplama Kanunu’nda yapılan değişiklikle de yurt dışına yardımda bulunacak dernekler sınırlandırılacak. Bundan böyle bağışlar, “bildirime” tabii olacak.

Teklifle, Dernekler Kanunu’nda da değişiklik yapmak isteyen AKP, İçişleri Bakanı’na “dernek faaliyetini askıya alma” ve “kurulları görevden alma” yetkisi vermek istiyor.

Düzenlemeye göre, bir derneğin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçu işlenirse ya da uyuşturucu suçundan kaynaklı olarak mal varlığı aklanırsa, İçişleri Bakanı o kişileri ve görev yaptığı kurulları tedbir amaçlı görevden uzaklaştırabilecek. Derneğin faaliyetten alıkonulmasını talep edebilecek.

 Emirates ve FlyDubai, İstanbul uçuşlarına yeniden başlıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri-Dubai merkezli hava yolu şirketleri Emirates ve FlyDubai, İstanbul uçuşlarına yeniden başlıyor. 17 Aralık’ta İstanbul uçuşlarına başlayacak olan FlyDubai’nin Sabiha Gökçen Havalimanı’na uçacağı öğrenildi. 21 Aralık’ta İstanbul uçuşlarına başlayacak olan Emirates’in ise İstanbul Havalimanı’na haftanın her günü uçuş yapacağı açıklandı. Uçuşlar, Dubai Uluslararası Havalimanı’ndan saat 14.30’da, İstanbul Havalimanı’ndan ise 20.05’te gerçekleşecek.

YouTube'dan Türkiye'ye temsilci atama kararı

YouTube, Türkiye'de yerel bir tüzel kişi temsilcisi atama sürecini başlatma kararı aldığını duyurdu. Youtube'dan yapılan açıklamada, şirketin, şeffaflığa, ifade özgürlüğüne ve bilgi erişimine olan bağlılığını korurken, faaliyet gösterdiği ülkelerdeki yerel yasa ve düzenlemelere uymak için her zaman özen gösterdiği bildirildi.

Korona haberlerine gelince:

Galatasaray'da 2 futbolcunun Covid-19 testi pozitif çıktı

Galatasaray Kulübü, 2 futbolcusunun yeni tip koronavirüs (Kovid-19) testinin pozitif çıktığını açıkladı. Sarı-kırmızılı kulüpten yapılan açıklamada, "Galatasaray Futbol Takımı oyuncuları, teknik heyetimiz, performans, sağlık, idari ve destek kadrolarındaki çalışanlarımız için sponsor hastanelerimiz Medical Park ve Liv Hospital'ın katkılarıyla bu sabah yapılan Kovid-19 PCR testleri sonuçlanmış ve 2 oyuncumuzun testi pozitif çıkmıştır. Oyuncularımızın tedavi protokolü ve karantina süreci başlatılmıştır." denildi.

 Aynı dizi ekibinde bulunan 18 kişinin testi pozitif çıktı

Seksenler, Hekimoğlu, Mucize Doktor, Gönül Dağı gibi dizilerin setlerinde yaşanan koronavirüs vakalarına bir yenisi daha eklendi. Medyatava'da yer alan habere göre; çekimleri Kapadokya'da yapılan Maria ile Mustafa dizisinde başrol oyuncusu Tamer Levent ve kurgu yönetmeninin de aralarında olduğu 18 kişinin koronavirüs testi pozitif çıktı ve karantinaya alındı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo karantinaya alındı

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanmış biriyle temaslı olduğu tespit edildiğinden karantinaya alındığı bildirildi. ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Pompeo'nun, Kovid-19 testi pozitif çıkmış olan biri ile temaslı olduğu tespit edildi. Gizlilik hakları dolayısıyla o kişinin kimliğini açık edemeyiz. Bakan'ın testi negatif çıktı. CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) prosedürleri gereğince karantinada kalacak. Bakanlığın sağlık ekipleri tarafından yakından izlenecektir." bilgisi verildi. (AA)

Yoğun bakımda yatmak maske takmaktan çok daha zor.

Lütfen “Maske, Mesafe, Hijyen” kuralını unutmayalım.

***

Bugün "Şeb'i Arus", bugün "Düğün Gecesi". Bugün Hz.Mevlana'nın kendi deyişiyle Hakk'a vuslatının, yani Yaradan'a kavuşmasının 747. yıldönümü. Saygıyla, sevgiyle anıyorum.

Hz. Mevlânâ, 30 Eylül 1207 tarihinde, bugünkü Afganistan, o dönemde İran sınırları içerisindeki Horasan eyaletinin Belh şehrinde dünyaya gelmiştir. Annesi Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi Harzemşahlar hanedanından Fars Prensesi Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır. Babası dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Alimlerin Sultanı) lakabıyla anılan Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Etnik kökeni tartışmalı olup; Fars, Tacik veya Türk olduğu yönünde görüşler mevcuttur.

