100 yıla damga vuran iki masa

Öyle iki masa ki…

Ne bugünlerde Yunanistan’la oturulması planlanan masaya, ne de seçim ittifakları için kurulacak masalara benzer…

100 yıl öncesinde Türkiye’nin kaderini çizen 2 masadan söz ediyorum.

Birinci masanın yeri Konya Akşehir… Cumhuriyet tarihi ile biraz ilgilenen herkesin bildiği meşhur “büyük taarruz toplantısı…”

Bugün Akşehir’de müze olarak kullanılan, o tarihte Batı Cephesi Karargahı olan Akşehir’deki tarihi binada 28 Temmuz 1922 günü saat 21.00’de başlayan önemli toplantı sabaha dek sürer.

Toplantıda, bu toprakları bize armağan eden, Kurtuluş Savaşı’nın kurmay kadrosu vardır:

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Cephe Kurmay Başkanı Asım Bey, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa, 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, 1. Kolordu Komutanı İzzettin Paşa, 4. Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa ve Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Paşa…

Aylardır üzerinde çalışılan, son derece riskli taarruz planını komutanların büyük kısmı o akşam öğrenirler. Türk kuvvetleri, Yunan kuvvetlerinin en güçlü olduğu Afyon’un güneyinde toplandığı ve imha riski olduğu için, komutanların bir kısmı plana itiraz eder. Mustafa Kemal Paşa’nın toplantıdaki şu sözü tarihe kazınır:

“Kimse korkmasın. Tarihe ve millete karşı bütün sorumluluk bana aittir…”

26 Ağustos sabahı büyük taarruz başlar ve Yunan kuvvetleri, hiç beklemediği yerden büyük bir top ateşine ve süvari saldırısına uğrayarak dağılır.

Bu askeri deha, Türk milletine bağımsızlığın kapısını açar. Bugünlerde o masanın değerini, komutanların, ülkenin tamamen elden çıkmasına bile neden olabilecek bir riski bağımsızlık uğruna nasıl göze alabildiklerini daha iyi anlıyoruz.

Taarruz planına son şeklinin verildiği o tarihi toplantıya katılan bütün komutanları rahmetle anıyoruz.

İzmir’in kurtuluş simgesi 9 Eylül’de, Yunan kuvvetlerinin imha edildiği günü bize yaşatanlara bir kez daha teşekkür ediyoruz.

KABİNE GİBİ SOFRA…

Kaderimizi çizen ikinci masa ise Atatürk’ün sofrası olarak bilinen masadır.

Cumhuriyet’in ilanının öncesinden başlayarak sık sık kurulan sofrada, iç politika, dış politika, ekonomi, tarih, coğrafya, dil gibi çeşitli bilimsel konular, günün önemli sorunları, inkılâp hareketleri ve bu doğrultuda her çeşit milli mesele görüşülürdü.

Atatürk’ün sofrasına katılabilmek için davet edilmiş olmak şarttı.

Her istedikleri zaman katılabilme ayrıcalığı sadece İsmet Paşa, Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras ve Şükrü Kaya’da vardı.

Sofrada sadece rakı içilip yemek yenmez önemli devlet işleri de tartışılırdı.

Yunan medeniyetinin ünlü filozofu Platon’un (Eflatun), Atina’daki evinin bahçesini “akademi” adını verdiği felsefe okulu haline getirdiği bilinir. Öğrencileriyle yaptığı tartışmalara “diyaloglar” adı verilmişti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yıllarca yakınında yer alan Kılıç Ali, Atatürk’ün sofrası hakkında “akademi” gibiydi demiştir.

Atatürk’ün en sevdiği dört yazar olan Ruşen Eşref (Ünaydın), Falih Rıfkı (Atay), Yunus Nadi (Abalıoğlu) ve Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) çok sık sofraya davet edilirdi.

Akşamın erken saatlerinde başlayan sofra sohbetleri, gece yarısından çok sonralara ve bazen sabaha kadar sürerdi.

Harf devrimi çalışmaları ile dil ve tarih tezleri üzerinde yapılan çalışmalar akşam sofrasında tartışmaya açılırdı.

Manevi kızlarından Sabiha Gökçen, Atatürk’ün sofrası hakkında “Gerçekte onun sofrası her vakit bir okuldu. Bu okulda insana hissettirmeden birçok şeyler öğretiliyordu. Çocuk ufkum bu nedenle yaşıtlarımdan daha erken genişlemeye başlamıştı” demişti.

Yemek masasının yanında bir kara tahta, tebeşir ve silgiyi sofranın birer parçası olarak hazır bulunurdu. Bıçakların, bardakların yanında birer bloknot ve kalem olurdu.

Atatürk, sofrada alınan alkolün de etkisiyle devlet işlerinde görev verilecek kişilerin içyüzünü ve karakterini anlamaya çalışırdı.

Mustafa Kemal Paşa sofrayı, sohbeti, içmeyi elbette ki severdi. İçki alışkanlığını kimseden saklamadı. İlk harf hareketlerini açıkladığı Sarayburnu gazinosunda "milletinin şerefine” içmişti.

Atatürk’ün sofrasında devamlı bulunanlara “Zevat-ı Mutade” yani her zamanki kişiler denirdi.

Bu masa 2020 yılında bugün yeniden kurulsa “Zevat-ı Mutade”den olmak istemez miydiniz?

Baydu Can

baydu1963@gmail.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Baydu Can - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?