Şu teknoloji dedikleri

Şu teknoloji çok tuhaf bir şey. Bazen ayak uyduramıyorum. İpimden tutup, beni istediği yere götürüyor. Nefret ediyorum. En son telefonuma virüs girmiş; abuk subuk işler yapmış. Telefona dokunmaya korkar oldum. Dizginlemem zor oluyor.

Akıllı telefon ya! kendisinin benden daha akıllı olduğunu ispatlamak için neler yapıyor neler ! Bazen de aşık oluyor, yere göğe sığdıramıyorum.

Burada hemen, ‘’Ben, yanımda benden daha akıllısını istemem’’ hikayesini anlatmak istiyorum. Aman unutturmayın…

SEN DÜŞÜNÜRKEN, O CEVAP VERİYOR

Geçen gün, pandemi yasaklarını okuyordum. ‘’65 yaş üstündekilerin kent içi toplu taşın araçlarına binemeyeceği ; şehirler arasının da izne tabi olduğu, çok önemli olmadıkça da izin verilmeyeceğini’’ yazıyordu..

65 YAŞ ÜSTÜ HANGİ ARAÇLARA BİNEBİLİR ?

"Yahu tamam da,; madem Cumartesi-Pazar hariç 10.00 – 13.00 arası serbest, bu saatler içinde bir yere gitmesi gerekiyorsa ?" diye düşünürken telefonuma bir mesaj geldi. Başka birisi de aynı soruyu sormuş. Cevabına baktım, ‘’65 yaş üstü olanlar, tüm seyahatlerinde yalnız ambulans ve cenaze arabasına binebilir’’ diyordu.

Doğru, çok doğru. Dönüş için de zaten başka tercihler söz konusu. Seyahatler genellikle tek gidişli. Ama ne olursa olsun karşılama muhteşem. Ya bembeyaz giysilerle doktorlar ya da sarığına kadar beyaz imamlar karşılıyor. Size yer gösterip buyur ediyorlar. Sereserpe uzanıp yatıyorsun. Buradan sonrası da hep beyaz zaten. Kıskanmayın diye size de bir beyaz giysi giydiriyorlar ki modası hiç değişmiyor. Başucu ve ayak ucundan bağlıyorlar ki, sizi hiç kimse rahatsız etmesin diye.

Anlayacağınız 65 üstü olanlar çok şanslı çook.. Neredeyse ‘’Çok yaşadılar !’’ diyesim geliyor ama, onlar da zaten yaşadıkları kadar yaşamışlar kardeşim. Ha 3 sene az, ha 5 sene fazla, ne fark eder…

Bazen bu gidişin dönüşü de olabiliyor. Vergisini, harcını – borcunu ödesin diye. Kısa bir helalleşme molası veya uzun yolculuğa hazırlık için.

Er ya da geç, sonuç değişmiyor. Artık itilip kakılmak, hor görülmek yok. Hanım kızdı , kayınvalidem ters baktı yok. Artık eller üzerindesin.

İmam, ‘’Hakkınızı helal ediyor musunuz ? ‘’ diye sorduğunda , hep bir ağızdan ‘’Helal olsun !’’ diyorlar. Hakkı olan da olmayan da, hep bir ağızdan kuralı bozmuyor.

‘’BEN, BENDEN AKILLISINI YANIMDA İSTEMEM’’

Bakın, bir hikaye anlatacaktım. Neredeyse unutuyordum. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden Bey anlatmıştı.

Padişahın biri birgün ferman buyurmuş, ‘’Ülkemde içki yasakır. Kim içerse kellesi vurula ! ‘’

Ama, maalesef veziri âzam içiyor. Hem de Ramazan'da. Bir de üstelik padişahın damadı. Çeken var çekemeyen var. Seveni var – sevmeyeni var. Dururlar mı hemen padişaha jurnallarlar.

‘’Hünkârım sizin fermanınız var ama, damadınız sizin bu emrinizi dinlemiyor’’ diye.

Padişah, alıyor başını ellerinin arasına, kavuğunu da koyuyor karşısına. Başlıyor düşünmeye. Başkası olsa kolay. ‘’Derhal kellesi vurula !’’ der, olur biter. Lakin söz konusu damat olunca işler değişiyor. Fermanını uygulasa , hem devlet çok önemli bir devlet adamını kaybedecek, hem de biricik kızı dul, torunları yetim kalacak. Uygulamazsa insanlara bunu nasıl izah edecek. Fermanı dinlenmeyen padişah olarak otoritesi sarsılacak.

KURNAZ AHÇI YAMAĞI

Padişah, bir taraftan kafasında sorunu çözmek için düşünür, düşünürken de sarayın koridorlarını arşınlar. Tam damadının odasının önüne geldiğinde, birden içeri girer. Vezir el etek öper, ‘’Buyurun padişahım" der.

Tam o sırada ahçı yamağı da elinde tepsi ve 9 çeşit rakıyla içeriye girerek veziriazama sitemli bir edayla şikayetini yapar. ‘’Hep size söylüyordum, ahçıbaşı rakı içiyor diye, ama bana inanmıyordunuz. Buyurun delilleri !’’ Tabii ahçıbaşının kellesi gider ama veziriâzam kurtulur.

Padişah da veziriâzam da mutludur. Ahçı yamağı, parlak zekası ve hazır cevaplığıyla ikisinin de müşkülünü halletmiştir.

Padişah gider, veziriâzam koltuğuna kurulur. Koltuğun sağ yanındaki ipi çeker. Zil çalar. Ahçı yamağı , ‘’Emredin haşmetlüm’’ diyerek içeri girer.

Veziriâzam kemerinden bir kese altın çıkarıp yamağa fırlatır. Ahçı yamağı dualar temennalarla odayı terkeder.

Biraz sonra, vezir bu defa sol tarafındaki ipi çeker. Yine zil çalar. Perde açılır. Ahçı yamağı, ‘’Emredin haşmetlüm’’ der. Veziriâzam, bir kese altın daha fırlatır. Ahçı yamağı, ‘’Vermiştiniz haşmetlüm. Kesenize bereket’’ deyince veziriâzam açıklar :

‘’O verdiğim, kellemi kurtardığın için ödüldü. Bu seferki kıdem tazminatın. Ben, benim yanımda, benden akıllı insan istemem !’’

Çok haklı. Ben de istemem, kimse de istemez. Şu cep telefonunun kendi başına, beni kendisine alet etmesinden bıktım usandım. Benden akıllı diye, herşeyine göz yumamam. Birgün onu atıp, ilk telefonuma dönersem kimse şaşmasın …

Oğuzhan KAVAKLI

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oğuzhan Kavaklı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?