Yürü ya kulum. Nereye kadar?

Zenginlik, şatafat, güç…

Bugün, Türkiye’ye 1980’li yıllardan bu yana yerleştirilmiş  bir “algıdan” ve onun medya ve siyasetteki temsilcilerinden söz edeceğim.

Biraz geçmişe dönelim…

İlkokulda geçirdiğim 1970’li yıllar… Siyah beyaz tek bir kanal.

Can Akbel’in Güne Bakış’ından sonra saat 24.00’te İstiklal Marşı eşliğinde ertesi sabaha kadar kapanan yayın.

Bu dönemi, şu an 20’li, 30’lu hatta 40’lı yaşlardakilere anlatınca şaka gibi gelse de gerçek böyleydi…

Derken 12 Eylül askeri darbesi oldu.

Otoritenin amacı ve sorduğu soru şuydu: “Düşünmeyen, sorgulamayan, darbe koşullarına itiraz etmeyecek, ardından gelecek anayasaya yüzde 98’le “evet” diyebilecek bir toplum nasıl yaratılır?”

Darbe sonrası bilinçli oluşturulan “apolitik” toplumun bazı kilometre taşlarını hatırlayalım:

1982 yılında TAN gazetesi yayın hayatına başladı. Gençlerin büyük kısmı, içinde bulunulan politik ortamı sorgulamak yerine çıplak kadın fotoğraflarına baktırılarak “uyutuldu. ”

Bir başka adım, “arabesk furyası” idi. Acılı, efkarlı şarkılarla, insanların gözünde bunun bir “kader olduğu” algısı yaratıldı.

Bu dönemin en önemli aktörü, darbe sonrası iktidara gelen Turgut Özal’dı. Öyle ki; Star, Teleon gibi birbiri ardına çıkan renkli kanallarla şatafatlı bir medya kuruldu. Özal’ın oğlu Ahmet Özal da Kanal 6’nın patronluğu ile hemen bu dünyada yerini aldı.

Birbirinden zengin hatunlardan oluşan “papatyalar” yine Özal’ın eşi Semra Özal’ın etrafında toplandı. Devir “Lale devri”ydi.

Operasyon adım adım gerçekleşiyor, her dönem başka aktörler ortaya çıkmakta gecikmiyordu.

Oyuncular değişse de algıda değişmeyen tek şey vardı: Zenginlik, şatafat, güç…

Şimdiki genç ve orta yaş kuşağı, bilinçli olarak yaratılan bu algılarla büyüdü.

Günümüzde ise bu algıyı “parlatan” en büyük temsilci, hepinizin bildiği gibi Acun Ilıcalı…

Birlikte olduğu kadınları harcadığı sınırsız paralarla “köpürtmesi”, çeşitli magazin programlarıyla zenginlik ve şatafat; Survivor ‘la da “güç” algısını empoze etmesi artık alıştığımız görüntüler…

Bu “ideolojik” bir  taarruz planlıydı ve hedefi elbette zihinlerin sömürgeleştirilmesiydi. Ilıcalı belki de son 20 yılda bu taarruzun en büyük askeri oldu.

Son günlerde durumu iyice çığrından çıkaran 3 önemli haber medyada yer aldı. Bunlardan biri Hollanda’nın Fortuna Sittard isimli takımını satın almayı planladığı iddiası. İkincisi bir siyasi parti kurmaya hazırlandığı…

1.7 MİLYONLUK KOL SAATİ

Üçüncüsü ise duyanlara şaşkınlıktan küçük dillerini yutturacak cinsten. Öğrendiğimize göre Acun Bey’in koluna taktığı “Richard Mille” marka saati, tam 1 milyon 713 bin lira değerinde imiş.

Bugüne kadar Acun Ilıcalı’nın kendi cebinden, muhtaç insanlara ya da kuruluşlara herhangi bir yardım yaptığını ben duymadım.

Elazığ depremi için 70 milyona yakın yardım topladığını, ama bunu da kendi televizyon kanalını kullanarak ve kendi cebinden kuruş harcamayarak yaptığını biliyorum.

1 milyon 713 bin liralık saati koluna takan tek isim Acun Ilıcalı değil elbette. Örneğin ünlü tenisçiler Roger Federer ve Rafael Nadal da kazandıkları paralarla böyle aksesuarları takabilirler ve buna kimse bir şey diyemez.

Ancak her ikisinin de kurdukları vakıflar aracılığıyla Afrikalı çocukları okuttuğunu biliyoruz. Bu çocuklara milyonlarca dolar yardım yaptıklarını da… 

Acun Ilıcalı hem bu iki ünlü tenisçi kadar dünya çapında tanınan biri değil,  hem de elindeki servetin bir kısmını kadınlar dışında kimseyle paylaşmadığı gibi, görgüsüzlük ve kibirde sınır tanımıyor.

Yarattığı algılarla da toplumu adeta içten içe kemiriyor.

1950’lerde Menderes zamanında “küçük Amerika olacağız”sloganlarıyla başlayan Amerikan rüyası Özal’la pekişti, günümüzün iktidarıyla da zirve yaptı.

Ilıcalı önderliğinde, ülkemizin gençlerinde en sıradan, en eğitimsiz insanların bile hiç bir çaba harcamadan, “doğru ve faydalı” ilişkilerle servet, şöhret ve güç sahibi olabileceği umudu oluşturuldu. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ihtiyaç duyduğu gençlik tam da buydu.

12 Eylül’ün o dönem desteklediği bu “algı devranı” bugün de mevcut yönetim tarafından desteklenmeye devam ediliyor.

Devran bir gün tersine dönerse, o zaman Ilıcalı’nın durumu, uzun süre tavan yapıp sonra birden yere çakılan ve bir daha da yıllarca düştüğü yerden kalkamayan bir borsa hissesine benzeyecek.

Şimdi gözlerini faltaşı gibi açıp, ekranda Survivor izleyen ve güce ve zenginliğe tapan nesil, devran tersine döndüğünde bakalım onu hatırlayacak mı?

Yürü ya kulum nereye kadar?

 

Baydu Can

8 Haziran 2020

baydu1963@hotmail.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Baydu Can - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?