Hekim olmak

Bu haftaki yazımı, pandemi döneminde bile hekimlere devam eden şiddet nedeniyle hekimliği sizlere anlatmak amacı ile yazmaya karar verdim.

Zorlu ilk-orta ve lise eğitimi sonrasında yüzde 1’lik dilime girmeyi başararak girilen tıp fakültesi ile başlar bu serüven.

Çoğu genç, idealist, çalışkan ve vatan sevgisi ile dolu, gözleri pırıl pırıl gençlerdir tıp öğrencileri.

Hazırlık okursanız 7, okumazsanız 6 yıllık zorlu bir serüvendir tıp öğrenciliği.

Bitmeyen sınavlar, bitmeyen geceler, bozulmayan yataklar. Dirsekler kuru ve deride çatlaklar.

Sadece yoğun bir teorik eğitim değil, hiçbir meslek grubunda olmadığı şekilde pratik eğitimler.

Yazılı, sözlü sınavlar. Usta çırak ilişkileri. Kimi zaman adil, kimi zaman haksızlıkla yoğrulan zorlu bir altı yıl.

4. sınıftan sonra da başlayan nöbetler.

Aslında bu altı yıl rüzgar gibi geçer tıp öğrencilerinde. Zaman su gibi akar, o kadar yoğundur ki, anlayamazsınız mezun olduğunuzu.

Elinize bir diploma verilir ve artık doktor olmuşsunuzdur.

Önünüzde iki seçenek vardır; mecburi hizmet ve tüm eğitim hayatınızın en zor sınavı, Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS).

TUS sınavını kazandın kazandın, yoksa hemen kura çek ve mecburi hizmete git.

Vatan borcu, elbette görev, vatanın her yeri için aynıdır. Ama gittiğiniz yerde hem mesleğinizi yapacaksınız, hem de uzman olabilmek için bu en zor sınava çalışmak zorunda kalacaksınız.

Nasıl olacaksa artık?

Eğer TUS sınavını kazanırsanız asistanlık yıllarınız başlar.

1993 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda göreve başladım.

Daha ilk ay 16 nöbetim olduğunu öğrendim.

Yani bir ayda gün aşırı nöbet tutacakmışım.

Hem de acil serviste.

Bırakın bir saat uyumayı, oturabilmenin bile lüks olduğu bitmeyen nöbetler.

Sabah nöbet yerinizi diğer arkadaşınıza devir ettikten sonra, hiç dinlenmeden diğer görev yerine gidip mesai saatinin sonuna kadar çalışmaya devam. Artık mesai kaçta biterse.

Hekimlikte mesai saati yoktur, hastaların işi bitince eve gidilir. Eve gidersiniz ancak öyle yorgunsunuzdur ki, yemek, duş ve uyku. Sabah erken kalk ve yeniden aynı düzende nöbete git.

İnsan haklarına aykırı koşullardaki bu çalışma ortamında, şiddet, küfür, olur olmaz nedenlerle hakkınızda açılan soruşturmalar.

Gecede 500 hasta bakarken, kusursuz ve hatasız bir performans beklenir. Sanki mümkünmüş gibi.

Elbette, hekim hata yapmamalıdır.

Sonuç da insan hayatı.

Doktor hata yaparsa, başta vicdanı ile mahkum olur.  Ardından aynı suçtan ceza yasaları başlar. Malpraktis yasası, medeni hukuk, idari hukuk ve tabipler birliği tüzük/yönetmelikleri de size vurmaya devam eder.

Maddi ve manevi cezalar.

Yargılandığınız maddeler oldukça ağırdır.

Yapayalnız gidilen mahkemeler...

Düşünün daha çiçeği burnunda, mesleğinin başında, idealist bir hekim adliye koridorlarında ve sizi bu çalışma koşullarına mahkum edenler ortada yok.

Bununla da kalmaz süre, hakkınızda kamu da suç duyurusunda bulunur.

Elbette hata olmasın, ama kimse hekim olarak doğmaz.

Hekimlik sonradan öğrenilen bir meslektir. Bunun tabiatında hata da vardır. Bunun en aza indirilebilmesi temel amaç olmalıdır.

Hata yapıldığında ceza kurumları da görevlerini yapmalıdır elbet. Ama vurun abalıya mantığı olmamalıdır.

İşte bu koşullarda stres ve yorgunluk içinde geçen günler, maddi karşılığını bulsa keşke.

