İş Barışı

Merhaba; geçen haftalarda yazdığım yazılarla ilişkili o kadar çok meslektaşımdan mesaj aldım ki; sesimiz oldunuz diye. Gerçekten tükeniyoruz diye...

Bu hafta daha enterasan bir kaç şeyden bahsedeceğim sizlere.

Malum pandemi dönemi sert geçti sağlık çalışanları için.

Pandemi ilanından önce ben ve arkadaşlarımın her yıl düzenli olarak düzenlediği bir kongre resmen başımıza büyük sorun oldu.

İptal etmek istedik, otel büyük maliyetler çıkardı bize.

Resmî makamlardan, “kongre yapılamaz” diye yazı almak istedik, "veremeyiz" dediler.

Bazı önlemleri alarak kongreyi yapmak zorunda kaldık.

Otelde alınan önlemlerin yanı sıra, yaş sorunu olabilecek büyüklerimizin gelmemelerini sağladık.

Havaalanı ve uçak kullanılmadan ulaşımların gerçekleştirilmesini sağladık.

En önemlisi de katılımın isteğe bağlı olması nedeni ile katılımcı sayısını yarı yarıya azaltmış olmamız.

Ayrıca kongre programını da kısaltarak temas olasılığı ve süresini de azaltmış olduk.

Ancak gerçekten çok büyük bir stres yaşadık.

Kongre tam mart ortasında, ülkemizde henüz pandemi ilanı öncesi yapılmıştı.

Tabi o dönemde söylediğim nedenlerle pek çok kongre de yapılmak zorunda kalındı.

Kongreden üç gün sonra bir meslektaşımızda COVID-19 tespit ettik.

Hemen hastaneye yatırdık.

Gerekli tüm bildirimleri yaptık, katılımcıların hepsini uyardık.

Hastaneden hasta temas öyküsü vardı meslektaşımızın.

Allah’a şükür başka sorun da yaşamadık kongre ile ilişkili.

İşte bu olay sonrası yaşadıklarım, şimdiye kadar yaptığım mücadelenin haklılığını bir kez daha bana gösterdi.

Bu olay sonrası Sağlık Müdürlüğü ile mükemmel bir takip ve sürveyans ile başka bir olay yaşamadık.

Enteresan olanı bu değil elbette.

Bir gece bir telefon aldım.

Kendisinden özür dilemem gerektiğini söyleyen muayenehanesi olan bir meslektaşımdı arayan.

Oysa biz herkese kongreye gelip gelmeme konusunda özgür olduklarını, kongrenin yapılma nedenini de açıklayarak çok daha önceden izah etmiştik.

İşte buna rağmen bu meslektaşımız benden özür beklerken amacının da izolasyon yüzünden muayenehaneden kazanamadığı paralar olduğunu öğrendim.

Oysa bizler meslektaşımızın sağlığına kavuşması için savaşıyorduk. Gece gündüz…

17 gün hastanede yatan bu kardeşimizin sağlığını sormak yerine kazanamadığı paralar için benden özür bekleyen bu ve buna benzer kişiler, mesleğimiz için çok ama çok acıdır.

Allah’tan konuşmalara tanık olanlar da vardı da, bana inanmayanlara doğruluğunu anlatacak kişiler vardı yanımda.

Çünkü inanılması ne kadar zor bir şey değil mi?

Bir tarafta bir insanın hayatı, diğer tarafta servetine servet katamadığı için çok üzülen ve özür bekleyen maalesef bir doktor.

Sevgili dostlar bu nasıl bir para hırsıdır ki, bırakın bir meslektaşınızı, herhangi bir insanın sağlığından öte kazanılacak veya kazanılamayan paralar önce düşünülsün.

Üstelik ben ve benim gibi pek çok meslektaşım geçim derdi içine düşmüşken, muayenehane açma hakkı ellerinden alınmış halde canla, başla savaşırken, sermayelerine sermaye katamamanın üzüntüsü ve bunun karşılığı özür dilenme talebi, maalesef  mesleğim için ne kadar büyük sorunların bizleri beklediği anlamına geliyor ki, yazıklar olsun demekten kendimi alamıyorum.

İşte imtiyaz sahibi olmak böyle bir şey.

Elbette muayenehane olmalı, hep diyorum. Ama bu şekilde çalışan kişilere imtiyaz sahibi hekimler diyorum.

Devlet yetkilileri acil bir şekilde bu çalışma barışını zedeleyen bu düzene müdahale etmeli ve çalışma barışı için eşitlik ilkesini derhal uygulamak için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır.

Bu arada meslektaşımız iyileşti şükürler olsun, sağlığına kavuştu.

Bu olaylardan dolayı çok üzüldük, ama onun sağlığına kavuşması her üzüntünün üzerini örtmeye yetti.

Bir de şimdilerde pandemi döneminde pek de ortada görülmeyen, kaba tabiri ile arazi olmuş, riskler azalınca yine ortaya çıkmış, pandemi mücadelesinin hiçbir yerinde aktif görev almamış, ama kanser hastalarında pandemi konusunda nasıl mücadele edileceğini her ortamda anlatan sanal kahramanlarımız da ortaya çıktı.

Gülelim mi, ağlayalım mı?

Öncelikle vatanı, devleti ve milleti için her şeyi göze alan gerçek kahramanlar onore edilmelidir.

Diğerlerinin ne yaptığı veya ne yapmadığı zaten kayıtlarda mevcut.

Mesela yasalar uygun ise Devlet Üstün Hizmet Nişanı, Görev Şehidi, Görev Gazisi gibi ayrıcalıklar devletimiz için hiç de zor olmayacak adımlardır.

Ama kahramanların gönüllerinin okşanacağı ise bir hakikat.

Çalışan ve kaçanlar kolayca tespit edilir.

Devlet ve bizler, hekimlik mesleğini büyük özveri ile karşılıksız yapmaya çalışanlar ile insani özelliklerini yitirmiş, kariyer dışında parasal hırslarına yenik düşmüş, güç toksisitesine uğramış, mesleki önceliklerini diğer hırsları için geri plana itmiş bu acımasız kişileri belirleyip aramızdan temizlemeliyiz.

Çok az sayıda olan bu imtiyazlı hekimler çalışma barışına büyük zarar vermektedir.

Devletimizin de bu haksızlığa bir an önce son vereceğine inancım sonsuzdur.

Sözüm elbette dışarıda çalışıp, çok para kazanıp, ilkeli ve etik hekimlik yapan meslektaşlarıma değildir.

Annelerinin ak sütü gibi helaldir onların kazançları.

Sözümün nereye gittiği açık olarak bellidir. Bizler biliyoruz, devletimiz de biliyor.

Mutlu günler.

Prof. Dr Bülent Karabulut

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bülent Karabulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?