Sihirli cümleleri ilk önce ben okurdum

 Gazeteciliğe 1980 yılının 15 Temmuz’unda Günaydın gazetesinde başladım.  17 yaşındaydım… İlk görevim yazı işlerinin tam ortasındaki teleks servisinde operatörlüktü.

Yaşı 45-50’nin üzerinde olanlar teleksleri iyi hatırlar. Bir makinede kilometrelerce ötedeki karşı tarafın yazdıkları canlı bir daktilo gibi sizin makinenizle eşleşir.

Hiç unutmuyorum, Günaydın’ın 42857 numaralı Ankara bürosu teleksinden her gün saat 11.00 dolaylarında önce Ankara gündemi gelirdi. Arkasından, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Bekir Coşkun’un “Ankara Notları…”

Bekir Ağabey’in Ankara Notları’nı, Türkiye’deki herkesten, hatta Genel Yayın Yönetmeni Rahmi Turan’dan bile önce okuyan ilk kişi ben olurdum. Onu “Kelimelerin Efendisi” yapan satırlar, canlı canlı gözümün önüne dökülüverirdi. Bekir Ağabey, sanki benim yanımda yazıyor gibi olurdu.  Notların geçişi bitince onu alıp Haber Merkezi Müdürü Aydın Ağabey’e (Öztürk) götürür masasına bırakırdım.

Daha sonra Bekir Ağabey’in İstanbul’a gelişine tanık olmuştum. 15, 20 günde bir gazetenin merkezine yani Cağaloğlu’ndaki binaya gelirdi.

Yazarlıktaki sihirbazlığının yanında, pırıl pırıl bir kalbe sahip olduğu, yüzüne öylesine yansımıştı ki, İstanbul ziyaretlerinde gazetede sımsıcak bir hava eserdi.

Bu büyük ustayı geçtiğimiz günlerde maalesef yitirdik.

Yazının başında, anlattığım bu olayların 1980 yılında geçtiğini yazmıştım.

O yılın eylül ayına yaklaşırken, ülkede şimdikine benzer tam bir ikiye bölünmüşlük hakimdi.

Eskiler gayet iyi hatırlar… Polis kuvvetleri “Pol-Der”, “Pol-Bir”, öğretmenler “Töb-Der”, “Ülkü-Bir” gibi isimlerle ayrılmışlardı.

Tıpkı bugün yaşadığımız “Bizden olanlar, olmayanlar” gibi… Tabipler Birliği’nin, Baroların ayrıştırılmaya çalışılması gibi…

Bu bölünmenin sonunda 12 Eylül 1980 askeri darbesi oldu.

Ama darbe öncesinde bile toplumda böyle bir nefretin oluştuğuna şahit olmadık. “Seksenler”, “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” gibi dizilerde, o yıllarda karşıt görüşlü insanların, çatır çatır siyasi tartışmalar yaptıklarını,  ama akşam kahvede arkadaşlıklarına devam edebildikleri anlatılır ve bu gerçektir.

Bunun yanında, özellikle köpürtülen anarşi, günde onlarca insanın terör olaylarında öldürüldüğü gerçeği de elbette göz ardı edilemez.

Keza, Necmettin Erbakan’ın hükümet ortağı olduğu dönemde olsun, arkasından kurulan ve MHP’nin de yer aldığı Milliyetçi Cephe hükümetleri döneminde olsun, toplumda böylesine bir bölünmüşlüğe ve nefrete şahit olmadık.

Bekir Ağabey’in ardından, Yeni Akit denen boya israfında, kendisine yazar sıfatını takan Rasim Bolbol isimli biri tarafından iğrenç bir yazı kaleme alındı. Bu yazı, nefrette hangi boyuta varıldığını göstermesi bakımından dehşet vericiydi.

Bolbol, “Millete g.t kılı diyen Bekir’e pamuğu tıkadılar” diye yazdı.

Bu şahsın kendini “Müslüman”  olarak tanımladığını tahmin etmek zor değil. Toplum, bu kez ayrışmak yerine bu iğrenç cümlelere isyan zemininde buluştu. 

Radikal çıkışlarıyla tanınan Fatih Tezcan bile “Ölünün arkasından konuşulmaz” cümlesini hatırlamış olmalı ki, Bolbol’un sözlerine sert eleştiriler getirdi.

Oysa Bekir Ağabey, 2016’da yazdığı o yazıda, millete g.t kılı dememişti. Yazdığı, badem bıyığın devlet adamlığında kariyer olmasının nedenlerini anlatan bir espriydi. Adam kayırmacılığın “g.tünün kılı olurum” diyen pespayelik sayesinde oluştuğunu yazıyordu. Yani millete “g.t kılı” falan dememişti. Onu diyen, aslında yandaşın biriydi.

Bolbol bunu bilmiyor olamaz. Ama kaleminden nefret akıtmaya o kadar hazırmış ki, Bekir Ağabey’in deyimiyle bu “pespayeliğe” imza atabildi.

Bolbol gibi yazar bozuntularının Türkiye’ye nasıl “bol” geldiğini görüyoruz. Demokrasiden, sevgiden ve kucaklaşmadan yana olan insanlara ülke olarak çok ihtiyacımız olduğu kesin…

Nasıl mı?

Son günlerde okuduğumuz bir haber bu konuda umut aşıladı.

Yıllardır hayvan hakları yasasını bir türlü çıkarmayan 600 milletvekilinin bu haber karşısında belki biraz yüzü kızarır…
Bekir Ağabey gibi sıkı bir hayvansever olan Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi, iş insanı İpek Kıraç, sokak hayvanlarıyla uyum, sevgi ve güven içinde yaşanacak örnek mahalleler oluşturmak amacıyla “Semtpati” isimli bir proje hayata geçirdi. Kıraç, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bu konuda bir protokol imzaladı. Uygulama telefonlara indirilecek. Mobil uygulama ile sokak hayvanlarının sayısı, yeri durumları saptanacak, sağlık, aşı, gıda ihtiyaçları karşılanacak.