Babası Sultanü-l Ulema Bahaeddin Veled bazı siyasi olayların ve yaklaşmakta olan Moğol istilasının nedeniyle Belh şehrinden ayrılmak zorunda kaldı. Öncelikle Nişabur'a gittiler, orada Mutasavvıf Ferüddin Attar ile karşılaştılar. 4 yaşında babasından felsefe, filoloji ve din dersleri almaya başladı. 1214 yılında Bağdat’a, 1218 yılında Konya – Karaman’a göç ettiler ve babası Bahaeddin Veled için Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından Konya’da medrese (akademi tarzında okul) yapıldı.

Babası Bahaeddin Veled öldükten sonra (1231 yılında) babasının vasiyeti, Selçuklu sultanının buyruğu ve Bahaeddin Veled'in müritlerinin ısrarlarıyla Celâleddîn babasının yerine geçti. Bir yıl süreyle ders, vaaz ve fetva verdi. Sonra babasının öğrencilerinden Tebrizli Seyyid Burhaneddin Muhakkik Şems-î Tebrizî ile buluştu. Celaleddin'in oğlu Sultan Veled'in İbtidaname (Başlangıç Kitabı) adlı kitabında anlattığına göre Burhaneddin, Konya'daki bu buluşmada genç Celâleddîn'i o çağda geçerli İslam ilim dallarında sınava soktu; gösterdiği başarıdan sonra "bilgide eşin yok; gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki, baban hal ehli idi; sen kal (söz) ehlisin. Kal'i bırak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çalış, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman Güneş gibi alemi aydınlatabilirsin." dedi. Bu uyarıdan sonra, Celâleddîn 9 yıl boyunca Burhaneddin'e müritlik etti, seyr-û sülûk denen tarikât eğitiminden geçti. Halep ve Şam medreselerinde öğrenimini tamamladı, dönüşte Konya'da hocası Tebrizi'nin gözetiminde art arda üç kez çile çıkarttı, riyazete (her tür perhiz) başladı.

Hocası Burhaneddin, Celâleddîn'in arzusunun hilafına Konya'yı terk ederek Kayseri'ye gitti ve 1241 yılında orada öldü. Celâleddîn, hocasını unutamadı. Onun kitaplarını ve ders notlarını topladı. "Ne varsa içindedir" anlamına gelen "Fihi-Ma Fihadlı" yapıtında sık sık hocasından alıntılar yaptı. Beş yıl boyunca medresede fıkıh ve din bilimi okuttu, vaaz ve irşatlarını sürdürdü.

15 Kasım 1244'te Konya'nın ünlü Şeker Tacirleri Hanı'na (Şeker Furuşan) baştan ayağa karalar giymiş bir gezgin indi. Adı Şemsettin Muhammed Tebrizi (Tebrizli Şems) idi. Yaygın inanca göre Ebubekir Selebaf adlı Ümmî bir şeyhin müridi idi. Gezici bir tüccar olduğunu söylüyordu. Sonradan Hacı Bektaş Veli’nin "Makalat" (Sözler) adlı kitabında da anlattığına göre, bir aradığı vardı. Aradığını Konya'da bulacaktı, gönlü böyle diyordu. Yolculuk ve arayış bitmişti. Ders saatinin bitiminde İplikçi Medresesine doğru yola çıktı ve Mevlânâ'yı atının üstünde danişmentleriyle birlikte gelirken buldu. Atın dizginlerini tutarak sordu ona:

- "Ey bilginler bilgini, söyle bana, Muhammed mi büyüktür, yoksa Beyâzîd Bistâmî mi?"

Mevlânâ, yolunu kesen bu garip yolcudan çok etkilenmiş, sorduğu sorudan ötürü şaşırmıştı:

- "Bu nasıl sorudur?" diye kükredi. "O ki peygamberlerin sonuncusudur; onun yanında Beyâzîd Bistâmî'nin sözü mü olur?"

Bunun üstüne Tebrizli Şems şöyle dedi:

- "Neden Muhammed 'Kalbim paslanır da bu yüzden Rabb'ime günde yetmiş kez istiğfar ederim' diyor da, Beyâzîd, 'Kendimi noksan sıfatlardan uzak tutarım, cübbemin içinde Allah'tan başka varlık yok' diyor; buna ne dersin?"

Bu soruyu Mevlânâ şöyle karşıladı:

- "Muhammed her gün yetmiş mâkam aşıyordu. Her mâkamın yüceliğine vardığında önceki mâkam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyordu. Oysa Beyâzîd ulaştığı mâkamın yüceliğinde doyuma ulaştı ve kendinden geçti, gücü sınırlıydı; onun için böyle konuştu".

