Çıkar ağzındaki baklayı

ALAYINA GİDER…

O sabah sakindi tekke…

Birden uğultu duyuldu dışarıdan…

İyice yaklaştı uğultular…

Yeter be kardeşim artık!” diyerek girdiler tekkeye.

Vardılar şeyhin yanına. Toplandılar çevresinde.

- Böyle söylene söylene neden geldiniz?

- Şu müridin Arca. Ondan yaka silkiyoruz.

- Arca temiz demek amma fışkırıyor pislikler…

- Senin gibi efendi, senin gibi ağzından tek küfür çıkmamış bir şeyhin tekkesinde! Nasıl sabrediyorsunuz buna?

- Şeyhim biliyorsunuz ne olsa küfrediyor…

- Dur durak bilmiyor.

- Hadi bizler neyse. Hadi bayanlar neyse.

- Ya çocuklarımız!

- Dünyayı küfürle tanımaya başlıyor.

- Şeyhim bulun bir çaresini.

- Yoksa mahalleli olarak yeni mahallesine göndereceğiz.

- Cehennem Mahallesi’ne.

- Bunu oradan da atarlar. Ne dersin şeyhim?

- Bilirim. Burada da böyle. Biz de yakınıyoruz. Düşünürüm nicedir bir çare. Siz hele evlerinize gidin. Bana sormadan da hiçbir şey yapmayın. Hadi kolay gelsin.

Seslenir Şeyh müridlerine;

- Arca odundan dönünce gelsin yanıma.

Ve gene başlar düşünmeye…

Bir süre sonra kalkar gider mutfağa. Döner başlar beklemeye…

Dalmak üzereyken mürid Arca’nın sesiyle gelir kendine.

- Şeyhim. Beni çağırmışsınız.

- Demin burada mahalleli vardı. Herkes senin küfretmenden yakınıyor. Bizler de.

- Şeyhim ben de yakınırım küfretmekten. Tutamıyorum çenemi. Çare arıyorum…

- Ben buldum bir çare. Al şu baklaları koy cebine.

Ağzında hep bir tane olacak. Küfretmeye başlayınca bakla seni engelleyecek. Cebinde hep bakla bulunacak. Islanınca yenisi.

Ve bu çare bulur yerini… Rahattır tekkedekiler, mahalleli.

Bir hafta sonra Şeyh tekkeden çıkar. Mürid Arca’yla karşılaşır.

- Şehrin dış mahallesinde bir işim var. İstersen gel benle. Yarenlik ederiz.

Yürürler bir saat kadar. Şeyh birisiyle konuşur… Başlar dönüş..

Konuşarak dönerlerken bastırır yağmur. Yoktur saklanacak yerde. Islanmıştır donlarına kadar şeyhle müridi.

Koşar adımlarla yürürlerken açılır bir pencere. Pencerede kadın. Bağırır canhıraş.

- Durun bekleyin Allah rızası için!

Durur şeyhle müridi. Başlar bekleme. Bir dakika. İki dakika. Üç dakika. Dört beş altı derken belirir pencerede kadın.

Elinde tavuk. Bir şeyhe doğru uzatıp çeker. Ardından müride doğru.

- Allah rızası için biraz daha bekleyin.

Deyip girer içeri.

Başlar bekleme. Sanki nehirde yürür gibidirler yağmurdan. Bir dakika. İki dakika. Üç dakika. Dört beş altı derken kadın belirir pencerede. Elinde bir tavuk gene. Bir şeyhe doğru uzatıp çeker. Ardından müride doğru.

Sorar şeyh.

- İki tavuk için mi beklettin bizi?

- İki tavuğum yumurtadan kesildi. Mahallenin üfürükçüsüne sordum. Bardaktan boşalırcasına şakır şakır yağan yağmurda şeyhle müridine teker teker gösterirsem iki tavuk da düzelirmiş.

Şeyh döner müridine… Bağırır sinirli sinirli:

- Ne bakıyorsun ulan hıyar gibi, öküz gibi aval aval! Çıkar ağzındaki baklayı!

* * *

Murat Tepebaşılı

(Bir fıkradan devşirme)

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?