Dünya'nın yeni rezervi altın

1990’lar öncesinde dünya ülkeleri arasındaki ekonomik etkileşim çok daha basit ve tek yönlü idi. Bu yıllarda Amerika hapşırdığı zaman dünya grip olurdu. Ama dünyada olup bitenler, petrol krizi gibi gelişmeleri saymazsak Amerika’yı etkilemezdi. Görünen o ki, artık durum öyle değil.

2000’li yıllarda…

Amerika’daki uzun vadeli faiz oranlarının düşüşünde Çin, her ne kadar önemli bir rol oynamış olsa da, asıl belirleyici olan Amerikan Merkez Bankası’nın politikalarıydı. Amerika’da uzun vadeli faiz oranları 2000’ler öncesinde düşüşteydi ve bunda Merkez Bankasının kontrolündeki kısa vadeli faiz oranlarının 1980’li yılların başından beri düşmekte olmasının büyük rolü vardı. Hal böyle iken, enflasyon baskısının azalması, Amerika Merkez Bankası’na enflasyon endişesi olmadan gevşek para politikaları izleme imkanı veriyordu. Öte yandan Çin’in dünya ekonomisi ile bütünleşmesi Amerikan ekonomisinde yalnız enflasyonist baskıyı azaltmıyor, aynı zamanda bir yandan Amerika’nın dış açığını arttırıyor, bir yandan da ücret artışları üzerinde kısıtlayıcı etki nedeni ile iç talep üzerinde de daraltıcı etki yapıyordu. Bu da Merkez Bankasını gevşek para politikaları ile ekonomiyi canlandırma politikasına itiyordu. Yani Çin, bu yollarla Amerika’da hem kısa, hem uzun vadeli faiz oranlarının düşmesinde rol oynuyordu, ama bunda tek başına değildi. Çin’in dünya ekonomisi ile bütünleşmesinin ortaya çıkardığı koşulları Amerikan Merkez Bankası bu şekilde kullanmıştı. Sonuç olarak, Çin’in, 2008 küresel krizin ortaya çıkışında dolaylı yollardan bir payı olduğunu söyleyebiliriz. Bu konudaki tartışmalardan çıkarılacak bir diğer sonuç da, dünya ekonomisinin yapısının değişmiş olduğu ve bu yapı içinde Çin ekonomisinin gelişmiş ülke ekonomilerini güçlü bir şekilde etkileyen bir konuma gelmiş olduğudur.

Tarih tekerrürden ibarettir…

Krizin odağındaki AMERİKA’DA, Merkez Bankası FED, 2007 sonlarından itibaren bankalar arası gecelik faiz oranını adım adım indirerek 2008 sonunda sıfıra yakın bir düzeye çekti. FED, aynı zamanda bankalar ve bazı banka dışı kuruluşlara düşük faizli krediler şeklinde büyük tutarlarda likidite sağlamaya başladı. Finansal sisteme bu şekilde pompalanan likidite 2008 yılı sonunda 1.8 trilyon doları bulmuştu. Merkez Bankasının bu çabalarına 2008 yılı sonlarına doğru AMERİKAN HAZİNESİ de katıldı. Kongrenin verdiği 700 milyar dolarlık yetki çerçevesinde, banka ve diğer finansal kuruluşların ellerindeki sorunlu kredi paketlerini ve bankaların tercihli hisselerini satın almak gibi yöntemlerle hazinede piyasaya likidite sağlamaya başladı.

Bu çabalar sorunlu banka ve diğer finans kuruluşların çökmesini önlemek ve hayata dönmeleri için fırsat vermek açısından sonuç verdi ise de, ekonomi hala canlanmamıştı. Merkez Bankası zaten sıfıra inmiş politika faizini daha da aşağı çekemeyeceğinden, 2009 yılından başlayarak farklı türde politikalar uygulamaya koydu. Bunlar, Merkez Bankasının piyasalardan uzun vadeli tahvil alımına dayanan ‘’PARASAL GENİŞLEME’’ olarak nitelenen türde para politikaları idi.

2020 yılı…

Amerika’nın parasal genişleme politikası çerçevesinde FED’in son açıklamalarına göre, sıfır faize ve parasal genişleme politikasına devam edilecek beyanından çıkarılacak sonuç, bozuk ekonomilerin daha da süreceği ve belirsizliğin gittikçe büyüyeceği, dikkate değer bir canlanma sağlanamayacağını söyleyebiliriz. Giderek karmaşıklaşan finans sistemi içinde reel faizlerin pozitife geçeceği yönünde hiçbir öngörü yok. Aksine faizlerin düşeceği yönünde tablo çiziliyor olması dikkat çekici.

Bundan sonrası…

Değerli metallerin durumuna bakılırsa, yüksek belirsizliğin gölgesinde değerli metallerin yükselmesinin ortaya çıkması tetiklendi diyebiliriz. Krizin temelindeki etkenin uzun vadeli faiz oranlarının düşük düzeyde olduğunu vurguluyor olsak da, öncelikle önemli olan, finansal piyasalarda AMERİKA’nın ne yaptığı hususudur. Dünya finans merkez üssü hala AMERİKA’dır. Merkez Bankalarının inanılmaz boyutlarda para basarken ve bu paraların enflasyon dışında kalan gerçek getirisi negatif fiyata dönerken, sınırsız basılan paralar değer yitirdikçe altın, gümüş ve bitcoin gibi üretimleri sınırlı sağlam paraların değer kazanması kaçınılmazdır.

Altın rallisi devam mı?

Hatırlamamız gerekiyor ki,altın küresel bir yatırım aracıdır. Altın üzerinde çok sayıda ekonomik, siyasi ve askeri olgu etkilidir. Altın serbest zamanlı bir yatırım aracıdır ve piyasa koşullarına göre şekillenir. Önümüzdeki dönemde, özellikle 2022’ye kadar, Merkez Bankalarının daha fazla indirim kararı alması durumunda altının cazibesinin diğer değerli metaller içerisinde öne çıkacağı, daha da çarpıcısı, Amerika-Çin arasındaki gerginliğin tırmanması Amerika ve Çin arasında sermaye ayrılıklarını da beraberinde getireceğinden, covid salgını sebebiyle diplomatik ve parasal kanalların kapanmasını da göz önüne alacak olursak değerli metallere yönelik yatırımlar daha da artacaktır. Altın, ekonomik toparlanmanın gecikmesi durumunda ve 2023 yılına kadar sarkacağı varsayımı başta olmak üzere faizlerin bu süreçte daha da aşağı çekilemeyeceğini düşünecek olursak nihai merci para birimi ALTIN olacaktır.

Serra Aytaç

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Serra Aytaç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?