“Allah razı olsun Şef…”

Her öğün, ana yemek siyaset!

Buluşmaların, yan yana gelmelerin iki cümle sonrası siyaset…

Kişisel sorunlar, sevinçler, dertler, koşarak siyasetin kollarına atıyor kendini…

Çünkü her sorunun ebesi kahrolası siyaset!

İnsanları bir çay rengine, denizin mavisine, yeşilin sakinliğine hasret bırakıp, olur olmaz bir köşesinden siyasete bulaştırıyorlar…

Her birimiz dış ilişkici, ekonomist, siyasal bilimci, hukukçu, ilahiyatçı, akademisyen, güvenlik uzmanı, mit müsteşarı, emniyetçi, gazeteci ve yazar olduk! Ekranlar ahkâm kesenlerle şenleniyor!

Okumadan, emek vermeden; salt ekranlardan onu bunu dinleyerek, kulaktan kulağa oynayarak, konunun uzmanı kesilenleri gözlemleyerek edindik bunca maharetleri…

Üç beş kişi bir masa çevresinde toplandık mı, TBMM komisyonları solda sıfır!

İçinde çokça küfür, havayı yumruklayan sözler, liderleri havalandırma, karşılıklı düello; sonuç kafadan gövdeden yaralı birkaç insan, haydi evlere…

Geçen bunca zaman içinde değişen, ele geçirilen hiçbir kazanç yok…

Ertesi gün yine aynı masa… Aynı senaryo… İçler boşalsın maksat; havanlar boşa dövülsün…

Aynı kanala sokulan ve o kanal içinde ilerlemeyi başarı sananların bu kısır döngüsü, Türkiye’nin tek çıkışlı siyasetine yeni kurtuluş hatları açabilir mi?

Tek kanallı (!) televizyonlardan göze ve kulağa yansıyanlarla uzmanlık alanlarını belirleyen halkımızın, ülke geleceğine nasıl bir katkı, çeşitlilik ve renklilik sunacağı merak edilebilir mi?

Umut, bittiği yerde yeniden yeşerebilir mi?

Tek makinistli, tek raylı bu treni sırf rengi, ihtişamı, hedefi, hızı ve taşıma kapasitesi ile çağdaş, ulusal ve yerli bir araç saymak, onu, Türkiye’yi ‘Yahşi Batıya’ taşımaya yeterli bir fırsat olarak değerlendirmek, dünyadaki emperyalist değişimlerin saldırganlığını görmezden gelmek, hatta bu düzenden nemalanmayı ummak, tarihsel bir yanılgı değil midir?

Yaşamın fiyatı pahalı… Ucuz yaşamak ile varsıllığı kovalamak arasındaki uçurum aşılmaz derinlikte… Yaşamı boyunca muz yememiş çocuklarımız var… Sağlık hizmeti yetişkinlere yetmiyor; çünkü hepsi gençlikten gelen hastalıklarla boğuşuyor… Eğitim, din nedeniyle bilimden uzaklaşıyor… Laiklik, devletten soyutlandı… İnanç devletleşti, devlet kişiselleşti… İş aslanın ağızından çıktı, emperyalizmin midesinde oturuyor… Üniversiteler, amaçsız ve nedensiz mühendisler yetiştiriyor…

Siyaset bir uzlaşı ve devleti yönetme sanatı olmaktan çıkıp, halkı daha da uysallaştırmak için kullanılan güç haline getirildi…

O zaman siyaseti yazmanın ne anlamı kalıyor?

Yapan belli, anlayan belli, uygulayan ile yataklık yapan belli…

Sizlere mi kalmış değiştirmek akan nehrin yatağını?

Topla tasını tarağını…”

Derlerdi 68’lerde devrimci gençlik düşmanları…

Sokmayan yılanı sevenleri de bu güruha eklersek, haklıymışlar!

