Yürüyen sandalyeler…

Her daim solda oturmayı istemek gibi kötü bir geleneğim vardır… Toplu taşımada, yolda, sinemada, yemek masasında, deniz kıyısındaki bankta… Sol yanıma oturtmak istemem kimseleri; direnirlerse, direnirim!

Solu sevmek, solda durmak, solda yürümek, sol yumrukla direnmek, karşıya geçerken önce sola bakmak, sevdiğini sağ yanında yürütmek, bıçağı değil, çatalı sol elle kullanmak…

Solun gelişken ve adam eksilten kişiliği, her daim özen ve dikkat ister; bunu asla unutmam… Siyasal kişiliğim olmasa da ben böyle bir aydın vatandaşım…
Mecliste otururken, mitinglerde konuşurken, devleti yönetirken ve siyaset dişlileri arasında dolanırken dalgınlık, en küçük bir dikkatsizlik, kişiyi solcu ya da sağcı yapabilir! Biri solunuza geçtiğinde siz, hooop sağdasınız! Biri sağınıza oturduğunda hooop solcusunuz! Niyetiniz dönmekse, çabalamanıza gerek yok; bir o yana, bir bu yana…

Ama solun çıpası öyle bir kayaya tutunmuştur ki siz oynarsınız o oynamaz; bu gücün adı EŞİTLİK ilkesidir… Bu kuram, ne denli karmaşık sanılsa da kabaca menzili şudur; dünyanın daha yaşanır, daha adil ve daha barışçıl olması… Emek ve sermaye çelişkisinin giderilmesi, yani yoksulluğun bir kader olmaktan çıkarılması, yani eşitlik, yani paylaşım, yani özgürlük, yani insanca bir düzen…
İş anlaşıldığına göre; şimdi isteyen istediği sandalyeye oturabilir!
Yüreğinin yeri her daim solda olanların içleri rahat olsun…

***

Kendisini ‘solda’ sanan bir dergi, Devlet Başkanımız Sayın Erdoğan’ın BM’de yaptığı konuşmayı örnekleyerek, kendince bir değerlendirme yapmış. Eleştiriler almış doğal olarak… Derginin yazarı Gaffar Yakınca beyefendi de Aydınlık gazetesindeki "Erdoğan, Teori ve yeniden milli mücadele" başlıklı yazısında, bu eleştirilere şu satırlarla yanıt vermiş:

"Nedir bu bar solcularının asıl karın ağrısı biliyor musunuz? Ülkenin gerçek devrimcilerinin tarihsel olarak doğru pozisyonda durmasıdır. Milli güçlerin geçen yüzyılın başında olduğu gibi tekrar aynı çizgide buluşması zorlarına gitmektedir. O çizgi, Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki 'yeniden milli mücadele' çizgisidir. Tayyip Erdoğan imzalı metnin önemi de buradan ileri gelmektedir" 

Erdoğan'ın bu konuşmayla antiemperyalist bir duruş sergilediğini ileri sürmüş yazar"Tayyip Erdoğan'ın BM konuşması, temas ettiği noktalar ve siyasi iddiası itibarı ile sadece Türkiye için değil, tüm dünya için devrim niteliğinde bir konuşmadır" demiş. Hatta devrimciliğini Che ile kıyaslar olmuş! (8 Ekim/ Odatv)

Görülüyor ki sandalyelerin yönleri karışmış!

Gerçekten de Türkiye’de, sol düşüncenin ne anlam taşıdığı, amacının ne olduğu, ekonomiyle, çağdaşlıkla ve laiklikle ve demokratik alışverişle ne gibi ilintisi olduğu yeni nesil solculara pek anlatılamamış, veya onlar işlerine geldiğince yorumlar olmuş... Ya da solun ustaları, siyasal dalgalanmaların arasında bitkin düşmüş… Bu işi bilenler sinmiş, ortam ‘Evet ama Yetmezcilere’ kalmış!

Soldaki sandalyelere çırakları oturmuş!

Sovyetlerin yıkılmasından sonraki küresel süreçte, totaliter rejimlerin ömrünün giderek sona yaklaştığı umudu, liberal emperyalistlerin en önemli silahı olunca, devletçilik ve ulusalcılık bu yolla yok edilmek istendiğinde… Türklük değil, Türkiyelilik tartışıldığında… Ulusalcılık, ırkçılıkla suçlandığında… Buna sevinenler de onlar değil miydi? Ama ufukta yükselen faşizmi unutur göründüler… Neyse; şimdi konumuz bu değil… Solun nereden bakılırsa, nasıl göründüğü üzerinde duralım.

Önce 19 yıldır AKP iktidarın ‘sol değerler’ için neler yapmadığına bir bakalım…

İşçiden yana olmadı… Sendikalar sarardı… Tazminatların boyu uzadı… İşçi çıkarılması yaygınlaştı… İşsizlik tehlikeli boyutlara yükseldi… Çalışma güvencesi, işverenden yana döndü… Ücretler düştü, emek ucuzladı, açlık sınırı genişledi… Lira düştü, halk yoksullaştı… İşçi sermayenin altında ezildi, toplumun ruhsal dengeleri bozuldu ve gelecekten beklentileri küçüldü… Okumuş gençlik, ülkeyi terk etme aşamasına geldi vb…

Bu kapitalist uygulamaların tümü gerçek mi? Evet!

