Dünya bugüne kadar hangi pandemileri yaşadı

Dünya Sağlık Örgütü tarafından Pandemi ilan edilen Covid-19 salgını tüm dünyayı büyük paniğe sürüklerken, bu gibi durumların ne ilk olduğu ne de son olacağı belirtiliyor.

Haber Hürriyeti Gazetesi yayına başladığı ilk günden beri “Herşeye Rağmen Etik” diyen ve bunu bıkmadan usanmadan her yerde vurgulayan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çağatay Üstün, tarihe not düşen bir yazı serisi hazırladı. 3 gün devam edeceğimiz bu dizi yazıda tarihte bugüne kadar görülen salgınları ve nedenlerini araştırıp yazdı. 

DÜN YAYINLADIĞIMIZ BİRİNCİ BÖLÜMÜN LİNKİ

https://www. haberhurriyeti.com/makale/4316889/cagatay-ustun/pandemiler-tarihi-ve-covid-19-pandemisinin-farkli-sonuclari

İKİNCİ YAZI BUGÜN

Bazı pandemiler hakkında bilgiler

Veba

Tıp tarihinde 1347 vebası olarak da bilinen hastalık, tâûn, black death/kara ölüm, bubonik veba (hıyarcıklı veba) gibi ifadelerle tanımlanmıştır. Veba, eski çağlardan beri bilinen bir hastalıktı. Eski Yunan döneminde görülen, yaklaşık 100.000 kişinin öldüğü M.Ö. 5.yüzyıl Atina vebası buna örnek olarak verilebilir. Hastalığın tedavisi veya yapılması gerekenler hakkında dönemin usta hekimlerinin, özellikle Hippokrates’in bir şey söylememesi, sadece vebanın girdiği yerlerin yakılarak terk edilmesini önermesi, hastalığı gizemli bir hale getirmiştir. Hippokrates gibi İbn-i Sînâ da veba hakkında bir tedavi yöntemi önermemiş, ancak hastalığa ilişkin bazı bilgilere Kanun isimli eserinde yer vermiştir: “Yaz sonu veya sonbaharın başlangıcında yıldız kaymaları çok olur. Sabah rüzgarlar güneyden eser, hava sıkıntılıdır, yeryüzünde sis vardır. Yağmur yağacağı hisedilirse de yağmaz, hava değişerek kuru bir hal alır. Böyle havalardan sonra kış fena olur. Yaz vebası ise daha kötü olur. Veba olacağı yıllar kurbağalar çoğalır, böcekler artar, fare gibi toprak içerisinde yaşayan hayvanlar toprağın yüzüne çıkarak sersem sersem dolaşırlar.” Veba, kara ve deniz ticaret yolları boyunca kısa sürede yayılmış, kitle ölümlerinin olması sebebiyle toplumlarda büyük korkuya neden olmuştur. Veba pandemisi Avrupa’da edebiyattan sosyal yaşama kadar pek çok şeyi etkilemiştir.10 11 12

Bu dönemdeki durumu en iyi tanımlayan, günlük yaşamı anlatan ve halk ağzıyla yazılmış, toplam 100 öyküden oluşan Giovanni Boccaccio’nun (1313-1375) Decameron isimli eseridir. Eser, bu salgına tanık olmuş yazarın gözlemlerini içerdiğinden, hastalığın boyutlarının anlaşılması için kaynak niteliğinde sayılabilir.13

Dönemin tarihçilerinin aktardığına göre, vebadan ölenlerin sayısı o kadar çoktu ki, ölülerin gömülmesine yer olmadığı için cesetler açıkta istiflenmiş veya denize atılmıştı. Şehirlerdeki ağır ölü kokusu dayanılır gibi değildi.

1347 vebası Hindistan ve Güneybatı Rusya’dan batıya doğru hızla yayıldı. Kırım’ın güneydoğusundaki Caffa şehri Tatarlarca kuşatılmasına rağmen, hastalığa yakalanan Tatar ordusunun toplu halde ölmesi sayesinde kurtulmuşlardı. Ancak asıl felakete neden olan, geri çekilen Tatarların vebadan ölen askerlerin cesetlerini sapanlarla şehre atmalarıydı. Bulaşıcılık ve bulaştırma kavramlarının o dönemlerde anlaşılmış olduğunu gösteren bu yaklaşıma rağmen, salgından korunma yolları bilinmiyordu. Gröndland’a kadar bütün Avrupa’yı saran veba sebebiyle bir yıl içerisinde Avrupa nüfusunun dörtte biri kaybedildi. Hastaların %70’i 5 gün içinde ölüyordu. O dönemde hastalığın Tanrı’nın bir laneti olduğunun kabulünün yanında, astroloji ile ilişkilendirilmesine de çalışıldı. 20 Mart 1345’de Jüpiter, Satürn ve Mars’ın uyumsuz dizilişinin bu salgına neden olduğu ileri sürüldü. Veba’nın bu hızlı ilerleyişi acizlik, yalnızlık ve korkuyu beraberinde getirdi. Hastalığa çare bulmaya çalışan hekimler mümkün olduğunca kendilerini çürüyen cesetlerin ve boşalan hıyarcıkların kötü kokusundan koruyan, içinde sirke ve hoş kokuların bulunduğu uzun gagalı maskelerden, uzun pelerinli elbiselerden, hastalara dokunmadan bakmak için bir değnekten yararlandılar.14