Bugün siyasetten kaçıp kuyruğum yanmasın diye köşe bucak saklanmak moda…

137 bin vatandaş Türkiye’den kaçmış; böyle bir haber vardı… Başka ülkenin vatandaşlığına geçip sorunlarından (!) kurtulmuşlar…

Akan nehrin yatağını sorgulamadan, yılanlara bin yıl yaşasın diyerekten refaha ermişler!

Bizler de Suriyelilere kızıyoruz utanmadan!

Ortadoğu’nun kadim halkları böyledir...

Kaderlerine güçlüler yön verir, onlar kaderlerine ağlar…

Hep onlar göçer, hep onlar ölür, hep onlar açtırlar…

Zincirleri kıracak insan çölde çiçektir; yetişse de, önce onlar koparır…

Giden gider, kalan sağlar bizimdir…

Siyaset olsun diye yazmıyorum…

Kurtarıcı diye bir şey yoktur. İnsanlar kendilerini kurtarırlar.’

Che öyle diyor…

Bu söz de katil Hitler’den…

Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz, insanlar inanır. İnsanları, bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar…’

Tarih kimi hakladı?

Kandıran faşisti mi, devrimci komünisti mi?

Halk olmak, gerçekten zor zanaattır…

Eften püften gerinmekle, iki kargı bir kılıç, iki taş bir hamamıyla öğünen toplumlar geleceği yakalayamıyor!

Uyanık, bilimci, vatansever, eğitimli, çalışkan, haysiyetli, uygar, barışçıl, adaletli, laik, vicdanlı, özgürlüğüne ölesiye bağlı, tarihine saygılı, toprağına egemen, kültürel çeşitliliğe saygılı, etnik kimliği demokrasi ile yenen, geleneklerine sadık ve de ulus olma bilincini genlerinde taşımaktan gurur duyan insanlardan oluşacak halk dediğin…

Tarihin her döneminde, her koşulunda canlı kalmasını bilecek… Hep başı dimdik, dışta saygın, güçlü, uygarlığı yakalamış ve bağımsızlığı dokunulmaz olacak…

Zor değil mi, böylesi bir halkın fotoğrafını bulmak tarihte?

Mustafa Kemal Paşa’yı hiç ciddiye almamışız…

Çağdaşlaştırdığı özgür Türkiye’nin fotoğrafını çektiremedik bir türlü…

Çağdaş Türkiye Hatırası” yazacaktı üzerinde fotoğrafın ve önünde Türk halkı mutlu, mesut ve eğitimli; poz verecektik kardeşçe…

Cumhuriyetin orta yerinde Atatürk ayakta dimdik duruyor olacaktı…

Millet istemeyince olmuyor demek!

Biz de bağımsızlığı, laikliği ve demokrasiyi kalplerimize gömdük, elimizden şimdilik o geldi…

Kemalizm varken, Kemalizm’in kullanılması gerektiğini İnönü bizlere öğretmemişti!

İstedi de, bizler mi karşı çıkmıştık?

Geç bile kaldık, haydi Demokrasiyeee!” dediğinde…

Ayaklarımız dolanmıştı, feleğimiz şaşmıştı…

Neden şimdi? Dediydik…

Çağdaşlaşmak (!), kalkınmak (!), dışa açılmak (!) ve komünizmden (!) korumak için…” dediydi…

Allah razı olsun Şef” dediydik… Sandıklar yağdıydı gökten tepemize… Küresel özgürlük bir derya olmuştu anasını satayım; giysilerimizle atladıydık suya… Küçük ABD ufukta görünüyordu…

Unuttuyduk Kurtuluşun acılarını; akan kanı, gözyaşını, binlerce şehidi, yoksulluğu…

Tez gelmeliydi özgür liberalizm ve demokrasi…

Acımasızlık tarihin karakterinde vardır; beceriksizliğin cezasını mutlak keser… O asla halkları kayırmaz ve kandırmaz!

Mustafa Kemal Paşa hiç aldatmadı…

Tarih de onu…

Ama onu biz sevdikçe aldattık, acı olan da bu…

Hasan Teoman

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Teoman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?