Bakın 1993 yılında göreve başladığımda 256 saat nöbet tutardım, devlet bana, "80 saat nöbet parası veririm" derdi.

Neden 80 saat?

Ben çalıştım, her şeyden mahrum kaldım, bayram, bir yığın özel gün hatta çocuğunuzun doğumu. Ortada yoksunuz. Ama bunun karşılığı yoktur işte.

Zaman içinde bir takım düzenlemeler oldu elbette, ancak hekimlerin nöbetlerde kazandığı ücretleri öğrenseniz şaşkınlık içinde kalacağınızdan eminim.

Maaş zaten kesinlikle emeğin karşılığı değil, hastanelerin döner sermayeleri de kazandıkları ile orantılı; var veya yok, az veya çok. Biz yaşadıklarımızı yazıyoruz.

Sağda solda duyduklarınıza inanmayın.

Bu yoğunlukta çalışırken çok ciddi geçim sıkıntısı ile bütün bu zorlukları göğüslemeye çalışan kahramanlardır asistanlar.

Bu dönemin de sonunda uzmanlık sınavına girip uzman olursunuz. Bir mecburi hizmet daha.

Aklınızda tutun, bu ikinci mecburi hizmet.

Yine gitmek zorundasınız.

Gitmezseniz diplomanız onaylanmaz.

Pratisyen hekim olarak kalırsınız.

Gitmek zorundasınız yani.

Koşullarda ne değişti.

Nöbet sayınız azaldı, bir miktar geliriniz arttı, ama yoğunluk devam ediyor, geçim derdi devam ediyor.

Yani aslında pek de değişen bir şey yok.

Teşbihte hata olmaz, bu doktorun gözünün üstünde kaş var gerekçesi kadar basit sebeplerle açılan soruşturmalar.

Daha önce sözünü ettiğim gibi birçok yasa ensenizde ama, yine sizi koruyan yok.

Vurun abalıya mantığı devam.

Uzmanlık döneminde de iki seçeneğiniz var; mecburi hizmet veya yan dal uzmanlık sınavı (YUS).

YUS aynı TUS sınavı gibi çok ama çok zor bir sınavdır.

Hem hekimlik yap, hem ders çalış. Bu arada en iyi koşullarda 28, belki 30-32 yaşlarındasınız.

Muhtemel evli, belki de çoluk çocuk; İş, aile ve sınav.

Yap yapabilirsen.

YUS sınavını geçersen hemen yan asistanlığına başlarsınız, kazanamazsanız yine mecburi hizmete gitmek zorundasınız.

Gitmezseniz yan dal uzmanlık diplomanız onaylanmaz.

Etti mi 3. mecburi hizmet.

Sınavları hemen kazanırsanız 3 mecburi hizmeti ardı ardına yapmak zorundasınız.

En iyi koşullarda 32 yaşında 3 mecburi hizmet görevine gidersiniz, artık 35-38 yaşlarında bu hizmet süreleri de dolar ve hayata atılma hakkı nihayet size verilir.

Neredeyse emeklilik gelecek, hala çalış, çabala, kendine bir düzen kurama.

Sonra her fırsatta vur, döv, söv.

Peki, yan dal uzmanlık bir hekime ne getirir.

İş yükünüz azalmaz, hatta artar, sorumluluklar daha da artar, geliriniz de bir miktar artar, ama genelde hiçbir şey değişmez.

Bu aşamadan sonra yine iki yol vardır önünüzde; akademisyen olmak veya yan dal uzman hekim olarak çalışmak.

Yan dal uzmanı olarak çalışmayı tercih ederseniz, diplomanızda mecburi hizmetlerinizden dolayı onaylanmışsa yine iki tercih hakkınız var; Kamu hastanesi veya özel hastane.

Özel hastanede gelir biraz daha yüksek, ancak baskı da yüksek, kamuda değişen bir şey yok.

Akademisyen olmak istiyorsanız, kamu, özel veya vakıf üniversitelerine başvurabilirsiniz.

Tabii direk okutman ve öğretim üyesi olarak kadroya alınabilirsiniz, yada dışarıdan doçentlik sınavını verip doçent olmaya hak kazanıp başvuru yapabilirsiniz.

Öyle yada böyle bir şekilde üniversitede akademik kadroya geçtiniz.

Geliriniz biraz daha arttı, ama iş yoğunluğunuz ve sorumluluğunuz bir kat daha arttı. Üstelik tıp öğrenci eğitimleri de sizin üzerinizde.