Tebrizli Şems bu yorum karşısında "Allah, Allah" diye haykırarak onu kucakladı. Evet, aradığı O'ydu. Kaynaklar, bu buluşmanın olduğu yeri "Merec-el Bahreyn (İki denizin buluştuğu nokta)" diye adlandırdı.

Mevlânâ'nın yaşamında Tebrizli Şems ile tanıştıktan sonra büyük bir değişme oldu ve yepyeni bir kişilik, yepyeni bir görünüm ortaya çıktı. Mevlânâ artık vaazlarını, derslerini, görevlerini, zorunluluklarını, kısaca her davranışı, her eylemi terk etmişti. Her gün okuduğu kitapları bir yana bırakmış, dostlarını, müritlerini aramaz olmuştu. Konya'nın hemen her kesiminde, bu yeni duruma karşı bir itiraz, bir isyan havası esiyordu. Kimdi bu gelen derviş? Ne istiyordu? Mevlânâ ile hayranları arasına nasıl girmiş, ona bütün görevlerini nasıl unutturmuştu. Şikâyetler, ayıplamalar o dereceye vardı ki, bazıları Tebrizli Şems'i ölümle bile tehdit ettiler. Olaylar böyle üzücü bir görünüm kazanınca, bir gün canı çok sıkılan Tebrizli Şems, Mevlânâ'ya Kur'an'dan bir ayet okudu. Ayet, "İşte bu, sen ile ben'in arasındaki ayrılıktır. (Kehf Suresi, 78. ayet)" anlamına geliyordu. Bu ayrılık gerçekleşti ve Tebrizli Şems bir gece habersizce Konya'yı terk etti (1245). Tebrizli Şems'in gidişinden son derece etkilenen Mevlânâ kimseyi görmek istemedi, kimseyi kabul etmedi, yemeden içmeden kesildi, sema meclislerinden, dost toplantılarından büsbütün ayağını çekti. Özlem ve aşk dolu gazeller söylüyor, gidebileceği her yere gönderdiği ulaklar aracılığıyla Tebrizli Şems'i aratıyordu. Müritlerin bazıları pişmanlık duyup Mevlânâ'dan özür dilerken, bazıları da Tebrizli Şems'e büsbütün kızıp kinlenmekteydiler. Sonunda onun Şam'da olduğu öğrenildi. Sultan Veled ve yirmi kadar arkadaşı Tebrizli Şems'i alıp getirmek üzere acele Şam'a gittiler. Mevlânâ'nın geri dönmesi için yanıp yakardığı gazelleri ona sundular. Tebrizli Şems, Sultan Veled'in ricalarını kırmadı. Konya'ya dönünce kısa süreli bir barış yaşandı; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler. Ama Mevlânâ ile Tebrizli Şems gene eski düzenlerini sürdürdüler. Ancak bu durum pek fazla uzun sürmedi. Dervişler, Mevlânâ'yı Tebrizli Şems'ten uzak tutmaya çalışıyorlardı. Halk da Mevlânâ'ya Tebrizli Şems geldikten sonra ders ve vaaz vermeyi bıraktığı, sema ve raksa başladığı, fıkıh bilginlerine özgü kıyafetini değiştirip Hint alacası renginde bir hırka ve bal rengi bir küllah giydiği için kızıyordu. Tebrizli Şems'e karşı birleşenler arasında bu kez Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alaeddin Çelebi de vardı. Sonunda sabrı tükenen Tebrizli Şems "Bu sefer öyle bir gideceğim ki, nerde olduğumu kimse bilmeyecek" deyip, 1247 yılında bir gün yine ortadan kayboldu (ama Eflaki onun kaybolmadığını, aralarında Mevlânâ'nın oğlu Alaeddin'in de bulunduğu bir grup tarafından öldürüldüğünü ileri sürer). Sultan Veled'in deyişine göre Mevlânâ adeta deliye dönmüştü; ama sonunda onun gene geleceğinden umudunu keserek yeniden derslerine, dostlarına, işlerine döndü. Tebrizli Şems'in türbesi Hacı Bektaş Dergahı'nda diğer Horasan Alperenleri'nin yanındadır.

Bu dönemde Mevlânâ, Şems-i Tebrizi ile kendi benliğini özdeşleştirme deneyimini yaşıyordu (bu, bazı gazellerin taç beyitinde kendi adını kullanması gerekirken, Şems'in adını kullanmasından da anlaşılmaktadır). Aynı zamanda Mevlânâ kendine en yakın hemhal olarak (aynı hali paylaşan dost) Selahattin Zerküb'u seçmişti. Şems'in yokluk acısını onunla özdeşleştirdiği Selahattin Zerküb ile gideriyordu. Selahattin, erdemli ama okuması yazması olmayan bir kuyumcuydu. Aradan geçen kısa bir zaman içerisinde müritler de Şems yerine Selahattin'i hedef edindiler. Ne var ki Mevlâna ve Selahattin kendilerine karşı duyulan tepkiye aldırmadılar. Selahattin'in kızı "Fatma Hatun" ile Sultan Veled evlendirildi.

