Gölcük Yaylası kurtarıcı bekliyor!

İzmir’in bir karış uzağında, Ödemiş’in bir soluk yakınında bir cennet köşesidir Gölcük Yaylası... Olağanüstü doğası ve doğal klima ortamıyla, güneşin toprağına bereket kattığı, ama insanını kavurduğu yaz aylarında Ödemiş halkı için can suyu kadar değerlidir...

Ama bu cennet parçası ne yazık ki, kendini insanoğlunun acımasızlığından yıllardır kurtaramadı... Ödemiş’te yanıp serinlemek için kendisine koşan insanlar, hep hor kullandı onu... Nimetini sömürdü, ama çöpünü kirini bırakıp bırakıp kaçtı...

Pandemi döneminde, Gölcük insan ve onun zararlarından uzak kalabildi ya... İnanın, en verimli, en huzurlu çağını yaşadı... Göl kendini temizledi, doğa canlandı, kuş çeşidi arttı, bitkiler tüm güzelliklerini yaylanın görkemine kattı...

Ne var ki, sıcakların gelmesiyle bu cennet köşesi de yeniden insan eliyle hoyratça kullanılmaya başlandı... 2019 yerel seçimlerinde koltuğu kaptıran AKP Belediyesi, zaten yaylaya yeterince ihanet etmişti... Doğal dokusunu bozmuş, insanların toprağa basabilme hayaliyle geldiği yaylayı betona boğmuş, doğal köy kahvelerinin, kır kahvelerinin yerini sözüm ona modern cafeler almıştı... Kendisine yapılan bu ihanete çığlığı yetmedi Gölcük’ün...

AKP zarar vermişti de yerine gelen bir yarar verebildi mi?.. Ne mümkün...

Oysa yapılması gerekenler çok basit... Bu cenneti torunlarımıza bırakabilmek çok kolay...

Birilerinde olmayınca, akıl vermek bize düştü yine...

1-      Göl kenarında gece konaklamalarına da piknik yapılmasına da yasak getirilmeli...

2-      Belediye eliyle oluşturulan ve ihaleyle kiralanan piknik ve kamp alanlarının kullanımı ziyaretçiler için zorunlu tutulmalı...

Bu iki minik hamle bile Gölcük’ün soluk almasına, diri kalmasına, temiz kalmasına ve ziyaretçilerinin daha mutlu olmasına yetecektir...

Tabii bunun için insanın içinde “hizmet aşkı” yüreğinde de “vatan sevgisi” taşıması gerekiyor...

***

AKP yoktu ama çooook kadının “adı” vardı!..

Yıl 1931.. AKP henüz yoktu... AKP milletvekili Özlem Zengin’in dediği gibi, kadının adı da yoktu.. İlki 1 yıl önce Cumhuriyet Gazetesi tarafından düzenlenen Türkiye Güzellik Yarışması’nın yapıldığı saatlerde bir genç kız odaına kapanmış ağlıyordu...

Babası izin vermediği için çok istediği o yarışmaya katılamamıştı... Fevziye Mekteplerinde okuyordu ve henüz 18 yaşında olduğundan ve AKP olmadığından dolayı, onun da her kadın gibi adı yoktu...

Ama bir yıl sonra o kızın babasına çevrenin baskısı arttı... Ve baba Tevfik Halis Bey izin verince 1932 yılındaki yarışmaya katıldı ve Türkiye güzeli seçildi...Herkes şaşırdı. Çünkü AKP yoktu ve bir kadın bir başarı göstermiş, tanınmış, alkışlanmış övülmüştü... Nasıl olur da bir kadının adı olurdu!..

Şimdi önünde yeni bir sınav vardı... Belçika’nın Spa kentindeki dünya güzellik yarışmasına katılmak ve Türkiye’yi bu platformda temsil etmek... Ve orada da ipi göğüsledi... Salon, “Viva (Yaşa) Mustafa Kemal ve Viva Türkiye” sesleriyle inliyordu... AKP yoktu ama bir Türk kadınının adı artık “Dünya Güzeli”ydi...

1,70 boyunda, siyah dalgalı saçlı, bal köpüğü gözlü o genç kızın adı Keriman Halis’ti... Ve o gece. Zarafetiyle,  akıcı Fransızcasıyla, salonu değil, tüm dünyayı kendine hayran bırakmıştı... Dünya şaşkındı... Çünkü AKP yoktu, ve bir Türk kadını adını tüm dünyanın vitrinine asmıştı... Olamazdı!..

