Meis Adası ve savaş naraları


1986 ya da 87 yılıydı.
Sonbahar ayları.
Üniversite arkadaşım, bugün CHP İzmir Milletvekili olan Atila Sertel ile Güneş Gazetesi'nin İzmir bürosunda muhabiriz.
O günlerde Güneş Gazetesi'nin İzmir temsilcisi, tepeden tırnağa bir gazeteci olan, rahmetli Nahit Duru abimiz.
Atilla ile beni odasına çağırdı, cebimize harcırah, altımıza araba verdi ve "size 10 gün süre. Antalya'ya kadar gidin, en az on haberle dönün" dedi.
Eyvah.
Nahit abi gazetenin birinci sayfasına girmeyen habere haber demezdi.
Elimiz boş dönme şansımız yok.
O günlerde medyada büyük rekabet var, her gün gazeteler birbirine haber atlatma peşinde.
O yüzden işimiz çok ama çok zor.
Atilla ile oturup program yaptık.
Yol boyu zeytin, incir, narenciye üreticileriyle konuşacağız, onların dertlerini dinleyeceğiz.
Marmaris'te o günlerde yeni inşa edilen Aksaz Askeri Deniz Üssü'ne girmeye çalışacağız.
İzmir'den Antalya'ya kadar turizmcilerin sorunlarını öğreneceğiz.
Benim asıl branşım spor. Bu nedenle yol boyu spor kulüplerini de boş geçmeyeceğiz.
Bir sabah vakti, ferfecir bir saatte "haberimiz bol olsun, haydi rastgele" diye çıktık yola.
Kuşadası, Aydın, Nazilli, Bodrum, Muğla, Marmaris, Köyceğiz, Fethiye ve Kaş.
Yol boyu bir kaç iyi haber yapmıştık.
En iyisi Aksaz Deniz Üssü'ydü ve biz buraya girmeyi başarmıştık.
Türk basınında ilk kez.
Ama en büyük balık Kaş'taydı.
Kaş'a vardığımızda halk endişe içindeydi.
Kaymakamlık binası dahil bazı evlerin camları kırıktı.
Neden diye sorduk, soruşturduk.
Devlet yetkilileri ile görüştük.
Konu şuydu.
Yunanistan Lozan'a aykırı olmasına rağmen Kaş'ın hemen karşısındaki Meis Adası'nın güney yamaçlarına askeri bir hava alanı yapmıştı.


İnşaat biter bitmez de savaş uçakları eğitim uçuşlarına başlamıştı.
Meis'ten kalkan F-5 savaş jetleri Kaş'ın üzerinden adeta teğet geçiyor, korkunç gürültüsü camların kırılmasına neden oluyordu.


İlçede panik havası vardı.
Ancak, o güne kadar Meis'te askeri bir havaalanı olduğu Türkiye kamuoyu tarafından bilinmiyordu.
Devletin bilmemesi ise imkansızdı.
Bu haberi en ayrıntılı şekilde yapmamız gerekiyordu.
Ama fotoğraf olmadan bu haber inandırıcı olmazdı.
Mutlaka fotoğraf çekmemiz gerekiyordu.
Ama nasıl?
Hava alanı Kaş'tan görünmüyordu.
Çünkü Meis'un güney kısmındaydı ve görüntü alabilmek için ya Yunanistan karasularına girmek, ya da adaya çıkmak gerekiyordu.
Geceboyu balıkçılarla konuştuk. Biri bizi hava alanını görebileceğimiz bir bölgeye götürebileceğini söyledi.
Ertesi sabah henüz şafak doğmadan balıkçı arkadaş kayığın pancar motorunu çalıştırdı.
"Pat pat pat" sesleriyle Meis'in arka sahillerine doğru yol aldık.
Yaklaşık 30 dakika sonra balıkçı motoru durdurdu.
"İşte havaalanı, bakın dağın tepesinde, elinizi çabuk tutun, çünkü adamların karasularındayız."
Atilla ile ben 75mm'lik tele objektiflerle deklanşörlere basmaya başladık.
75 mm'lik tele yetersizdi ama başka çaremiz yok.
Şansımıza ters ışıkta değildik, aksine fotoğraf için çok iyi bir saatteydik.
Havaalanını çekerken, gõzüm bir kaç cephaneliğe takıldı.
Onları da görüntüledik ve 5 dakika içinde işimizi bitirdik.
Çünkü yakalanırsak, casus suçmasıyla tutuklanabilirdik.
Kaş'a döndüğümüzde İzmir'i aradık, Nahit abi, "hemen dönün, büroya varmadan filmleri ilk İstanbul uçağına verin" dedi.


Mola vermeden İzmir'e döndük ve filmleri uçağa verdik.
Haber ertesi gün Güneş Gazetesi'nin birinci sayfasından 9 sütuna manşet girdi.

"KOYNUMUZDAKİ BOMBA; MEİS"


Askeri havaalanın ve cephaneliklerin fotoğrafları da ayrıntılı şekilde yayınlanmıştı.
Haber ülkede yankı yaptı.
Bir anda ülke gündemine oturdu.
Özal hükümeti Yunanistan'a bir nota çekerek, hava alanının kapatılmasını, adanın askerden arındırılması istedi.
Yunanistan ise hava alanının sivil olduğunu, bir seferlik eğitim dışında asla askeri bir amaçla kullanılmadığını açıkladı.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti dahil, tüm komşu ülkeler biliyordu ki, o hava alanı askeri amaçla yapılmıştı. Çünkü sadece savaş uçakları ve Rodos'a uçan Olimpik Hava Yolları'na ait minik uçaklar kullanıyordu.
Õzal hükümeti iç politikada gerekli hamaseti yaptı ve kısa bir süre sonra konunun üstüne gitmeyi bıraktı.
Dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren'den çıt çıkmadı.
Çünkü, Yunanistan NATO'nun askeri kanadına 12 Eylül darbesini yapan ve Amerika'nın "bizim çocuklar" dediği Kenan Evren ve general arkadaşlarının onayıyla girmişti.
*. *. *
Bir haftadır Akdeniz'deki gerilim dolu haberleri okuyunca bu anım geldi aklıma.
Yunanistan Meis Adası'na bir komando birliği çıkarmış.
Televizyonlarda, gazetelerde savaş naraları atılıyor.
Açık oturumlarda "vatan, millet, sakarya" hamasetleri gırla.
Güldüm.
Evet Türkiye'nin Akdeniz'de tıpkı diğer ülkeler gibi hakları var.
Bu haklarından vazgeçmemesi de en doğal hakkı.
Emperyallerin Yunanistan'ı kışkırtması da bir gerçek.
Ama arkadaş günaydın demezler mi adama?
Yoksa tıpkı 35 yıl öncesi gibi içeride anlatılanlarla, dışarıya söylenenler farklı mı?

Sedat Kaya

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sedat Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?