Mevlânâ ile Selahattin on yıl süreyle bir arada bulundular. Selahattin'i öldürme girişimleri oldu ve bir gün Selahattin'in Mevlânâ'dan "bu vücut zindanından kurtulmak için izin istediği" rivâyeti yayıldı; üç gün sonra da Selahattin öldü (Aralık 1258). Selahattin cenazesinin ağlayarak değil, neyler ve kudümler çalınarak, sevinç ve şevk içinde kaldırılmasını vasiyet etmişti. Selahattin'in ölümünden sonra, yerini Hüsamettin Çelebi aldı. Hüsamettin, Vefaiyye tarikatının kurucusu ve Tacu'l Arifin diye bilinen Ebu'l Vefa Kürdi'nin soyundan olup dedeleri Urmiye'den göçüp Konya'ya yerleşmişlerdi. Hüsamettin'in babası, Konya yöresi ahilerinin reisiydi. Onun için "Hüsamettin Ahi Türk oğlu" diye anılırdı. Varlıklı bir kişiydi ve Mevlânâ'ya mürit olduktan sonra bütün servetini onun müritleri için harcadı. Beraberlikleri Mevlânâ'nın ölümüne kadar on yıl sürdü. O aynı zamanda Vezir Ziyaettin tekkesinin de şeyhiydi ve böylece iki ayrı mâkam sahibiydi.

Hz.Mevlânâ'ya sevgi ve saygı göstergesi olarak öğrencileri ve sevenleri tarafından “Mevlânâ”(Efendi) lakabı verilmiştir. Böylece ismi ünvan ve sıfatlarla birlikte tam olarak “Mevlânâ Muhammed Mustafa Celaleddin-i Rum-i” olmuştur. Türkçe konuşulan yerlerde ve İran’da kısaca "Mevlânâ" denilmektedir. Yazdığı "Mesnevî" adlı eserinde kendi adını "Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhî" şeklinde vermiştir. Burada yer alan "Muhammed" isimleri baba ve dedesinin ismi, "Belhî" ise doğduğu şehir olan Belh'e nispettir. Lakabı "Celâleddin"dir. Bir diğer lakabı olan "Hudâvendigâr" ise Mevlânâ'ya babası tarafından takılmıştır ve "Sultan" manasına gelmektedir. Batıdaki Anadolu Selçuklu topraklarına "Rum diyarı" denildiği için isminin sonuna “Rum-i” (Rum diyarında yaşayan) eki almıştır. Ayrıca müderrisliği nedeniyle "Molla Hünkâr" ve "Mollâ-yı Rûm" olarak da anılmaktaydı.

İslâm tasavvufunun en önemli ve en büyük yapıtı kabul edilen Mesnevî-i Manevî (Mesnevî) Hüsamettin Çelebi aracılığıyla yazıldı. Bir gün birlikte sohbet ederlerken Çelebi bir konudan yakındı ve "Müritler tasavvuf yolunda bir şeyler öğrenmek için ya Hâkim Senaî'nin 'Hadika' adlı kitabını okuyorlar, ya Attâr'ın 'İlâhînâme'sini, ve 'Mantık-ut-Tayr'ını (Kuş Dili) okuyorlar. Oysa bizim de eğitici bir kitabımız olsaydı herkes bunu okuyacak ve ilâhi gerçekleri ilk elden öğrenecekti." dedi. Hüsamettin Çelebi sözünü bitirirken, Mevlânâ sarığının katları arasından genç dostuna bükülmüş bir kâğıt uzattı. Bu kağıtta Mesnevî 'nin ünlü ilk 18 beyti yazılıydı ve hoca müridine şöyle dedi: "Ben başladım, gerisini sen yazarsan ben söylerim."

Bu çalışma yıllar boyu sürdü. Yapıt 25.700 beyitten oluşan 6 ciltlik bir bütündü. Tasavvuf öğretisini çeşitli öyküler aracılığıyla anlatıyor, olayları yorumlarken tasavvuf ilkelerini açıklıyordu. Konya'da yazdığı Mesnevî, Fars diliyle yazılmış en büyük şiirlerden biri olarak kabul gördü. Mesnevî bittiği zaman artık epeyce yaşlanmış olan Mevlânâ yorgun düşmüş, ayrıca sağlığı da bozulmuştu. Mevlânâ 17 Aralık 1273 günü, 66 yaşında, Konya'da Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlânâ'nın vefat ettiği gün olan 17 Aralık tarihi sevgilisi olan Rabb'ine kavuşma günü olduğu için "Düğün Gecesi" anlamına gelen "Şeb-i Arûs" olarak anılır. Türbesi Konya'dadır.

