Dil’in Kültürel Yansıması

Bir dili, dillerin en incesi, en soylusu görmek nasıl bir yanılgıysa, bir dili kimi kavramları ifade etmeden yetersiz görmek de aynı derecede bir yanılgıdır. Her dil, kendi yapısının, kendi biçiminin özelliklerine göre davranır. Fakat bütün bu kendine özgü özelliklerden önce, her dile ortak, her dili belirleyen genel özelliklerin varlığı, diller arasında nitel bir ayırıma gitmemizi kesinlikle engelleyecek niteliktedir. Bir dil, ifade ihtiyaçlarını, işlene işlene karşılar. İşlenmeyi zorunlu kılan etki ise, bu ifade ihtiyaçlarıdır. Başka bir deyişle, kimi kavramları, kimi düşünceleri kendi dilimizde ifade edebilmek için, bu kavram ve düşüncelerin gerçek bir ihtiyaç haline gelmesi gereklidir. Yani, özümlenmeleri gereklidir. Özümlenebilmek için de o düşünceyi, o kavramı, kişinin kendi kültür yaşantısında etkin kılması şarttır. Yalnızca belirli kişilerin tekelinde kalan zihinsel etkinlikler, topluma mal edilmedikleri a da mal edilmek istenilmediği veya bu kişilerin bu etkinlikleri topluma mal edecek güçten yoksun oldukları içindir ki, başka gezegenlerden yansıyan yaşam dışı şeylermiş gibi gözükürler. Düşüncelerini, duygularını kendi dilinde söyleyemeyen kişi, bilimin ve sanatın dışında kalmaya tutsaktır. Bu söylediklerim, elbette, ifade edilmek, anlatılmak için sözlü dili, yani şu konuştuğumuz dili gerektiren etkinlikler için geçerlidir. Sözlü dili de içine alan, işaret birimi, dolayısıyla, başka ifade araçları olan işaret sistemlerini unutmuyoruz. Ne var ki, işaret sistemlerinin içinde, sözlü dil, şu konuştuğumuz, yazdığımız dil, en önemli, en belli başlı olanıdır.

Bu açıklamalardan sonra, niçin kendi Türkçemizi savunuyoruz, niçin yabancı sözcüklere hayır diyoruz, açıkça beliriyor. Türkçemiz sorunu, her şeyden önce kültürel varlığımız, düşünsel kişiliğimiz sorunudur. Bir düşünce, ancak kendi dilimizde düşünülüp ifade edilebildiği oranda bizim için düşünce olacağından, kendi Türkçemiz sorunu, eski-yeni didişmesinin çok ötesinde bir önem taşıyor. Amaç, bir sözcüğe karşı, salt yeni olduğu, salt taze bir yaratı olduğu için, başka bir sözcüğü seçmek değildir. Amaç, düşünceyi, kendi dilimizle yoğurmak, ona kendi dilimizle biçim, kalırlık sağlamaktır. Bunun da tek ölçüsü, dilimizin kendine özgü olanaklarıdır. Bu olanakların tek somutlaşma, tek gözlemleniş alanı ise, dilin kullanımıdır.

Dil, kullanımdan başka bir gerçek tanımaz. Dışardan yapılan bütün zorlamalar boşunadır. Dışardan uygulanacak her değiştirici eylem, bu kullanıma uymadığı sürece, sonuçsuz kalmaya tutsaktır. Yeni gereksinimlere cevap verecek, dilin yapısında vardır zaten. Önemli olan, bu yapının özelliklerini, kullanımı gözden kaçırmadan yakalayabilmektir. Yanılmıyorsam, çağdaş dilbilimin gereklerini ve gerçeklerini yansıtan tek akılsal yol da budur.

Mustafa Gökçek / 

www.haberhürriyeti.com/mustafagökçek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?