MUSUL PETROLLERİ MESELESİ

Türkiye’de yıllardır süre gelen bir efsane vardır..

Türkiye’nin Musul petrollerinden alacağı var!

Her efsanede olduğu gibi bu efsanenin de değişik versiyonları bulunuyor…

İlk versiyona göre; Türkiye, kazancı bölüşmek üzere kullanım hakkını Irak’a devretti.

İkinci versiyon ise; Türkiye, 1950’li yıllarda Irak’tan yüklüce bir miktar para alarak tüm haklarını devretti.

Üçüncü versiyon ise; Türkiye’nin oradan belli bir yüzde içinde para alması gerekiyor, ama bu yıllardır ödenmiyor…

Acaba hangisi doğru, yoksa bizim bilemediğimiz bir başka efsane daha mı var?

 

Olayı tarihsel perspektiften bakmakta yarar var..

Kimi tarih yazıcılarının anlattığına göre olay şöyle;

Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere ve Türkiye’nin Lozan Antlaşması ve Haliç Konferansında çözemediği Musul sorunu Milletler Cemiyet’ine taşındı. Türkiye’nin üyesi dahi olmadığı örgüt, 1925’te Musul’u İngiltere mandası altındaki Irak’a bırakma kararı aldı.  

1926’da ise Ankara Antlaşması ile Türkiye ve Irak arasındaki bugünkü sınırlar çizilerek bölge Irak’a bırakıldı.

Antlaşmanın 14. maddesine göre Irak, 25 yıl süreyle, bölgedeki petrol yataklarını işleten Turkish Petroleum şirketinden alacağı tüm gelirin yüzde 10’unu Türkiye’ye verecekti. Ödeme, antlaşmanın yürürlüğe girdiği 1926’dan itibaren yapılacaktı. Türkiye isterse, 500 bin sterlin karşılığında haklarından vazgeçebilecekti.

Antlaşmanın üzerinden geçen uzun yıllara rağmen Türkiye’nin Irak’tan petrol alacakları olup olmadığı hala tartışılmaya devam ediyor.

Türkiye’nin 500 bin sterlin alarak haklarından vazgeçtiği de iddialar arasında yer alıyor.  

Öte yandan, 25 yıl sürmesi planlanan ödemenin Irak ile yapılan yazışmalar sonrası 1931’de başladığı da belirtiliyor.

Türkiye’nin haklarından vazgeçtiği iddiasının aksine, Irak’ın yüzde 10’luk petrol ödemesi 1931’den 1950’ye kadar belirli kesintilerle devam etti. Bu rakamın yaklaşık 3,5 milyon sterlin karşılığında olduğu ifade ediliyor.  

Buna rağmen, 1987’ye kadar Türkiye’nin bütçesinde Irak’tan petrol alınacağı yönünde ibare de yer aldı. 

Ödemelerin 1931’de başladığı dikkate alınırsa, Irak’ın, 1951 ile 1956 arası petrol aidat hissesi ödemesi yapmadığı da öne çıkıyor.  

Öte yandan, azınlıklara ait petrol yataklarının mülkiyet sorunu da çözülmeyi bekliyor.

Bölgedeki petrol yataklarının Sultan 2. Abdülhamid’e ait olduğunu belirten varislerin ise uzun yılardır hukuk mücadelesi söz konusu. 

Anadolu Ajansı’nda yer alan bir haberde  konunun uzmanlarına göre, Irak’ın ödemeleri tamamlamadığına dair güçlü emareler var.

 Ödenmemiş yıllara ait petrol alacakları sorunu ise açıklığa kavuşturulmayı bekliyor.

Anlaşılan Musul Petrolleri ile ilgili tartışma daha uzun süre devam edecek..

İsterseniz konuyu biraz deşelim…

Bölgedeki petrol yataklarının Sultan 2. Abdülhamid’e ait olduğunu belirten varislerin ise uzun yılardır hukuk mücadelesi iddiasına gelince durum daha bir çatallaşıyor.

II. Abdülhamit'in 5. kuşak torunu Nilhan Osmanoğlu'nun ardından, Abdülhamit'in 4. kuşak torunu Orhan Osmanoğlu da "Musul ve Kerkük'ün tapusunun Sultan II. Abdülhamit'te olduğunu" savunuyor.

Osmanoğlu, Konya'da yapılan "Abdülhamid Han'ın İzinde Atiyye-i Seniyye" panelde  yaptığı konuşmada bu iddiasını yineliyor.

Osmanoğlu o konuşmasında diyor ki;

"Filistin'den toprak alma 1880'lerde başladı. Sultan, Gazze'ye çok önem verdi. Bunu sadece Filistin'de değil o coğrafyadaki birçok yerde yaptı.

Halep'in kuzeyi ve El-Bab Sultan Abdülhamid'in tapulu malıdır. Bizim elimizde bazı belgeler var o kadar hassas yerleri satın almış ki Sultan, Kudüs'ün etrafının neredeyse tamamını almış. Bu hassasiyet çok önemli. Tabii burada Hicaz hattı da önemli. Yahudiler, Sultan Abdülhamid'in aldığı toprakları alamayacaklarını anladı.

