Ay büyürken uyumadı ve…

Darbeleri tanımlama şeklinin en mantıklısı, bence ‘Sabah ilk gelen koltuğu kapar” benzetmesidir… Ben buldum dersem pek inanmazsınız, bu iddiada da değilim zaten; yüreğine darbe yemiş her vatansever, el çabukluğunu bu sözcüklerle anlatır umarım…

Özellikle Ortadoğu’da güçlülerin aslan, yoksulların kuzu kesildiği coğrafyada, akşamla sabah arasındaki karanlık maharetlidir; ülkesine uygun, önceden belirlenmiş sürpriz rotalar, o zaman diliminde halkın üzerine örtülür… İnsanlar, yeni bir sabaha uyandığına sevinirken; yıllar sürecek bir baskının, adaletsizliğin ve küresel sömürünün kapısından bedenleri uykuda girmişlerdir…

Sokaktaki asker, evdeki insandan daha şaşkındır…

Uyku sersemliği, toplumsal mahmurluğa dönüşmüştür…

Halk akşama doğru kafaları uyuşuk, ellerinde birer ülke bayrağı, alanlarda demokrasiyi (!) kutlarlar…

Karşı koymak mı, ne kelime?

Koymaya yüreklenenler, içeri ilk konanlardır…

Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir’ yani…

Oralarda tabii ki Üsküdar yok!

Karıştırmayalım; önümüze bakalım…

***

Yıl 1969…

Günlerden bir gün…

Ağustos, gitti gidiyor…

Günlerce esen poyrazın ardından ılık, parlak bir öğlen sonrası…

İskelede büyük bir tekne… İlginç büyüklükte ve yapıda; albenili, sıra basa salınan bayraklar ve tekneyi sarmış garip giysili askerler… Aralarında Türk polisi, kuş değil martılara bile uçuş yasağı konmuş!

Esnafta, boş gezende iş yok, haydi dörtnala iskeleye… Bir kalabalık, sandık ki cumhurbaşkanı Cevdet Sunay geldi… Küçük bir kasabada böylesine ağır bir konuk, Atatürk’ten bu yana olacak şey değildi…

Uzatmayalım efendim; anlaşıldı ki gelen zat-ı muhterem, Libya’nın Kralı, Türk dostu İdris el-Sunusi… Genç darbeci Albay Muammer Kaddafi’nin günler sonra devireceği Kral yani… Bursa kaplıcalarına, sağlığına takviye yapmaya gelmiş!

İşte dedik ya, koltuklar boş bırakmaya gelmiyor!

Adam ne yapsın, yatmasın mı sıcacık Türk suyuna?

Yatmasıyla batması bir oldu garibim!

Konumuzun amacından uzaklaşmak bize yakışmaz, ama derine inmekte yarar vardır…

Dönelim konunun sınırlarına…

***

Ağustos, gitti gidiyor…

Yaşı başı yerinde, aklı bir karış havada gezinen o adamı gece uyku tutmadı… Yatağından kalktı, penceresinden yarısını görebildiği teknenin karanlık sudaki sallanışını izledi. Mudanya, gece yarısının sessizliği içinde uykusunu uyuyordu. Giyindi, çıktı… Hızlı adımlarla iskele alanına gitti. Tekne ışıklar içinde yalpalıyordu… Ay ışığının altında düşüncelerini tarttı, adamın içindeki istek ve dürtü, belki de işgüzarlık, birazca merak, görev aşkı diyelim ki bana göre de öyle; yaklaştı tekneye… Düdükler, bağırtılar, koşuşturma… Daldılar adamcağıza… Karga tulumba içeri… Gören yok o saatte olan biteni, sabah ışıdığında sandık ki Kral hazretlerini kaçırdılar! Güvenlik etrafta balık ağı…

Gel gelelim, o adam o gün işe gitmemiş… Arayan da olmamış…

Saatler geçmiş, günler geçmiş…

Adam yok!

Gemi çekip gitmiş bayrakları inik; arkasına bakan da olmamış…

Kaçış o kaçış…

Gelişi davul zurna halay, gidişi canlı cenaze…

Günler 1 Eylül’ü gösterdiğinde Kral Sunusi Bey, aç susuz bir Libya bedevisinden başka hiç bir şey değildi… Tekne, içinde taşıdığı dandik kralı ülkesine taşırken, bizim meraklı ortalarda yoktu… Eşi ve çocukları feryatta, kendisi bilinmezdeydi… Teknenin içinde mi kaldı, öldürüldü mü bilen yok…

İktidar ve güç işte böyle bir tahterevallidir… Güçlüyü yüksekte tutan aşağıdaki ağırlığın toplamıdır önemli olan… Fizik yasalarını unutmayacaksın; hep aynı düzeyde olmak için caba harcayacaksın…

Gücü elde etmek de, onu korumak da ‘güç’ ister…

Saltanatın bitiminde, imamın kayığına da binmek var…

Sonra ne mi oldu?

Adam kahveye çıkageldi bir gün…

Yüzünde birkaç morluk, gözlerinde korku…

Büyükler anlat dedi, bizler dinledik…

İyilik yapalım dedim… Acıdım adamcağıza… Koskoca Kral! Üstelik Türkleri çok severmiş…”

Sana ne be adam?”

Doğru Hikmet Bey, bana ne? Ay ışığı dürttü beni, uyutmadı o gece… Git o adamı uyar; karısı, çoluk çocuğu var… Dönmesin ülkesine, ölmesin, dedim…”

Senin yok mu ailen, a akılsız adam… İşin gücün var, ya kovsalardı… Burası küçük bir kasaba; yarısı seni aradı, yarısı güldü geçti… Yapma böyle şeyler be Zeki! Seni severiz bilirsin…”

Çayından bir yudum aldı… Posta çantasın ağırlığını taşıyamadı, masanın üzerine devirdi… Dağıtılacak yığınla zarfı vardı… Yorgun ve şaşkındı…

Anlattı:

Gittim teknenin yanına… Beni Krala götürün, ona diyeceklerim var dedim… Sen misin diyen? Suikastçı sandılar çullandılar, kafa göz… Bağırıyorum; ben postacıyım! Aldılar içeri… Sonra Bursa yolculuğu, istihbarat, gizli polis, sorgu…”

Ne diyecektin peki krala? Aptal mısın sen?”

Bir Eylül’de olacakları o gece gördüm… Aynen resim gibi… Sanki Libya’daydım… Sarı ablak yüzlü bir asker onun koltuğunu yıkadı, temizledi, parlattı… İşte bu adam darbe yapacak kralınıza dedim… Bunu haber verecektim… Hayatını kurtaracaktım… Benden bildiler darbeyi… Ben gördüm dedim… Giderseniz öldürürler dedim… Polislere de söyledim aynen… İnandıramadım… Ben olsam, ben de inanmazdım ya…”

Nasıl saldılar pekiyi?

1 Eylül akşamı elçilikten gerçek darbe haberi gelmiş Allah’tan… Darbe olmasa ben yanmıştım valla… Ben bilirim bazı şeyleri; sizler de tanıksınız… Elin Arabına iyilik de yakışmıyor…”

Alnındaki terleri sildi, çantayı yüklendi çıktı… Daldı cadde kalabalığına…

Gerçek bir Eylül öyküsüdür bu…

Toplumun göz içlerine işlemiş insanları, yıllar geçse de unutulmaz… Asıl tehlike, toplumsal bellek arızalanınca hiçbir şehrin kültürü kalıcı olmuyor; tabii ki ülkeler için de aynı…

Hasan Teoman

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Teoman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?