EGO

Yusuf Atılgan’ (1921-1989)…

Edebiyatımızın değerli-özgün kaleminin Manisa Hacırahman’daki evinin müze yapılması için çabalanıyor… Edebi şaheser olan ‘Aylak Adam’ ve ‘Anayurt Oteli’ romanlarını bu tek katlı evde yazdı. (Lise İngilizce öğretmeni ‘Behice Boran’dan etkilenip solcu oldu! Öğretmenlik yaparken, TKP örgütlenmesi ‘İlerici Gençlik Birliği’ üyesi olduğu için tutuklandı. Serbest kalınca –öğretmenliği elinden alındığı için- Manisa’ya dönüp tarımla uğraşıp öyküler- romanlar yazdı.)

Eserlerinde; ikiyüzlülüğe, sahte ahlaka, statü düşkünlüğüne, toplumsal etiketlemeye yönelik öfkesini dile getirdi. Biçimsel erdeme meydan okuyan romanın kahramanı ‘Aylak Adam’ bu sebeple sürekli sıkıntı yaşamamış mıdır?

Yusuf Atılgan’ bu romanı, sıradan olmayı reddeden C.’nin intihar etmesiyle bitirecekti; “fazla dramatik olur” diye vazgeçti. Ama şöyle sonlandırdı: “… Sustu. Konuşmaz lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı…” –‘Nietzsche’den, ‘Dostoyevski’ye çoğu yazar gibi- yazdıklarının da anlaşılmayacağını düşünmüştü ‘Atılgan’!

Ve geldik, asıl konumuza:

En üst paragrafta ‘Ego’ ya da kendini hastalık derecesinde beğenmeden söz ettim. Evet, hastalık derecesinde diyorum. Çünkü ‘morfogen’le bir ilgisi yoktur bunun. Sonradan kazanılmış bir tür ‘psikopati’ davranışlardır…

Çok eski yıllarda buna benzer davranışlar olurdu. Ancak onlar insanın ‘kibir’ denen bir duygunun belleğinde var olmasıydı. Bu da elbette çok hata yaptırırdı kişiye… Şimdilerde de bundan daha ileride denilen bir duygu ‘ego’ belleğimizde… Yaşamı boyunca kırıntılarla geçinmiş, yaşamında ufak sayılabilecek başarılarla kendi kendini taçlandırmış, mütevazılıkten uzak, insani duyguları adeta pörsümüş, birilerinin başarılarını hep küçük görmüş, kendini beğenen, tabir-i caizse hep yükseklerde uçan veya birileri tarafından uçurulan… Çevremizde yok mu öyle insanlar… Hepinizin de ‘öyle çok ki’ dediğinizi hissediyorum!

Bu iki tür siyasallaşma da edebiyatın açılmasına değil, kapanmasına, korunma güdülerinin son kertede güçlenmesine neden oluyor. Edebiyatımız, tam şu sıralarda yeni bir korunma dönemine girmektedir ki, öykücülüğümüzün son on beş yıl boyunca kaydettiği olağandışı yükselişin geçen yıllardan bu yana yaşamaya başladığı yükseklik korkusu bu korunma döneminin en önemli ipucudur…

www.haberhürriyeti.com / Mustafa Gökçek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?