Nasıl?

İçiniz ferahladı değil mi?

Ülkemizin Bolbol gibilerle değil, İpek Kıraç’larla kuşatılmasını umut ediyoruz…

Nevzat Çelik, Şafak Türküsü’nde “Bir sabah çiçekler içinde bir ülke getirirler” demişti.

Artık “Çiçekler İçindeki Ülke”yi istiyoruz…

 

Baydu Can

24 Ekim 2020

baydu1963@gmail.com

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Baydu Can - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

04

Abdurrahim Çokgüngör - 1*Demokrasi ne demek? Tarifi kitaplar dolusu. Ama esas olan ülkeyi yönetecek kişilerin halk tarafından seçilmesidir. O halkın içindeki seçmenin, kimlikleri sorgulanmaz demokrasilerde. Tek şart vatandaş olmak. Suçlular bile oy kullanır. Yani eğitimli olmuş olmamış kuralı aranmaz. Niteliği ve kimliği ne olursa olsun oy hakkı vardır ve onu istediği yönetici adayı için kullanır. Değil mi? Halkın niteliği sorgulanmaz. Sorgularsa ne olur? Kelimeler efendisi veya sihirbazı dahi olsa ona itibar edilmez. Kelimelerin yazıdaki raksı değil ne mana ifade ettiği önemlidir. Yani senin mantığınla kişinin kelimelerin sihirbazı veya efendisi olması ona itibar kazandırmaz. Ne demek istediği ve neye hizmet ettiği önem kazanır. Mutlu azınlığa mı, muhtaç çoğunluğa mı? Bence Türk halkı demokrasi ile siyasi ve askeri başarıların üstünde bir başarı göstererek Türkiye'yi hem bölgesinde hem de küresel alanda büyük mevki kazandırmıştır. 4 darbeye ve bir o kadar darbe teşebbüsüne rağmen. Bu Türk milletinin yüceliğinin en büyük ve azim ispatıdır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ekim 01:00
03

Abdurrahim Çokgüngör - 2* halkı eğitimli yani okul ve üniversite mezunu olmadığı için oy verdiği partiyi ayıplamak ve aşağılamak ne anlama gelir. Demokratik anlayışa sığar mı? Senin iddia ettiğin “Demokrasiden, sevgiden ve kucaklaşmadan yana olan insanlara ülke olarak çok ihtiyacımız olduğu kesin…” yargısı ile bağdaşır mı? Demokrasi siyasi bir kavramdır. İktidar yarışında kazanmayı öngörür. Bu da ahlak ve faziletli olmayı çok zaman gerektirmez. Bütün mesele vaad ederek ve kendini beğendirme hedefine dönüktür. Gözalıcı propaganda ile ilgi çekip oy almaktır. Ve dikkat edilirse tarihte en kanlı mücadeleler, entrikalar, fitne ve fesadlar hep iktidar için yapılan mücadelelerde görüldüğüne şahit olunur. Yani demokrasi ülke yönetiminde halkın rızasını alma olayıdır. Aslında iyi yaşama şartları, geçim ile emniyeti öngörür. Başka bir şey değil. Bence ikinci iktidar olma seçimini kazanan iktidar daima başarılı ve iyidir. Çünkü kamuoyunu 2. kez aldatmak mümkün değil, zordur. 2. kez kazanmak doğru istikamete işaret eder. Sonra hayatta arif olmak bence teorik bilgi yükleyicisi mektep -eğitimi almaktan daha önemidir. Yani eğitim kadar onu hayatla birleştirmek esastır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ekim 00:56
02

Abdurrahim Çokgüngör - 3*Şimdi Bekir Çoşkun demokrasiyi kendi anlayışına göre mi, yoksa genel kuralına göre mi anlamış? Bir bakalım: Diyor ki Bekir Çoşkun:3 Mayıs 2007 günü: “Demokrasi, bilinçte aşağı-yukarı eşit insanların rejimidir. Bir toplumun çoğunluğu "göbeğini kaşıyan adam" ise, orada demokrasi olmaz, olamaz...”

Bu hüküm doğru mu? Yani gerçek demokrasi kavramı ile bağdaşıyor mu?

Bir ay sonra ise : “Ben; çağdaş bir yurt için insanlar meydanlara döküldüklerinde, göbeğini kaşıyan adamın uzakta bir yerde göbeğini kaşıya kaşıya bıyık altından güldüğünü, günü geldiğinde oyunu götürüp AKP’ye vereceğini yazmıştım.” 26.7.2007.

Bu ne anlama gelir? O zaman bu ülkede ne oluyordu bilir misin? Sihirli cümleler değil, hak ve hakikati ifade eden cümleler bizim ihtiyacımız. Sihir, büyü göz boyamaya işidir. Propaganda da öyle. Ama yalan ve dolanın süresi bir kez kazandıktan sonra ikinci kez kazanmaktır. Sonra hava almaktan ibaret demokratik bir halk sillesidir.. Peki üst üste 6-7 kez kazanmak ne anlam ifade eder_ Göbek kaşıyan mı, yoksa milletin sevgilisi mi?

Ölülerimize hakaret etmemek kadar doğru anmak da önemlidir. Hem dini hem dünyevi olarak.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ekim 00:50
01

Fk - Kalemine sağlık Baydu ... Zevkle okuyorum yazılarını...

Durmak yok yazmaya devam....

Sevgilerimle

fikret kalmuk

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Ekim 15:14


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?