Mumcu’dan anılar…

Katledilişinin üzerinden 27 yıl geçmiş.

Tam 27 yıl önce Maltepe Camii önünde beklerken görülmemiş yağmur altında sırılsıklam kalışımızı hatırlıyorum. Rahmetli dostum-arkadaşım Prof. Dr. Kurthan Fişek’le birlikte katıldığımız cenaze töreni sırasında iliklerimize kadar ıslanmıştık.

Yürüyüş sırasında bize katılan büyük kızım Yeşim’i, Cebeci Asri Mezarlığı güzergahında ilerlerken, mahşeri kalabalık nedeniyle kaybetmiştik.

Uzun yürüyüşten sonra kızım Yeşim, sırılsıklam eve döndüğünde bana çıkışmıştı;

“Beni neden yalnız bıraktınız o kalabalıkta?” demişti…

27 yıl ne kadar da çabuk geçmiş.

Uğur Mumcu’yu anmak ve yıllar öncesine gitmek isteyince, geride kalan acıların yanında, yaşanan ama unutulmayan güzel şeyler insanın gözleri önüne gelir ya…

İşte ben geçmişte yaşanan güzel şeyler ve o günlerde gülebildiklerimiz hakkında yazmak istedim.

Ben 1973’de Hürriyet’e başladığım günlerde tanıdım Mumcu’yu, Henüz gazeteci değildi.

İzine gelmişti. “Sakıncalı Piyade” adlı kitabını henüz yazmamıştı. O günlerde “sakıncalı asker” olarak görevini yapıyordu. Yedek Subay olarak askerlik yapması “sakıncalı” görülmüştü.

Hürriyet’in Milli Müdafaa Caddesi’ndeki (Güven  Park karşısı) Ankara Bürosu’na gelmişti. Hürriyet Temsilcisi Oktay Ekşi’yi ziyaret ettiğinde tanıştık.

Tabii askerlikten sonra meslektaş olarak zaman zaman görev alanlarında karşılaştık.

1980 Askeri Darbesi’nden sonra Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazıları yazarken oldukça zorluk çekiyordu. Askeri yönetim en küçük hatayı bahane sayıp Cumhuriyet’i kapattığından çalışanlar da haklı olarak sıkıntı içindeydiler.

1982 Anayasa’sının görüşmelerinde Hürriyet adına görevlendirilmiştim.

Rahmetli Çetin Emeç “Meclis bürosunun başına geç ve askeri anayasanın ne kadar yanlışı varsa yaz” demişti.

Anayasa Komisyonu  Başkanı Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı’nın, askerlerin emrinde çalışması ve onların sözcülüğünü yapması karşısında Hürriyet dimdik duruyor ve yayınlarıyla antidemokratik yeni askeri anayasaya karşı çıkıyordu.

Askerler Hürriyet’i henüz kapatamamışlardı.

Bir gün haberleri toparlarken Hürriyet’in meclisteki bürosunun kapısında dikilen rahmetli Mumcu;

“Bir şeyi anlayamıyorum. Ben yazılması gereken ve sakıncası olmayan ne yazıyorsam, önce Cumhuriyet yönetimi frene basıyor, hem de askerlerin hoşuna gitmeyen bir şey olursa da kepenkleri indirmek zorunda kalıyoruz. Yani Hürriyet her şeyi yazıyor, bir kere olsun kapanmıyor, biz yazınca ertesi gün kapanıyoruz. Kaç kere kapattılar sayamıyoruz da..”

Bu sözlerden sonra teleksin başına geldi ve;

“Bu askerler sizden korkuyor belli. Bari ben yazamadıklarımı sana getireyim de sen yaz. Hiç olmazsa bildiklerimiz karanlıkta kalmaz” diye espri yapmış, kahkahayı basmıştık.

Gerçekten yaşanan tablo ayniyle vakiydi.

Mumcu dolu dolu gazeteciliği, araştırmacılığı yanında arkadaş ortamlarında çok sık görünmezdi…

Zaman zaman Hürriyet Ankara Bürosu’nun (Cinnah Caddesi No 8) arkasındaki Siyah Beyaz Bar’a takılırdı…

Orada karşılaştığımızda yanında muhakkak birkaç arkadaşı olurdu.

Tempo Dergisi'nde iken, Mumcu’nun Cumhuriyet’teki köşesinde bir yazı dikkatimi çekti.

Yeni yapılması planlanan Opera Binası inşaatıyla ilgili bir yazıydı.

Projenin Almanya’daki bir opera binasının aynısı olduğunu bazı belgelerle anlatıyordu.

Bu projenin uygulanması ile akustik dahil her açından mahzurlu bir yapı ortaya çıkacağını anlatıyordu yazısında.

Bu yazı üzerine ben olayın üzerine gittim. Almanya’daki opera binasının fotoğraflarını temin ettim, mimarlarla konuştum, akustik konusunda ise uzmanların görüşünü aldım, bizim projeyi hazırlayanlar ile de gerekli bilgileri aldıktan sonra 5 sayfalık bir araştırma-inceleme yazısı ortaya çıktı ve Tempo Dergisi’nde yayınlandı.

Uğur Mumcu ve benim yazılarım ve haberden sonra proje iptal edildi.

Mimarlar Odası'nın Ankara Şubesi Yönetim Kurulu oturmuşlar, Mumcu ile benim yazılarımı değerlendirip o yılın başarılı gazeteciler için verdikleri ödülü bize layık görmüşler.

Bulvar Palas Oteli salonundaki törene eşimle gittiğimde TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un yanında yer ayrılmıştı, oraya oturduk. Beş dakika sonra da Uğur Mumcu yalnız gelmişti. O da Cindoruk’un diğer yanına oturdu.

Sonra ikimiz de ödül için sahneye davet edildik.

Sahnede ödülü alıyorduk ve fotoğraflarımız çekiliyordu:

Bir ara kulağıma eğildi;

“Hadi hadi sayemde bir ödül daha aldın. Ben yazmasaydım sen hava alırdın” dedi.

Kahkaha atacaktım ama yanımızda TBMM Başkanı vardı…

Göz göze geldik. Sonra sahneden indik.

O geceyi hep anarım…

Gülüşünü de…

Muzipçe bakışını da…

Allah rahmetini esirgemesin.

Nurlar içinde yat dostum.

Arkadaşım Uğur Mumcu’ya önemli not;

Uğur Mumcu Araştırma Gazetecilik ( UMAG ) Vakfında gazeteci adaylarına ,10 yıldan fazla süredir Dergi Gazeteciliği ve Ajans Haberciliği dallarında ders veriyorum. Haberin olsun derim.

www.haberhurriyeti.com / Sezai Bayar

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sezai Bayar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?