İlk eşi Gevher Hatun ölünce, Mevlânâ Konya'da ikinci kez Gera Hatun ile evlenmiş ve ondan Muzafferettin Alim Çelebi adında bir oğlu ve Fatma Melike Hatun adında bir kızı olmuştur. Mevlânâ'nın soyundan gelen Çelebiler, genellikle Sultan Veled'in oğlu Feridun Ulu Arif Çelebi'nin torunlarıdır; Fatma Melike Hatun'un torunlarıysa Mevlevîler arasında İnas Çelebi olarak anılırlar.

Mevlânâ eserlerini çoğunlukla Farsça kaleme aldı. Ancak bunun yanı sıra nadiren Türkçe, Arapça ve Rumca kullanmayı da tercih etti. Eserleri yazıldığı orijinal hâliyle günümüzde hâlen İran'da ve Farsça konuşulan yerlerde okunmaktadır. Eserlerinin çevirileri ise özellikle Türkiye, Azerbaycan, ABD ve Güney Asya'da yaygın bir şekilde okunmaktadır. Kendisinin etkisi yalnızca bir ulusla veya etnik kimlikle sınırlı kalmayarak pek çok farklı millete ulaşmıştır. Manevi mirası İranlılar, Tacikler, Türkler, Rumlar, Peştunlar, Orta Asyalı Müslümanlar ve Güney Asyalı Müslümanlar tarafından benimsenerek yedi yüzyılı aşkın bir süredir takdirle karşılanmıştır. Kıtaları aşan etkisi sayesinde günümüzde ABD'de "en çok tanınan ve en çok satan şair" hâline gelmiştir.

ESERLERİ:

Mesnevî

Büyük Divan "Divan-ı Kebir"

Fihi Ma-Fih "Ne varsa İçindedir"

Mecalis-i Seb'a "Mevlana'nın 7 vaazı"

Mektubat "Mektuplar"

Sizlerle iki şiirini paylaşarak Hz.Mevlânâ'yı anmak istiyorum:

DEMEDİM Mİ?

Oraya gitme demedim mi sana,

seni yalnız ben tanırım demedim mi?

Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana,

alsan başını,

yüz bin yıllık yere gitsen,

dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,

demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,

onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?

Sen bir balıksın demedim mi?

Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,

senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?

Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,

senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,

demedim mi soğuturlar seni.

Oysa senin ateşin ben'im,

sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?

Kötü huylar edinirsin demedim mi?

Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?

Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

SU DEDİ Kİ

Gönül buğday tanesine benziyor,

bizse değirmene.

Değirmen nereden bilecek

bu dönüşün sebebi ne?

Değirmen taşına benziyor beden,

düşünce ce kaygı, suyu.

Su kulak kabarttı, dinledi,

taş başından geçeni söyledi durdu.

Su der ki:

Değirmencidir suyu ark'a döken,

ona sor sen bu işi.

Ey ekmek yiyen, der sana değirmenci,

ekmekçi dediğin de kim oluyor

bu değirmen bir dönmedi mi?

Başından geçenler uzar gider,

gelmez sonu bir türlü.

Yücelik sayesinde bilgi değirmeni

bir hayli tane övüttü.

Söylesin sana, ona sor.

Tebrizli Şems devlet kuşu,

padişahın kutluluk göğünde

yücelere doğru

uçuyor da uçuyor.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

***

Yurdumuzda ve dünyada hangi özel günler var bugün, bir bakalım:

Şeb-i Arus Gecesi

Mevlânâ Celaleddin Rumi, 17 Aralık 1273 tarihinde ölmüştür. Hz. Mevlânâ ölümü Rabb'ine yani sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü, ölümün aslen bir cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçması olarak kabul ettiği için öldüğü geceye "Şeb-i Arus -Düğün Gecesi” anlamını yüklemiştir. Mevlânâ ölümü kişinin aslına dönüşü, kaynağının ilahi bir cevher olması nedeniyle de “Allah’a dönüş” olarak yorumlamıştır.  Mevlevilikte  “Hamdım, Piştim, Yandım” diyerek üç kelimeyle hayatını özetleyen Mevlânâ Celaleddin-i Rumi Hazretleri'nin öldüğü geceyi anmak için Konya’da törenler düzenlenmektedir. 7-17 Aralık tarihlerine denk gelen "Mevlânâ Haftası"nda yapılan ve “Vuslat Yıldönümü, Uluslararası Anma Törenleri” olarak isimlendirilen bu törenler, halk arasında "Şeb-i Arus Törenleri" olarak da anılmaktadır. Bu tarihlerde tasavvuf konserleri, Mevlevi ayinleri, sema gösterileri, sergiler ve daha birçok etkinlik düzenlenmekte ve törenler 17 Aralık gecesi devlet erkânının katıldığı geceyle sona ermektedir. Bu törenler yurt içi ve yurt dışından farklı din ve kültürden binlerce insanı 7-17 Aralık tarihlerinde Konya'da buluşturmaktadır.