Hastalığın kara ölüm şeklinde nitelendirilmesinin sebebi, hastalarda solunum yetmezliği, dissemine intravasküler koagülasyon (DIC) sonucunda hastanın vücudunda belli bölgelerde deri renginin koyu mor, siyah bir hal alması ve ölümün bu genel görüntüyle gerçekleşmiş olmasındandır

1347 vebasının başlamasıyla hastalığın önlenmesine ve etkisinin azaltılmasına yönelik bazı yeni fikirler ortaya çıktı. Bunlardan birisi karantinadır.

Karantina terimi, 14. yüzyıl vebası sırasında Adriyatik’te Venedik’in karşısında bulunan Ragusa’da limanlara yanaşacak gemilerin bulaşıcı hastalığı getirme endişesini önlemek için açıkta önceki yaklaşıma göre 30, sonra ki yaklaşıma göre ise 40 gün boyunca bekletilmesi prensibinden ortaya çıktı. Kelimenin kökeni İtalyanca 40 gün anlamına gelen “quaranta giorni” ‘ye dayanmaktadır.15

14. yüzyıl vebasının siyasi ve ekonomik çalkantılara eşlik eden farklı sonuçları olmuştur. Kitlesel ölümler sebebiyle kısa süre içinde yoğun nüfus kaybı yaşanmıştır. Kent nüfuslarındaki azalmalar köy ile kent arasındaki ekonomik ilişkileri durma noktasına getirmiştir. Ekonomik yetersizlikler sebebiyle aç ve çaresiz kalan köylülerin kentlere göç etmesiyle araziler bakımsız ve başıboş kalmış, göç etmeyip orada kalanlar bunların sahibi olmuştur. Bu büyük el değiştirmenin sonucunda bu bölgelerde refah seviyesini artıran gelişmeler yaşanmıştır.

14. yüzyıl vebası etkisini kaybettikten sonra bir süre görülmemiş, fakat belli ülkelerde belli zaman dilimlerinde yeniden ataklar göstererek salgın olma karakterini yinelemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda da görülen veba salgınlarından önemli bir tanesi 1778’de görülendir. Kaynaklara göre 1773-1778 yılları arasında görülmeyen veba nihayetinde Ocak 1778’de Galata’da ve İstanbul’da aynı anda ortaya çıkar. 1784-1787 yılları arasında veba tüm imparatorluğa yayılmış vaziyettedir. 1778’de vebaya yakalanan İstanbul halkının üçte biri ölürken, 1781’de 80.000 nüfuslu Selanik halkından her gün 300 ölüm, 1783’de Saraybosna’da 16.000 ölüm,1784’de İzmir’de günde 300-400 ölüm, 1785’de Akka nüfusunun yarısı kaybedilmiş, 1787’de Halep’te günde 1400 ölüm görülmüştür. Osmanlı imparatorluğunda görülen bu salgının kökeni hakkında bilgi yoktur. Ancak yaşanmış ölüm olgularının yüksekliği önemlidir.16

Cüzzam (Lepra)

Arapça’da “elin kesilmesi, parmakların düşmesi” anlamına gelen cezem kökünden türetilen cüzâm kelimesi, özellikle bulaşıcı lepra (lepromatous leprosy) olgularında ortaya çıkan ciddi şekil bozukluklarını ifade eder ve Türkçe’de daha çok cüzzam şeklinde söylenir.17

Kara ölüm-veba’nın ardından ortaya çıkan cüzzam (lepra), batı toplumlarında büyük korku ve paniğe neden olmuş bir hastalıktı. Aslında cüzzamın yeryüzündeki varlığı daha eskilere gitmekteydi. Cüzzam'ın MÖ 300’de Büyük İskender’in askeri birlikleri tarafından Hindistan'dan Avrupa'ya geldiği ileri sürülmektedir. Ortaçağ’da Avrupa ve Orta Doğu'da görülme sıklığı yüksekti. Sosyoekonomik gelişme nedeniyle olgu sayısı 1870 yılı ve civarında önemli ölçüde azalmıştır.18 