Daha sonra Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Ece” soyadı verilen Keriman Halis, Türk kadınını gerek duruşu, gerek eğitimi, gerek bilgi ve becerisi gerek zarafetiyle Dünya’nın adeta gözüne sokmuştu... Oysa AKP hala yoktu...

Japonya'da okullarda hem temel eğitim hem de lisans eğitimi ders kitaplarında Türk kadınının uzun bir süreç içinde erkek egemenliği ve baskısından kurtulması içerikli 'Keriman Halis Olayı' diye bir konu vardı. Oysa bilmiyorlardı ki AKP henüz yoktu..

*             *             *

Keriman Halis Ece, AKP’nin henüz olmadığı yıllarda Türk kadınını adını Dünyaya duyuran sayısız kadından sadece birisidir...

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in "Bu ülkede AK Parti gelene kadar kadının adı yoktu" dedi ya geçenlerde... Oradan geldi aklımıza bu konu...

Kendilerini unuttuğumuz sanmalarını istemem... O yüzden AKP’nin henüz ülkeye gelmediği yıllarda adını: tarihte, sanatta, bilimde, ekonomide, sporda; değil Türkiye’ye, dünyaya duyuran yüzbinlerce Türk kadınından özür dilerim... Hem kendi adıma, hem Sayın Zengin adına... Kendileri unutabilir de...


 ***

İzmirli neden aylarca sokakta yattı!

Deprem, Ege bölgesinin bir gerçeği... İzmir de bu bölgenin şah damarı... Ama tarihe baktığınızda, İzmir’in depremlerle hep sallandığını başlangıçta da ağır tahribatlar yaşadığını görüyoruz... Ama bu tahribatlar giderek azaldı...

Kanuni döneminde İzmir, küçük şehirlerinden biriydi... Nüfusu, sadece 1300 idi... 17 yüzyılda artan deniz ticareti, İzmir’i yavaş yavaş öne taşıdı ve gayri müslim tüccarların da yerleşimiyle, 19. Yüzyıl sonlarında 145 bin nüfusuyla Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük kendi haline geldi...

İzmir’te belirlenen ilk büyük deprem 178 yılında gerçekleşmiş, şehir harabeye dönmüş ve yeniden inşa edilmiş... Ama 1025 yılına kadar böylesine yıkıcı bir deprem görmemiş kent... Bir unutulmaz yıkım da 10 Temmuz 1688’de yaşanmış...  Sahil kesimlerinde yer yarılmış, çatlaklardan su fışkırmıştı. Deniz karaya doğru iki metreden fazla ilerlemişti. İzmir'deki 17 büyük camiden yalnızca 14'ü yıkılmıştı. Birçok kilise de harap olmuştu. İzmir Körfezi'nin girişinde bir yarımadaya inşa edilen Sancakburnu Hisarı yıkılıp, suya gömülmüştü. Hisarın bulunduğu arazi denizin dolmasıyla bir adacığa dönüştü. Depremde ölü sayısı 5.000'den fazlaydı. Depremi yangın felaketi takip etti. İki büyük felaketin ardından şehirde salgın hastalık tehlikesi çıkınca yabancıların bir kısmı şehri terketti. Depremin ardından şehir birkaç yıl içinde yeniden inşa edildi.

Ama kimsenin bilmediği ama İzmir halkının tam bir kış boyunca evlerine giremeyip, sokaklarda uyuyarak kışı geçirdiği bir deprem daha var...

4 Nisan 1739'da Körfez merkezli deprem, oldukça şiddetliydi. Deprem, büyük bir uğultuyla geldi ve etrafa pis bir koku yayıldı. Gediz Nehri'nin ağzındaki delta çöktü ve sular altında kaldı. Eski ve Yeni Foça kaleleri, depremden etkilendi. İzmir'in özellikle yabancıların ve gayrimüslimlerin yaşadığı kıyıya yakın kesimlerinde hasar çoktu. Depremde 80 kişi hayatını kaybetti. İşin en ilginç yanı da artçı sarsıntılar Eylül'e kadar dinmediği için İzmirliler kışı açık alanlarda geçirdiler.

Levent DONDURAN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Levent Donduran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?