Perşembenin Öyküsü: İNAT

Perşembenin Öyküsü: İNAT

13’ÜNCÜ BURÇ

- Mete geçmiş olsun. Dur kalkma. Başın sarılı.

- Hoş geldin Okan. Sağol. Sorma düştüm.

- Düştün mü, hastaneye mi düşürüldün mü?

- Duymuşsun demek. Duru ile İlter. İkisi de çatlak.

- Duru ve İlter benim de arkadaşım. Karınca ezmez karı koca neden sana saldırsın? Ne yaptın?

- Ben bir şey yapmadım.

- Mete. Hem şikayetçi de olmamışsın. Şu işin doğrusu ne?

- Rimzi’deyım biliyorsun. Tanımazsın Sencer Türkiye’ye izne gelmişti. 10 gün sonra Kalanya’dan dönerken sana uğrayacağım demişti.

- Sonra…

- Tolun aradı. Tanışmıştınız. 15 gün sonra Rimzi’ye gelecekmiş. Sende mola vereyim, dedi. Biliyorsun araba olmadan Bulkent’e gidemiyorum. Düşündüm. Düşündüm ki, Bulkent’e Sencer’le giderim. Dört beş arkadaşı ziyaret ederim. Tolun’la dönerim. Duru ile İlter’den başlayayım dedim.

- Sonra…

- Sonra açtım telefonu İlter’e:

Velet merhaba. Müjdemi isterim. Üç dört günlüğüne geliyorum. Duru ile seni de aradan çıkarayım dedim. Ama önce kesinleştirelim.’.

İyi de ben İnercik’teyim. Duru Bulkent’te. Zamanın yetersizse seçeceksin. Ya ben ya Duru.’.

Sen Bulkent’e gel.’.

Olmaz.’.

Ne demek olmaz?’.

Diyeceğimi bilmiyorsun. Üç yıldır geleneğimiz oldu. Yaz geldi mi Duru orada kışlıkta, ben burada yazlıkta. Biliyorsun. Biz ilke sahibi aileyiz. Ödün vermeyiz. İlkelerimiz değiştirilmez. İnercik’ten ayrılmam. İstersen inat de! İnercik sana sapa kalır. Hem burada eski komşular var. Yenileri yaşarken eskileri de anıyoruz. Sen Duru’yla konuş. Geleceğini söyle. Çocukları da görürsün. Kal bir gün.’.

Demek Anlaşmazlık Burcu’ndansın. On üçüncü burç.

Peki Duru’yu arıyorum. Görüşürüz.’.

- Sonra…

- Açtım telefonu Duru’ya. Anlattım. Sordum:

Durum bu. Sen İnercik’e gelir misin?’.

Mete olmaz. Senin süren denk değilse, benim suçum ne?’.

Durumumu biliyorsun. Başka çarem var mı?’.

Mete senin süren denk değilse, benim suçum ne?’.

Böyle bir fırsat insanın ayağına bir daha gelir mi?’.

Mete senin süren denk değilse, benim suçum ne?’.

İkinizi bir arada çıkarmış olacağım.’.

Mete sana üçtür suçumu soruyorum. Oralı değilsin.’.

Oralı değilim kuşkusuz. Doğma büyüme Bulkentli’yim.’.

Olmaz! Hem burada kızlar arasında günümüzü gün ediyoruz. Vur patlasın, çal oynasın. Pasta börek günleri gırla. Biliyorsun. Biz ilke sahibi aileyiz. İlkelerimiz değiştirilmez. Kentten ayrılmam. Ödün vermeyiz.’.

Yani ben ikinizi bir arada ziyaret edemeyecek miyim?’.

Üç yıldır ilkemiz, yenisine kadar bu. Ya ikimize ayrı ayrı. Ya ben ya İlter. İstersen inat de.’.

Demek sen de İlter gibi Anlaşmazlık Burcu’ndansın. Peki. Ya sen ya İlter. İkiniz de Ezop’un İki İnatçı Keçi masalındaki gibi değilsiniz.

Ağaç kütüğü köprü ortada. İnattan ikiniz de karşıya geçmiyorsunuz.’ dedim.

- Eee… Ya sonra?

- Sonra kafam biraz dağılsın diye açtım televizyonu. Filmmiş. Reklam arasında filmin adı çıktı. Esinlendim. Adı sonra.

- Hadi bakalım. Anlat çevirdiğin filmi.

- Şöyle… Yendik’te bir ortak arkadaşımız var. Gözde. Duru’ya telefon etti:

Duru selam. Ceren aradı. Ayça haftaya Perşembe İspanya’dan günübirliğine Gökşen Havaalanı’na geliyormuş. Sabah iş toplantısına katılacakmış. Herkese bildir. Akşamüstü görüşelim, diyor. Ben kapadım. Herkese bildireceğim. Görüşürüz.’.

Sonra ötekilere telefon...

- Ceren’e kim bildirdi?

- O kadarını bilemem Okan abiciğim. Karıncanın babasını sorma. Ve herkesin telefonu Ceren’de var. CETAŞ. Açık yazılış: Ceren Telefon A.Ş.

- Filmi çakar gibiyim… Eee ya sonra?

- Efendim geldi çattı düğün günü. Herkes Gözde’nin evinde Ayça’yı bekliyor olmalıydı. Ve zili çaldım. Girdim kalabalık salona altılı ganyanın son koşusunu kıl farkıyla kazanmış beygir gibi sırıtarak...

Ve Ceren bağırdı:

İşte karşımızda 30 arkadaşın burada toplanmasına aracı olan cesur yürek! Ve en sevdiğim film Buluşma’yı yaşıyoruz.’.

Duru ile eşi İlter bağırdı birlikte: ‘NEEEEEEEEEEEEE!’.

Kalabalık salonu sessizlik kapladı birden.

- Fırtınadan önceki sessizlik.

- Geldik göz göze Duru ve sevgili eşi İlter ile. Bakışlarıyla sanki lazer silahıyla kesiliyorum sandım.

- Sonra?

- Birden karşımda bitti elinde vazo ile Duru ve İlter sandalyeyle.

Vazonun kafamda kırılması son anımsadığım oldu. İlter’in sandalyeyle vurduğunu duymadım. Sonrası hastane. Ancak vazo antika olsaydı üzülürdüm.

- Vazoyu mu düşünüyorsun be adam! Nerde geziyorsun sen?

- Sonra ziyaretime gelen Gözde anlattı. Demiş ki Duru:

Hadi İlter. Eve dönelim. Sabaha kadar ancak sinirimiz geçer. Biraz sakinleşince de ver elini İnercik. Kızgınlığım ancak orda soğur.’.

- E be adam! Kafan kırılmış. Oralı olmuyorsun. Bi de sırıtıyorsun…

- Heh heh heh… Oralı değilim. Bulkentliyim. Hem neden sırıtmayayım Okancığım. İnatlarını kırıp ikisini yazın bir arada gördüm ya! Hem kırık değil tek çatlak! Biraz açtım bak.

- Görünen o ki ortada iki çatlak var!

***

Murat Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?