Eski Mısır, Çin ve Hindistan uygarlıklarında bilinen cüzzam, kıta Avrupa’sında Ortaçağ süresince düşük seviyede görülürken, Haçlı Seferlerinden dönen askerlerin gelmesiyle olgu sayısı artmaya başladı. O zamana kadar bulaşıcı olmayan veya çok az bulaşıcı olan birçok cilt hastalığı da cüzzam olarak nitelendirilmekteydi. Ancak cüzzamlı olan kişilerin varlığı toplumları her zaman tedirgin etti. Bu hastalığa maruz kalanların Tanrı’nın gazabına uğradığı ya da lanetlendiği, ahlâken düşük seviyede kişiler olduğuna inanılırdı. Aslında cüzzam bir yoksul hastalığı gibi algılansa da zenginler arasında da görüldüğü olurdu. Babil döneminde olduğu gibi hastaların farklı ve belirleyici giysiler giymesinin yanı sıra toplumun bir arada olduğu yerlerde, dua ayinlerinde bile ayrılmaları ve izole edilmeleri zorunluydu.

Enfekte olanlar fiziksel ve törensel olarak kirli olarak kabul edildiğinden, bu hastalık korkunç ve kirletici olarak kabul edildi. İbranice İncil'de cüzzam genellikle Tanrı'nın günahkâr davranışlar için cezası olarak görülüyordu. Cüzamlıların ölü olarak yaşadıklarına inanılır ve ölümle eş değer anlamda ilişkilendirilirdi. Hıristiyanlıkta, ilahi hekim olarak da kabul edilen Hz. İsa’nın cüzzamlı hastayı iyileştirme mucizesi, hastalığın dini ve mistik bir anlam kazanmasına sebep oldu.19 20 21

Hasta sayısının çokluğu ve hastaların sosyal yaşamdan soyutlanması, dışlanma yüzünden işsiz ve aç kalması neticesinde 11 ile 14. yüzyıllar arasında İngiltere’de cüzamlıların bakımı için kasabaların ve şehirlerin kenarında ya da kırsal alanlarda, kavşakların ya da önemli seyahat yollarının yakınında 320 kadar cüzamlı veya 'lazar' evleri inşa edildi.22

Cüzzam’ın etkeni Mycobacterium leprae isimli bakteridir.

Sifiliz (Frengi)

Bu hastalık tanındığı zamandan beri, klinik önemi sürdürmeye devam etmektedir. Her hastalığı taklit eden, yıllarca gizli kalabilen, birey, aile, toplumsal ve sosyal yaşamı etkileyen ve cinsel yolla bulaşan sifiliz’in en tehlikeli yönü, anneden bebeğe geçebilen ve nesilleri etkileyen bir sağlık sorunu olmasıdır. Bu konjenital geçiş, salgının yaygın olduğu Avrupa’da birçok kişinin bundan etkilenmesini ve hastalığa yakalanmasını sağladı. Bu yüzden geçmiş döneme ait, özellikle portre tablolara konu olan kişilerin doğuştan bu hastalığı taşımaları sebebiyle yüz görünümlerinde hastalığa ilişkin lezyonların da resmedilmiş olması dikkat çekicidir. Sifiliz, özellikle 15. yüzyılın sonlarından itibaren etki göstermiş, 16. yüzyılda da varlığını devam ettirmiş, cinsiyet, milliyet tanımayan, çocuk, genç, ileri yaş ayrımı yapmayan bir hastalıktı.23

Sifiliz, Ortaçağın sona erdiği sırada, 1494 yılında Avrupa’nın yeni tanıştığı bir hastalıktır. Hastalığın Avrupa’da Fransa kralı VIII. Charles’ın ordusunun İtalya’ya girmesi (1494) ve Napoli’yi kuşatan askerler arasında görülmesiyle ortaya çıktığı belirtilir (1495). Bu nedenle hastalığa Fransız veya Napoli hastalığı denilmesi de söz konusudur. Kimi araştırmacılar hastalığın Christopher Columbus’un Amerika’ya seyahati ile Avrupa’ya geldiğini ileri sürerlerse de, bunun doğruluğu tartışmalıdır.24 25