Zaten tıp fakültesinin amacı da bu; Eğitim. Bir yandan da, akademik basamakları atlamak için araştırma yapmak zorundasınız. Ama destek bulmak zor.

Bir yandan da hekimlik hizmetlerinize devam etmek zorundasınız.

Tam gün yasası gündeme geldikten sonra, bizlere çok hasta bak, para kazan denildi.

Ama çok para kazanmak zaten yok da, eğitim nasıl olacak?

Ya ailenize bakmak için gece gündüz hasta bakmak zorundasınız, ya da iyi hekimler yetiştirmek için çaba sarf edip, hasta işlerinizi askıya alacaksınız.

İlginçtir ki, eğitimden elde edeceğiniz gelir, hasta bakımından elde edeceğiniz gelirin çok ama çok altında kalmaktadır.

Siz hangisini tercih edersiniz?

Elbette her ikisi de olmalı diyeceksiniz.

Doğru, bence de öyle.

Ama bu kadar iş yükünün altından kim kalkabilir.

Üstelik bir önceki yazımdan takip edebileceğiniz gibi, ücretler komik, emeğin karşılığı da değil.

Çalış, çalış, çalış…Bakın aradan seneler geçmiş, hala geçim derdi, çalışma barışındaki büyük adaletsizlikler, tükenmişlik, yorgunluk, umutsuzluk ve hayal kırıklıkları.

Ülkemiz sağlıkta dönüşümde muazzam adımlar atmıştır.

Her adımını bire bir görmüş ve yaşamış bir hekimim.

Ama unutulan çok önemli bir şey var; insan faktörü.

Hiçbir sistem, ne kadar mükemmel olduğu iddia edilirse edilsin, insan faktörü göz ardı edilerek oluşturulan her sistem, başarısız olacaktır.

Pandemi döneminde hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının, yukarda sizlere anlattığım zorlu geçen eğitim süreçleri ve kriz çözme yetenekleri başarılı sonuçlar elde edilmesinin en büyük sebebidir. Elbette diğer faktörlerle birlikte.

O yüzden, sizler şiddet yasasından korkarak değil, hayat öyküleri yukarıda yazdığım gibi olan hekimlere saygı duyun. Saygı duyulması için mücadele edin.

Bizler insan üstü bir azimle işimizi yapmaya çalışıyoruz.

Elbette bizim aramızda da çürük elmalar olabilir, her meslek grubunda olduğu gibi.

Onları sistemden, siz ve bizler el ele vererek temizleyebiliriz.

Ancak hataların kişilere mahsus olduğunu ve tüm meslek grubunu bağlamayacağını lütfen unutmayın.

Bizler hekim olarak doğmadık. Hata yaparsak, başta vicdanımızda mahkum oluruz, sonra hukuk gerekeni yapar zaten.

Sizler kendi adaletinizi kendiniz kurgulamayın.

Bizler onurlu bir iş yapıyoruz. Onurlu bir şekilde de emekli olmak istiyoruz.

Hekim olmak zor, iyi hekim olmak çok daha zor.

Elimizdeki değerleri koruyalım, küstürmeyelim.

Umarım Pandemi dönemi, bu anlamda herkese ışık tutmuştur.

Mutlu bir hafta diliyorum, sevgiler….

Prof. Dr Bülent Karabulut

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bülent Karabulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

02

Ümran Mengi - Asistanlik, yandal, tus, yus, aşamalarından geçmiş yeğenimi yakinen takip ettiğim için, hasta yakını olarak 6 yıl hastanelerde yatılı veya ayaktan tedavilerde ... Sistemi gözlemleyebildiğim için... Herşey o kadar net sıralanmış ki ... Sırf bu aşamaları başarı ile atlatabilen hekimlerimize devlet-millet olarak son derece saygı duyup haklarını teslim etmeliyiz .... Balkondan alşıklamakla bu gemi yürümez... Minnettarız

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Haziran 12:35
01

Muharrem. Nurten Kart - Hocam bacanağımda doktor iyi kötü ondan biliyordum aslında hiç bir şey bilmiyormuşum. Allah kolaylık versin sizlere. Bu kadar hengameden sonra hala yüzünüz gülüyor ya sizi çok seviyor duk amma şimdi daha çok sevececehiz. Saygılarımla.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Haziran 08:57


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?