Bugün tarihte neler olmuş, bir bakalım mı?

17 Aralık 1399 - Avrupa'ya Moğol istilası başladı.

17 Aralık 1586 - Japonya'nın 107. İmparatoru Go-Yōzei, tahta çıktı.

17 Aralık 1637 - Japonya'da, Shimabara isyanları başladı.

17 Aralık 1777 - Fransa, ABD'yi ilk tanıyan devlet oldu.

17 Aralık 1790 - Meksika'da, Azteklere ait "Aztek takvimi" bulundu.

17 Aralık 1865 - Franz Schubert'in, Bitmemiş Senfonisi ilk kez seslendirildi.

17 Aralık 1903 - Wright Kardeşler, benzin motorlu uçakları Wright Flyer ile Kitty Hawk'ta (Kuzey Karolina) ilk uçuşu geçekleştirdi: uçuş mesafesi 37 m, uçuş süresi 12 saniye.

17 Aralık 1905 - 1905 Moskova Ayaklanması bastırıldı. Çarlık Orduları 10 gün süren isyan boyunca binlerce kişiyi katletti.

17 Aralık 1908 - İttihat ve Terakki Cemiyeti, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihat ve Terakki Fırkası adını aldı.

17 Aralık 1908 - II. Meşrutiyet'in ilanından sonraki seçilen yeni Osmanlı Meclis-i Mebusanı ilk toplantısını yaptı.

17 Aralık 1917 - Tunceli'nin Pülümür ilçesi, Rus işgalinden kurtuldu.

17 Aralık 1918 - Fransız askerleri, denizden Mersin'e çıkarma yapmaya başladı. Mersin, Tarsus, Adana, Ceyhan, Misis ve Toprakkale işgal edildi.

17 Aralık 1919 - Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası kuruldu.

17 Aralık 1925 - Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında tarafsızlık antlaşması imzalandı.

17 Aralık 1926 - Uşak Şeker Fabrikası açıldı.

17 Aralık 1928 - Afganistan'da Kral Emanullah Han'a karşı ayaklanma başladı.

17 Aralık 1934 - Kasım 1934 tarihli Kanun'la Kemal öz adlı Cumhurbaşkanına verilen "Atatürk" soyadının veya bunun başına ve sonuna söz konarak yapılan adların hiçbir kimse tarafından öz ve soyadı olarak alınamayacağına dair Kanun, TBMM'de kabul edildi.

17 Aralık 1935 - Douglas DC-3 tipi uçağın ilk uçuşu gerçekleşti.

17 Aralık 1936 - Ankara'da 19 Mayıs Stadyumu, Başbakan İsmet İnönü'nün söylevi ile açıldı.

17 Aralık 1941 - Almanlar Sivastopol'u kuşattılar.

17 Aralık 1941 - İsmet İnönü Hûkümeti, yeni yıldan itibaren ekmeğin karneyle dağıtılacağını açıkladı.

17 Aralık 1961 - Niteroi'de (Brezilya) bir sirkte çıkan yangında 323 kişi öldü.

17 Aralık 1965 - BM, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahale edemeyeceğine ilişkin karar aldı. Türkiye bu kararı reddetti.

17 Aralık 1965 - Türkiye Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) kuruldu.

17 Aralık 1967 - Avustralya Başbakanı Harold Holt, Portsea (Victoria) yakınlarında yüzerken kayboldu.

17 Aralık 1969 - ABD Hava Kuvvetleri, yaptıkları UFO araştırmaları sonucunda dünyadışı bir uzay gemisine ilişkin kanıta rastlamadıklarını açıkladı.

17 Aralık 1969 - SALT-I görüşmeleri başladı.

17 Aralık 1971 - 3. Haliç Köprüsü'nün temeli atıldı.

17 Aralık 1973 - Amerikan Psikiyatri Birliği, DSM'den eşcinselliği listesinden çıkararak yönelimin bir hastalık olmadığını belirtti.

17 Aralık 1979 - Nâzım Hikmet’in eseri olan ve koreografisi Arif Melikov tarafından yapılan Ferhat ile Şirin balesi, TRT'nin Sanat Dünyası adlı programından çıkarıldı.

17 Aralık 1980 - İstanbul Şehir Tiyatroları'nda çalışmaları sakıncalı görülen 38 sanatçının işine son verildi. İşine son verilen sanatçılar arasında Başar Sabuncu, Ali Taygun, Mustafa Alabora, Erdal Özyağcılar, Orhan Alkaya, Beklan Algan da bulunuyordu.

17 Aralık 1980 - Türkiye'nin Sidney Başkonsolosu Şarık Arıyak ve koruma polisi Enver Sever silahlı saldırı sonucu öldü. Saldırıyı ASALA örgütü üstlendi.