Yavaş yavaş toprak almalara başlamışlardı ama Sultan Abdülhamid tahta gelince bunu tamamen yasakladı. Sultan, bu toprakların önemini yani yüz sene sonrasını görmüş. Musul ve Kerkük'ü Lozan da kaybettik ama tapuları hala Sultan Abdülhamid'in üzerinedir."

Peki bu işin aslı neydi:

Tarihte bir başka efsanede Theodor Herzl’in Osmanlı ile olan bağlantısı  ve siyasi siyonzimin kuruluşu ile ilgili.

İddialara göre; Theodor Herzl padişah 2. Abdulhamid’e aracılar koyarak ulaşır. Kendilerine ülke arayan Yahudiler için Golan tepelerinden Adana’ya kadar olan bölgeyi satın almak istediğini söyle. Herzl, bu alış veriş karşılığı Osmanlıya 20 milyon altın ödeneceğini söyler. Bu bedeli de o dönemlerde İngiliz Banknot matbaasının sahibi Callahan’ı kefil gösterir. (Tevfik  Çavdar- Türkiye’nin yarı sömürgeleştirilmesi)

Yine efsanedeki iddiaya göre; Abdulhamit “Osmanlının satılık toprağı yok” diye tepki gösterir ancak yine Fırat ile Dicle arasındaki aşağı Mezopotamya’ya yerleşebileceklerini söyler.

Herzl ve Callahan bu öneriye; “Kayıp kavmimiz orada kayboldu, Orası sürgün yeridir” diye kabul etmez..

Bir başka iddiada bu paranın “Golan tepelerinde geçici iskan izini”  ile alındığı yönündedir. Ancak Sultan Abdülhamit bu arada bir genelge ile “Yahudiler toprak satışını yasaklar. Ama Filistinli Araplar topraklarını Yahudi yerleşimcilere yüksek bedellerle satmaya başlamışlardır. Sultan Abdülhamit  bunu  görünce, ekonomik değeri yüksek  bir çok yerin –ki bunların için Musul ve Kerkük’te vardır- tapusunu üzerine çıkarır. Hatta bir adım ötesi Anadolu’nun bir çok yerindeki içlerinde köylerinde bulunduğu büyük arazileri bölgenin güvenilir insanlarına tapular.

Bu yöntemle, Bağdat’ta da birçok kritik noktayı şahsileştiren Abdülhamid, Hile bölgesinde 104.807 hektar, Kerbela’da 131.917, Kazımiye ve Samarra’da ise 489.557 hektarı üzerine almış. Bu tarz kritik hamleleriyle bölgedeki olası işgaller sonrasında elini kuvvetlendirmek isteyenAbdülhamit, böylece toplamda 1.827.849 hektarlık bir alanda iddia sahibi olmamızın önünü açmış.

Bu noktada ki bir diğer tarihi anlatım ise şöyle;

İsrail Devleti’nin kuruluşunda Theodor Herzl’in liderliğinde Politik Siyonizm’in başlaması ve Filistin’de Yahudi Devleti kurma fikri etrafında başta Avrupa’dan olmak üzere Filistin’e Yahudi göçleri başlamıştır. I. Dünya Savaşı ile birlikte de İngiltere’nin Yahudileri desteklemesiyle birlikte Filistin’de bir Yahudi  Devleti kurulacağı dünya kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Avrupa’da Anti-Semitizm’in artması üzerine homojen devlet ve milli kimlik olgularını Siyonizm etrafında birleştiren Theodor Herzl, Basel’de Dünya Siyonist Kongrelerine başkanlık yaparak bu hareketin lideri olmuştur. Sultan II.Abdülhamit döneminde Filistin’den toprak talebinde bulunmuş olup istediğini alamamış olup istediklerini alamamışlardır. İngiltere’nin Arapları 1.Dünya Savaşında Osmanlı Devletine karşı isyana teşvik ettikten sonra bölgede hem Arap Konfederasyonu hem de Yahudi Devletini desteklediği bilinse de Balfour Deklarasyonu

ile birlikte Yahudi Devleti’nin kuruluşu hızlanmıştır.

İtilaf Devletleri’nin Filistin’de Yahudi Devleti kurulmasını onaylaması bölgede yaşayan Arapların isyanına sebep olmuştur.1920’li yıllarla birlikte başlayan Arap- Yahudi mücadelesi 1948’de İsrail Devleti’nin bağımsızlığına kadar devam etmiş, bu tarih itibariyle de Arap-İsrail Savaşları başlamıştır.

 

İşte Irak petrolleri üzerinde Türkiye’nin hakkı konusu bu efsanelere dayanıyor..

Ama bu efsane  bir çok uluslararası anlaşmaya konu olmuş, ancak hiçbir zaman devlet tarafından resmi bir açıklığa kavuşturulmamıştır…

Özal’ın ABD başkanı Bush’un bir palavra ile Irak’a saldırmasına ortak olmak istemesi de bu efsaneye bağlıdır.

Özal’ı “Bir koyup 5 alacağız” ifadesi işte bu efsanenin ilk siyasi anlatımıdır…

Belli olmaz belki gelecek tarihin birinde bir yöneticimiz, Abdulhamit’in tapulu mallarını kurtarmaya gidebilir…

Olur mu dersiniz…

Olur mu olur.. Burası Türkiye..

www.haberhurriyeti / Asım DOĞAN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Asım Doğan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?