Yabancı paranın TL’yi yutması engellendi mi? Hayır!

Yüzlerce kamu kuruluşu özelleştirilip, binlerce emekçi işlerinden oldu mu? Oldu!

Emekçinin ve memurun demokratik gösteri ve protesto hakkı var mı? Yok!

Temel eğitim, giderek özel sektöre devrediliyor mu? Evet!

Milyonerlik mertebesine ulaşan şanslı vatandaşlarımıza, 8 ayda 60 bin 582 kişi daha eklenmiş… Ulusça gurur duyduk değil mi? Tabii ki!

Ülkemdeki milyonerlerin paraları, yılbaşından bu yana 431 milyar 141 milyon TL daha çoğalmış… Allah daha çok versin, gözümüz yok değil mi? Gözü olanın gözü çıksın abi!

Bankalarda 1 milyon TL ve üzeri hesabı olan 262 bin 602 kişinin serveti 1 trilyon 729 milyar 268 milyon TL'ye ulaşmış… Türkiye uçuyor ha kardeş? Tutana aşk olsun abi!

Ve Sayın Devlet Başkanımız Erdoğan, Katar için “Türkiye ve Katar'ın köklü tarihi, kültürel ve beşerî münasebetlere sahip iki kardeş ülkedir. Katarlı yatırımcılar için emlak, finans, teknoloji, savunma ve iletişim gibi birçok alanda cazip fırsatlar sunuyor. 2019 senesinde Katar'a ihracatımızda önceki seneye göre yüzde 10 civarında artış yaşandı. Hâlihazırda Katar'da 500 Türk şirketi faaliyet gösteriyor. Sadece müteahhitlik firmalarımızca üstlenilen projelerin toplam değeri 18,5 milyar doları buluyor. Türkiye ve Katar olarak kazan-kazan temelli iş birliğinin en güzel örneklerini sunduğumuza inanıyorum" dediğinde karşı çıkanımız var mı? Var dersek yediklerimiz boğazımıza dizilir abi!

Ve yine Sayın Erdoğan, Katar'da yayımlanan The Peninsula gazetesine verdiği demeçte "(ABD için) Ayrılıklardan ziyade ortak çıkarlarımıza odaklanıyoruz. Sayın Trump'la ikili ticaretimizi 100 milyar dolara çıkarma hedefi belirledik. Bu hedefi tutturmakta da kararlıyız." Demiş… Demiştir; ben anlamam abi! Cebimdeki paraya, mutfaktaki tencereye bakarım…

Nerede sermaye, orada liberal Erdoğan…

Kapı kapı dolanıyor, para arıyor…

Kimin için? Milleti için…

ABD olmuş, Katar olmuş ne çıkar?

Bunun işin neresi sola cahiller, neresi solculuk?

Sayın Erdoğan’ı oturduğu koltukta rahat bırakın…

Onu davasını başkalarının savaşıyla kıyaslamayın; solcu göstermek bencilliğine de kapılmayın…

Erdoğan’ın hedefi belli, amacı belli, davası bellidir…

Dünya Sayın Erdoğan’ın oturduğu koltuğu biliyor da, sizler hala yönünü ‘değiştirmesini mi’ umuyorsunuz?

Bizim liberal solcularımız, Che Guavera’yı tişörtlerdeki fotoğrafı ile tanır, Marks’ı sakalıyla severler… Devrim dendiğinde, ‘devirecek adam’ ararlar… Ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmazlar, felsefe yaparlar… Lenin’in heykelleri devrilirken Rusya’da duyulan sessizlik, Atatürk’ün devrimleri yok edilirken bizde yaşanan ‘şaşkın sakinlik’ şunu göstermiştir ki; devrimleri yapanlarla, yıkan kuşaklar arasındaki zaman, çoğu kez geriye doğru işliyor… Aralarında bir sınıf farkı doğacakmış gibi, yeni kuşak, umut çılgınlığı içinde eskiye ihanet ediyor… Geriye koşarak, mutlu sona varılamayacağını göremiyorlar… Oysa mutluluk toplumsal olduğunda anlamlıdır…

Sonu getirilmiş devrimcilere duyulan sevgi, denize girmekten korkanların, onu seyretmekten zevk alması gibi sadece güzel, masum bir tutku mu olmalı? Yoksa o kutsal sevginin, günü geldiğinde bir işe yarayacağına inanmak mıdır doğru olan? Böylesi bir inancın sol pratikte yeri yoktur. Geçmiş arkada, gelecek önde, mutluluk onun önündeki menzildir… ‘Yeni Sol’ bunu mutlaka bilir; ancak sola adam devşirmek görülmüş şey değildir…

Cumhuriyetin kurucusu devrimci Atatürk de bu tür ‘çılgınca’ bir sevginin kahramanı yapılmadı mı?

Nutkunu okumadan, sevdiği şarkıları dinleyip ağlayacak denli içten hissederek…

Düşündüğünü anlamadan, rakıyı beyaz leblebiyle içerek…

Sevmedik mi yürekten?

Hem de çok…

Sonuçta, sandalyesini şaşırmayanlar kazandı?

Yani, devrimlerine sahip çıkanlar!

Hasan Teoman 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Teoman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?