17 Aralık 1981 - Kızıl Tugaylar örgütü, İtalya'daki en yüksek rütbeli NATO askeri olan General James Dozier'i kaçırdı.

17 Aralık 1981 - Polonya'da polis gösteri yapan işçilerin üzerine ateş açtı: 7 işçi öldü.

17 Aralık 1982 - Çin'deki gezisini tamamladıktan sonra Endonezya'ya geçen Cumhurbaşkanı Kenan Evren, burada Devlet Başkanı Suharto tarafından 21 pare top atışı ve büyük bir askerî törenle karşılandı.

17 Aralık 1983 - Madrid'de bir gece kulübünde çıkan yangında 82 kişi öldü.

17 Aralık 1983 - Erdal İnönü, yeniden SODEP genel başkanlığına seçildi.

17 Aralık 1984 - YÖK, öğretim üyeleri ve öğrenciler hakkında "bilgi fişi" tutulmasını istedi.

17 Aralık 1989 - Ankara'da ilk ve orta dereceli okullar hava kirliliği nedeniyle tatil edildi.

17 Aralık 1989 - Brezilya'da 25 yıl sonra ilk seçimler yapıldı.

17 Aralık 1989 - Amerikan animasyon televizyon durum komedisi Simpsonlar, yarım saatlik altın saatler şovu olarak FOX'ta yayınlanmaya başlandı.

17 Aralık 1991 - Türkiye'de ilk futbol cinayeti, Galatasaray (futbol takımı)GS-BJK maçı sonrası gerçekleşti.

17 Aralık 1994 - Yeni Yüzyıl gazetesi yayın hayatına başladı.

17 Aralık 1995 - Ganalı Kofi Annan, BM Genel Sekreteri oldu.

17 Aralık 1996 - Sedat Bucak'ın otomobilinde bulunan silahların Emniyet Müdürlüğü'ne ait olduğu belirlendi.

17 Aralık 1997 - Fazilet Partisi, İsmail Alptekin Başkanlığında kuruldu.

17 Aralık 1997 - Ukrayna'dan kalkan bir yolcu uçağı, Katerini (Yunanistan) yakınlarında dağa çarparak düştü: 70 kişi öldü.

17 Aralık 1998 - Safranbolu, kültürel varlık olarak Dünya Miras Listesi'ne alındı.

17 Aralık 2002 - Londra`da toplanan Iraklı rejim muhalifleri, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından 2 yılı aşmayacak bir sürede demokratik ve federal bir Irak'ın kurulması, serbest seçimlerin yapılması ve anayasanın hazırlanması üzerinde anlaşmaya vardılar.

17 Aralık 2002 - Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Parlamentosu, Bosna-Hersek'te 43 ay süren savaşa son veren Dayton Barış Anlaşması'nı yedi yıl sonra onayladı.

17 Aralık 2002 - ABD Başkanı George W. Bush, balistik füzelere karşı savunma amacıyla geliştirilen ve füze kalkanı olarak bilinen savunma sisteminin konuşlandırılması talimatını verdi.

17 Aralık 2004 - Irak'ın Musul kenti yakınlarında uğradıkları silahlı saldırı sonucu, 5 Türk güvenlik görevlisi öldü.

17 Aralık 2004 - AB, Türkiye ile 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlama kararı aldı.

17 Aralık 2004 - Dünya Matematik Katliam Günü olarak kayıtlara geçti. 2/3 doğal sayı ilan edildi.

17 Aralık 2010 - Google, insan vücudunun tamamının haritasını çıkaran yeni bir ağ tarayıcısı geliştirdi. İsmini Google Body olarak belirledi.

17 Aralık 2013 - Türkiye'de 4 Bakan, çeşitli düzeyde bürokrat ve iş adamlarının şüphelileri olduğu yolsuzluk, rüşvet ve kaçakçılık operasyonları başladı.

17 Aralık 2016 - Türkiye'nin Kayseri ilinde patlama oldu. (2016 Kayseri saldırısı)

Bugün kimlerin doğduğuna gelince:

17 Aralık 1267 - Go-Uda, Japonya'nın 91. İmparatoru (ö. 1324)

17 Aralık 1493 - Paracelsus, İsviçreli hekim, simyager, botanikçi ve astrolog (ö. 1541)

17 Aralık 1770 - Ludwig Van Beethoven, Alman besteci (ö. 1827)

17 Aralık 1778 - Sir Humphry Davy, İngiliz kimyacı ve fizikçi (ö. 1829)

17 Aralık 1797 - Joseph Henry, Amerikalı fizikçi (ö. 1878)

17 Aralık 1897 - Hasan Âli Yücel, Öğretmen, eski Millî Eğitim Bakanı ve Köy Enstitüleri'nin kurucusu (ö. 1961)

17 Aralık 1903 - Erskine Caldwell, Amerikalı yazar (Tütün Yolu romanı ile tanınan) (ö. 1987)

17 Aralık 1931 - Safa Önal, Senarist, yönetmen ve yazar.

17 Aralık 1936 - Franciscus (Jorge Mario Bergoglio), Papa.

17 Aralık 1936 - Tuncer Necmioğlu, Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, senarist ve tiyatro eleştirmeni (ö. 2006)

