Umudun ilk harfi Elif

Biraz zaman geçtikten sonra emin olun İzmir depremi de unutulacak.

Ne insanlarımız, ne devletimiz yapılması zorunlu olanları yapmayacak. Ölenler öldüğüyle kalacak.

Mucize eseri hayatta kalan Elif ve Ayda’nın görüntüleri de sadece arşivlerde bir hoşluk olarak yer alacak.

Bu satırların yazıldığı saatlerde depreme 102 kişiyi kurban verdiğimizi öğrendik.

Ölü sayısının daha fazla artmamasını diliyoruz ama, sadece dilekle, duayla, kadercilikle deprem gerçeğiyle baş etmek mümkün değil.

Burası Türkiye değil de Japonya olsaydı, büyük deprem beklenen İstanbul baştan aşağıya yeniden inşa edilmişti.

Gölcük depreminin üzerinden tam 21 yıl geçti.

Bu 21 yılda “yapacağız, edeceğiz, yapılması lazım, şu lazım bu lazım” demekten başka ne yapıldı?

Ne yapıldığını söyleyeyeyim:

İstanbul Fikirtepe’de birkaç rezidans, rantın yüksek olduğu Bağdat Caddesi’nde yüzlerce çok katlı apartman… Yine rantın yüksek olduğu semtlerde devasa rezidanslar ve AVM’ler…

Peki Üsküdar, Kadıköy, Fatih, Zeytinburnu, Bakırköy, Avcılar, Beylikdüzü gibi ilçelerdeki çürük çarık binalar için ne yapıldı?

Bırakın 7,6’yı, İzmir depremi kadar sallansa bile İstanbul’un ne hale geleceğini insan düşünmek bile istemiyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

Deprem vergilerini başka yerlere harcayıp, bunun hesabı sorulduğunda “Harcanması gereken yere harcandı” yanıtını alıyoruz. Meclis’te soru önergeleri işleme konmuyor.

İstanbul’u baştan başa yenilemeye yetecek kaynakları, Kanal İstanbul gibi çılgınlıklar için harcamayı göze alıyoruz.

Toplanma alanlarını, amacı dışındaki bütün projelere açıyoruz. Hasarlı binaların çürümesine her yıl göz yumuyoruz.

Bu yetmezmiş gibi “İmar affı” çıkarıp, bütün kaçak yapıları kayıt altına alıyoruz. Bina çürük çarıkmış, kaçakmış, deprem yönetmeliğine aykırı yapılmış… Fark etmez… Nasıl olsa imar affı ile para gelecek…

Ayrıca, rant merakı sadece çeşme başındakilerde yok. Belediyeleri CHP’nin elinde olan turistik bölgelerde dahi imarsız, iskansız yapılara “turizm geliri” uğruna “turistik tesis” ve “işletme” ruhsatları veriliyor.

Bu çılgınlığa, masa üstünde, tek imzayla, denetimsiz olarak göz yumuluyor.

Oysa devlet, mevzuat gereği, tarlalar üzerindeki tesis adındaki bu kaçak yapılardan düzenli vergi de alamadı, alamıyor.

Kentsel dönüşümü “Rantsal dönüşüm” haline sadece devlet getirmedi.

Burada müteahhitlerin ve daire sahiplerinin suçu yok mu?

10 daireli apartmanda 9 daire sahibi, müteahhitle anlaştı, bir tanesi “hayır” deyince dönüşüm yapılamadı. Bu şekilde binlerce bina, büyük deprem riskiyle baş başa bırakıldı.

Üflesen yıkılacak evini saray sanıp, 10 metrekaresinin azalmasına tahammül edemeyen, bir daire verip iki daire almaya kalkan aç gözlü ev sahipleri yüzünden binalar yenilenemedi.

Bazı daire sahipleri aç gözlü de, müteahhitler değil mi?

Makul bir kazançla yapabilecekleri işten 10 kat kazanmak istediler.

Maalesef, deprem yardımlarını çalıp, parayla satmak isterken yakalanan insanların yaşadığı bir ülkeden söz ediyoruz.

100 metrekare çürük çarık evinin 70 metrekare sıfır evle değişmesine razı olmayan “zeka sorunlu” insanları devlet, çıkaracağı yasayla buna mecbur etmek zorunda…

Metrekare küçültmesine rağmen, üstüne ayrıca para isteyen müteahhitlere de artık “dur” denmeli.

Bunun en kötü örneği son depremde yaşandı. Elazığ depreminde kendi yaptığı binada torununu kaybeden mütaahhidin, İzmir’de yaptığı ve ölen torununun adını verdiği Emrah Apartmanı da diğer torunları ve oğlu için bir mezarmış.

Artık bu mütaahhit kendine dur diyecek mi? Ya da evlatlarımıza ev diye mezar inşa edenlere kim dur diyecek?

Yaşam mucizelerine tanık olduğumuz Elif ve Ayda bebekler için, başka bir yerde başka mezar evler yapmaya devam mı edecekler?

İnşaat işi fizik, jeofizik, matematik, statik, kısaca ilim, bilim, mühendislik ister. Köyünde hayvan ahırı inşa etmeye alışmış cahillerin, ehliyetsizlerin eline bırakılamaz. Bırakıldığında olanların faturasını hep birlikte ödüyoruz. Bu gidişle ödemeye de devam edeceğiz.

İstanbul’un yarısının depreme hazır olmadığı İBB’nin raporunda ortaya kondu.

Büyük depremin, ülkenin bağımsızlığını bile riske sokabileceği söylenmişken, kaybedecek 1 dakikamız bile olmamalı…

Çağdaş bilim ve tekniği, geleneksel disiplin, insan onuru ve yöneticilerinin sorumluluk duygularıyla bütünleştirmiş devlet anlayışıyla Japonya, depremdeki ortak coğrafi yazgımız sebebiyle tek kılavuzumuz olmalı…

Bu gerçekler ortada iken Mersin’in Akdeniz ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı Mustafa Gültak, deprem tehlikesi altında olan yurttaşlara “Her şeyi devletten beklemeyin, sıfır ev alın” önerisinde bulundu.

Parası olanın zaten bu öneriye ihtiyacı yok, gider alır. Olmayan ne yapacak?

Bu kafayla çok zor gibi gözükse de…

Biz İzmir’in, İstanbul’un, Anadolu’nun her dağında yeniden çiçeklerin açacağı, Elif ve Ayda’nın bebeklerinin ilim ve bilimin meşaleleriyle aydınlanan mutlu evlerinde huzurla uyudukları çağdaş bir Türkiye’yi hayal etmeye devam edeceğiz.

Geçmiş olsun İzmir’im… Aydınlık umudumuz dün de sendin, yarın da sen olacaksın…

Baydu Can

3 Kasım 2020

[email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Baydu Can - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?