Ancak bu hastalığın eski zamanlardan beri yeryüzünde varlığı söz konusudur. O dönemlere ait mezarlardan çıkan iskeletlerdeki lezyon kalıntıları ve izleri bunu ispatlar niteliktedir. Geçmiş yüzyıllarda Sifiliz’e benzer hastalıkların tarifi yapılmıştı. Buna örnek olarak, Hippokrates’in kasıklarda şişlik ve ağızda aft ve yara oluşturan bir hastalıktan bahsetmesi, Celsus’un cinsel organda sert ve yumuşak olmak üzere iki tip ülserin bulunduğu bir hastalığı açıklaması verilebilir. Hastalığın sifiliz ismiyle bilinmesi, şair ve hekim Girolamo Fracastoro (Fracastorius) (1478-1553) sayesindedir. Frocastoro, Syphilis sive morbus gallicus isimli manzum eserinde (1530) efsanevi çoban Syphilus’un Yunan Tanrısı Apollon’u kızdırdığını, öç almak isteyen Tanrının da, kol ve bacaklarından etlerinin düşmesine neden olan, kemiklerinin gözükmesini sağlayan, dişlerini çürüten, nefesinin kokutan, sesini bozan, syphilis adında bir laneti ona musallat ettiğini anlatır. Hastalığın ismi buradan gelmektedir. Sifiliz, bizde frengi veya efrenç, yani Avrupalı hastalığı olarak bilinmektedir. Bu terimle sifiliz’in bize batıdan geldiği ifade edilmek istenmiştir. Ülkemizde sifilize ilişkin bilgiler bazı hekimlerin yazdığı kitaplarla mümkün olmuştur. Hekimbaşı Hayâtîzâde Mustafa Feyzî Efendi’nin (ölm.1692) Hamse-i Hayâtîzâde isimli 5 kitaptan oluşan eserinde yer alan frengi risalesi bunlardan birisidir. Diğeri ise, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin (1774-1834) Josephi Jacobi Plenck’in (1738-1807) yazdığı Doctrina de Morbus Veneris isimli Latince eserin tercümesidir.26 27

Sifiliz’in etkeni Treponema pallidum isminde bir spiroket bakterisidir.

Kolera

Kolera , tedavi edilmediği takdirde mortalitesi yüksek akut bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalık yüzyıllardır var olmasına rağmen, 19. yüzyılda Hindistan'da ölümcül bir salgının meydana gelmesiyle ön plana çıktı. İlk salgın, 1817'de Hindistan'ın Kalküta yakınlarındaki Jessore kentinde Ganj Deltası'nda kontamine olmuş pirinçten ortaya çıktı. Hastalık, ticaret yolları üzerinden Hindistan, günümüzde Myanmar ve Sri Lanka olarak bilinen yerlere yayıldı.

1820'da Tayland’a, Endonezya’ya, ve Filipinler'e ve Çin’e, 1822'de Japonya'ya ulaştı.

1821'de Hindistan'dan Umman'a seyahat eden İngiliz birlikleri, koleranın Basra Körfezi'ne ulaşmasına sebep oldu.

Nihayetinde Avrupa topraklarına doğru ilerleyerek Türkiye, Suriye ve Güney Rusya'ya kadar yayılım gösterdi.

Kolera pandemisi başladıktan 6 yıl kadar sonra, muhtemelen 1823-1824 yıllarında şiddetli geçen bir kış mevsiminin su kaynaklarında yaşayan bakterileri öldürmüş olmasından dolayı hastalık sönümlendi. İkinci kolera salgını ise 1829 yılı civarında başladı. Bu pandemi Avrupa ve Amerika’yı etkiledi. Bir süre sonra bu pandeminin de ortadan kalkmasının ardından, 4 kez daha pandemi atağı gerçekleşti. Son 6. kolera pandemisi ise 1899-1923 yılları arasında görüldü. Bazı araştırmacılar, 1961-1970 yılları arasında Endonezya'da başlayan ve Hindistan, Rusya ve Kuzey Afrika'ya kadar genişleyen kolera salgınını 7. pandemi olarak kabul etmektedir.

Kolera’nın etkeni Vibrio cholerae isminde bir bakteridir.

20. yüzyılda gerçekleşen ve milyonlarca kişinin ölümüne sebep olan 3 büyük pandemi İspanyol gribi, Asya gribi ve Hong Kong gribi olarak bilinir.

Son olarak Aralık 2019’da Çin’in Hubei eyaleti Wuhan kentinde görülen COVID-19 pandemisi, yayılış hızı ve bulaşıcılık etkisinin yüksek oluşu, enfekte olgu sayıları ve ölüm oranı yüksekliği sebebiyle 21. yüzyılın son ve en etkin sağlık sorunu olarak salgın hastalıklar tarihindeki yerini almıştır.

YARIN: COVID-19 Pandemisinin Sosyal, Etik ve Ahlâki Sonuçları

www.haberhurriyeti.com / Prof. Dr. Çağatay Üstün

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Çağatay Üstün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

01

Göker Peksoy - Hocam bu bölün de muhteşem olmuş emeğinize sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Mayıs 18:54


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?