17 Aralık 1937 - John Kennedy Toole , Amerikalı yazar ve Pulitzer Ödülü sahibi (ö. 1969)

17 Aralık 1944 - İlhan Erdost, Yayımcı (ö. 1980) (Gözaltında dövülerek öldürüldü.)

17 Aralık 1946 - Eugene Levy, Kanadalı oyuncu, televizyon yönetmeni, yapımcısı ve yazar.

17 Aralık 1946 - Rıza Silahlıpoda, Müzisyen ve besteci.

17 Aralık 1948 - Kemal Kılıçdaroğlu, Siyasetçi ve CHP genel başkanı.

17 Aralık 1956 - Itır Esen, Sinema sanatçısı.

17 Aralık 1958 - Mine Koşan, Ses sanatçısı.

17 Aralık 1958 - Roberto Tozzi, İtalyan atlet.

17 Aralık 1961 - Ersun Yanal, Futbolcu ve teknik direktör.

17 Aralık 1965 - Ali Çatalbaş, Tiyatro ve sinema sanatçısı.

17 Aralık 1971 - Claire Forlani, İtalyan asıllı İngiliz aktris.

17 Aralık 1973 - Nevzat Süs, Tiyatro sanatçısı.

17 Aralık 1975 - Milla Jovovich, Ukraynalı model ve artist.

17 Aralık 1976 - Edward Aguilera, İspanyol şarkıcı.

17 Aralık 1981 - Tolgahan Sayışman, Model ve oyuncu.

Bugün kimler ölmüş derseniz?

17 Aralık 535 - Ankan, Japonya'nın 27. İmparatoru (d. 466)

17 Aralık 1273 - Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, mutasavvıf ve şair (d. 1207)

17 Aralık 1763 - Frederick Christian, Saksonya Elektörlüğü Prensi (d. 1722)

17 Aralık 1830 - Simón Bolívar, Güney Amerika bağımsızlık savaşı önderi (d. 1783)

17 Aralık 1860 - Désirée Clary, İsviçre Kraliçesi (d. 1777)

17 Aralık 1907 - William Thomson (Lord Kelvin), İngiliz fizikçi (d. 1824)

17 Aralık 1909 - II. Léopold (Belçika Kralı), Belçika Kralı (d. 1835)

17 Aralık 1905 - Alexey Uktomski, Rus devrimci ve Sosyalist Devrimci Parti önderlerinden (d. 1875)

17 Aralık 1933 - Hasan Fehmi Hoca, Siyasetçi ve Kastamonu milletvekili (d. 1875)

17 Aralık 1935 - Juan Vicente Gómez, Venezuela diktatörü (1908-1935 arasında) (d. 1864)

17 Aralık 1964 - Victor Franz Hess, Avusturyalı fizikçi ve Nobel Fizik Ödülü sahibi (d. 1883)

17 Aralık 1969 - Hadi Hün, Tiyatrocu (d. 1907)

17 Aralık 1972 - Muzaffer Alankuş, Asker ve siyasetçi (d. 1898)

17 Aralık 1980 - Oskar Kummetz, Nazi Almanyası'nda asker (d. 1891)

17 Aralık 1981 - Cemal Tural, Asker ve eski Genelkurmay Başkanı (d. 1905)

17 Aralık 1987 - Marguerite Yourcenar, Belçikalı yazar (d. 1903)

17 Aralık 1992 - Dana Andrews, Amerikalı oyuncu (d. 1909)

17 Aralık 1995 - İsa Yusuf Alptekin, Uygur siyasetçi ve Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin Genel Sekreteri (d. 1901)

17 Aralık 2009 - Jennifer Jones, Amerikalı Oscar ödüllü oyuncu (d. 1919)

17 Aralık 2011 - Kim Jong-il, Kuzey Kore'nin eski ulusal lideri (d. 1941)

17 Aralık 2011 - Cesaria Evora, Yeşil Burun Adalarılı şarkıcı (d. 1941)

17 Aralık 2014 - Bilal Ercan, Türk halk müziği ve bağlama sanatçısı (d. 1962)

Bugün olan başka şeyler de var tabii.

Ama bunlar benim seçtiklerim.

Sevgiyle, huzurla ve ille de aşkla başlıyoruz yine sabaha.

Sağlıklı, kolay ve keyifli bir gün diliyorum hepinize.

Gülümsemeyi de unutmuyoruz elbette.

Merhaba Türkiye.

Merhaba Perşembe.

Merhaba #HaberHürriyeti okurları...

Hatice Nayır

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hatice Nayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?