Yüreklere Zincir vurulamaz

Tarih 1936’ydı.

Nazım Hikmet vatan hainliği suçlamasıyla Bursa Cezaevi’ne yatıyordu.

Demir parmaklıklar arasında Kurtuluş Savaşı Destanı’nı  yazmaya başladı.

Kuvayi Milli Destanı.

30 Ağustos gecesini şöyle anlattı.

“Ayın altında kağnılar gidiyordu.

Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon’a doğru.

Toprak öyle bitip tükenmez,

dağlar öyle uzakta,

sanki gidenler hiçbir zaman

hiçbir menzile erişmeyecekti.

Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.

Ve onlar

ayın altında dönen ilk tekerlekti.

Ayın altında öküzler

başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi

ufacık, kısacıktılar,

ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında

ve ayakları altından akan

toprak,

toprak

ve topraktı.

Gece aydınlık ve sıcak

ve kağnılarda tahta yataklarında

koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.

Ve kadınlar

birbirlerinden gizleyerek

bakıyorlardı ayın altında

geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.

...

Ve ayın altında kağnılar

yürüyordu Akşehir üstünden Afyon’a doğru.

«6 Ağustos emri» verilmiştir.

Birinci ve İkinci ordular, kıt’aları, kağnıları, süvari alaylarıyla

yer değiştiriyordu, yer değiştirecek.

98956 tüfek,

325 top,

5 tayyare,

2800 küsur mitralyöz,

2500 küsur kılıç

ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği

ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz

kımıldanıyordu gecenin içinde.

Gecenin içinde toprak.

Gecenin içinde rüzgâr.

Hatıralara bağlı, hatıraların dışında,

gecenin içinde :

insanlar, âletler ve hayvanlar,

demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup,

korkunç

ve sessiz emniyetlerini

birbirlerine sokulmakta bulup,

kocaman, yorgun ayakları,

topraklı elleriyle yürüyorlardı.

…”

O geceyi bundan iyi anlatan ne bir şiir, ne bir yazı vardı.

O muazzam geceyi, yani Büyük Taarruz gecesini o güne kadar sadece Nazım Hikmet yazmıştı.

Ama neye yarar!

Nazım Hikmet devletin kozmik odasında artık tescilli bir vatan hainiydi(!)

Toplam 12 yıl hapis yattı.

Ama çıkar çıkmaz yeni davalar, yeni suçlamalarla karşılaştı.

Kurtuluşu yurtdışına kaçmakla buldu.

Ve bir vatan haini olarak (!) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.

Kuvayi Milliye Destanı dahil tüm şiirleri yasaklandı.

Aradan 10 yıldan fazla zaman geçti.

Tarih 30 Ağustos 1961’di.

Nazım Hikmet  Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de Bizim Radyo’nun konuğuydu.

Spiker sordu.

“Bugün 30 Ağustos. Acaba bize bu münasebetle bir şeyler söyler misiniz?”

Nazım Hikmet, önce heyecanlandı.

Sonra coşku ve gururla anlatmaya başladı.

“ 30 Ağustos bizim Türkler’in en büyük bayramlarından biri ve zannediyorum ki yalnız bizim değil; insanlığın bayramlarından biri. Çünkü 30 Ağustos’ta ilk defa biz Türkler insanlığa, sömürgeciliğe karşı ve emperyalizme karşı muzaffer olabilmenin yollarından birini gösterdik. Bu da sömürgeciliğe karşı silah elde çarpışmakla olur.

Ve sömürgeciliğin her şeye rağmen yıkılmaya mahkum olduğunu gösteren milletlerden biri de benim milletimdir. Bunun için cidden bu bayram büyük bayramdır. Ve bir daha tekrar ediyorum: Yalnız Türk milletinin bayramı değil, insanlığın da bayramlarından biridir.

Ben, yalnız izin verirseniz bu bayram günü benim "Milli Kurtuluş Destanı" ismindeki şiirimden kısa bir parçayı okumak istiyorum. Zannederim bu şiirden size muhtelif parçalar okumuştum zaten. Şimdi kısa bir parçayı okumak istiyorum. Büyük Taarruz’a takaddüm eden son saatleri, en son dakikaları okumak istiyorum.”

Ve okudu.

“Dağlarda tek

Tek, ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki

Şayak kalpaklı adam

Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

Güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

Birden bire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar ‘üç’ dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun kenarına kadar,

Eğildi durdu.

Bıraksalar, ince uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı.”

Nazım Hikmet, Budapeşte Radyosu’nda bu şiiri okuduğu günlerde, Türkiye’de bunu okumak yasaktı.

Bugün 30 Ağustos 2020.

Son yüzyılda emperyalizme karşı kazanılan tek savaşın yıl dönümü.

Nazım’ın dediği gibi bugün sadece “Türkiye’nin değil,  ezilen tüm hakların bayramı.”

Ama ne acı ki, pandemi bahanesiyle Türkiye’de kutlanması yasak.

Tıpkı  Nazım’ın Kuvayi Milliye Destanı’nın 25 yıl yasaklı olması  gibi.

Düşünür der ya;

"Yasak tanımaz rüzgar. Zincir vurulmaz martıya, bir de insan kalbine…”

İstedikleri her şeyi,istedikleri kadar yasaklasınlar.

Zincir vuramazlar yüreklere.

Kanıtı tarihtir.

Sedat Kaya

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sedat Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?