SEVDİĞİNİN DEĞERİNİ ANLAMAK SEVMENİN PÜF NOKTASIDIR

ALTININ DEĞERİ

- Haberli gelseydiniz keşke. Bir pasta börek alırdım. Kuru kuru çay ve kahve var. Komşuda dün pasta vardı. Kaldıysa ödünç alırım. Hele bir soluklanın. Ondan sonra. Hem muhabbet her şeyden tatlıdır. İki lafın belini kırar güler eğleniriz. Yeni öğrendim: Epeydir görüşmemiş iki eski arkadaş yolda karşılaşmış. Sormuş biri: “En çok nerede ne zamanlar takılıyorsun?’. Sırıtmış öteki: ‘Her gece yatağımda’.

- Alev ile buraya seni teselliye geldik. Sense şen şakraksın.

- Neden Burçak?

- Dün nişanı atmışsın. İnsan biraz düşünceli olmaz mı? Sendeki tepkisi ters. Yanlış mı diyorum Alev?

- Yani. Kolay mı? Koooskoca nişan.

- Biraz düşünceli olup olmamayı bilmem. Benim tarzım bu.

- Müge tarz giyimde olur.

- Bu da benim ‘erkeği giyim tarzı’m Burçak.

- İş tersine dönmeye başladı. Biz seni rahatlatmaya geldik ama sen bizi rahatlatacaksın şimdi. Alev’le kulağımızı verdik.

- Kızlar küpelerinizi geri vermem. Çok güzeller. Şaka şaka. Tombay ile üç ay önce tanıştık. Arkadaş toplantısında. ‘Bu yıl ayva çok olacak. Reçelini severim.’ dedi.

Bu yıl ayva çok olmaz, deyince yemeğine iddiaya girdik. Kış sert geçerse ayva bol olur biliyorsunuz. Herkes onayladı. Ben kazandım. Lokantayı ben seçmiştim: Zıkkım.”.

- İflas mı ettirmeye niyetin vardı?

- Hayır Alev. Bir ders olsun istemiştim. Bilmediği konuda bir daha iddiaya girmesin diye. Ayırtılmış masaya oturduk. Listeye baktı. Baktı. Baktı. Çağırdı garsonu.

“Yemek mimarinizde tarhana çorbasını göremedim.” dedi. Mimar ya. Mizah sanmıştım. Mizahla küs olduğunu sonra anladım.

- Hastane ziyaretlerini bile aksatmadı. Çocuk seni ne kadar çok seviyordu.

- Hayır Burçak. Hastane ziyaretleri bir ölçü değil.

- Bir şey soracağım. Nişanı atmadan önce “beklentilerim neler” listesi yapsaydın.

- Şöyle mi diyorsun Burçak? Söylediğim her şeye değer veriyor. Beni dinlemek çok hoşuna gidiyor. Sırf ben seviyorum diye istemediği müzikleri dinliyor.

Sırf ben istiyorum diye gitmek istemediği yerlere gidiyoruz. Ailemi çok önemsiyor. Sürekli ona zaman ayırmamı istiyor gibi mi?

- Evet bunlar gibi.

- Alevciğim “Günümüz insanı, her şeyin fiyatını biliyor; ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor” demiş Oscar Wilde.

- İki hafta önce cumartesi bir panele konuşmacı olarak katılacaktım. O gün halı saha maçı varmış. Gelemezmiş. Bir hafta önce beş kız arkadaş eşli nişanlı yemeğe gittik. Geldi. Geldi ama. Sanki orada değildi. İşman ettiriyordu. Üç ayda beni bir kez bile evime bırakmadı. Akşam trafik sıkışıkmış.

- Müge. Trafik bu. Olacak o kadar. Trafiği listeden çıkarsaydın.

- Burçak. Evlerimizin arası arabayla 5 dakika. Ben yanında süs biberi değilim. Sevdiğiyle olmak isteyen ona zaman ayırır. Evine bırakır. Bir gün müzeye gittik. Öğlen çıktık. Ne yiyeceğimi sormadan siparişi kendi verdi. Soda söyledi kendine. Sormadı bana. İçer miyim, içmez miyim?

- Sana değer mi vermiyordu?

- Birçoğu gibi benim yanlışım da değerle başladı Alev. Değer ne?

- Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü. "İnsan bir şeyin değerini ondan yoksun kalınca anlıyor." demiş Halikarnas Balıkçısı.

- Ya değer vermek? Burçak?

- Değerli saymak, önem vermek. Birisini önemsemek diyelim.

- Alev şöyle sordun: Sana değer mi vermiyordu? Birisine değer vererek sevmek, sevgi değil. Bana göre karşısındakinin kendisine uymasını beklemektir. Bence değer vermek, birisini kendisi için önemsemektir.

- Müge hep “herkesi kendi koşullarında değerlendirmeli” dersin.

- Bu aynı şey mi Burçak? İki kişinin beraberliği kendi koşullarında değerlendirilmeli. Ve işte o nedenle sevginin “beklentiler listesi” olmadığını anladım.

- Bu nişan seni çok mu katılaştırmış?

- Alev tozlanmış penceremi sildi. Geçici mizan alıyorum: “Benim için ne yaptı” sorusu eksi bakiye. “Birbirimiz için neler yaptık” sorusunun yanıtları bilançomuzun kazanç hanesi.

- Vergi çıkmasın Müge.

- En güzel vergi, mutluluğun vergisi Burçak. Bir hafta önce. Erkenden uyandım. Ama çalışırken uyanamazsın. Kahvaltı ediyorum. Aklıma Şekspir’in bir sözü geldi: “Başkalarına değer biçmek, kendine değer biçmek demektir.”

Sordum kendime: “Peki sen Tombay’ın nesine değer veriyorsun?”. Soru beynimde yanıt arıyordu. Değerli olmak belli nitelikleri taşımaktır da.

Gene sordum kendime: “Kızım sen ne haltsın? Ona göre güzel olman tamam. Öğretim üyesisin. İki dil biliyorsun. Lisede iki maraton ikinciliğin var. Hayvanları seviyorsun. Zilli adında kedin var.”.

- Ama başka biri de olabilirdin.

- Aynen Alevciğim. Başka birisi de olabilirdim. Kahvaltıda telefon çaldı. Turgay’dı. Siz tanımazsınız. Lisedeki kankalardan. Edebiyat öğretmeni olmuştu. Telefonumu yeni bulmuş. Beni çağıramamış. Özür diledi. Bir köylü kızıyla köyde evlenmiş. Eşi kasaba lisesinden mezun olmuş. Merak ettiğimi ben sormadan söyledi.

‘Neden köylü kızı Esin ile evlendiğimi söyleyeyim Mügeciğim. Esin’in dürüstlüğünü, içtenliğini, dobra dobralığını, mertliğini sevdim. Okuma, araştırma, öğrenme çabasını sevdim. Esin’i olduğu gibi değerleriyle sevdim. Esin de beni değerlerimle olduğu gibi sevdi’.’

-Yani ‘kimse kimseye değer yükleyemez. Sevdiğini değerleriyle olduğu gibi değiştirmeye çalışmadan kabullenirsin’ demek istiyorsun.

- İşte o nedenle attım nişanı Burçak. Ayrıca bir atasözümüz var: Altının değerini sarraf bilir. Öyle değil mi Alev? Sen eski eserler uzmanısın.

- Doğru. Anlattıklarına göre şöyle diyebilirim:

SEVDİĞİNİN DEĞERİNİ ANLAMAK

SEVMENİN PÜF NOKTASIDIR

* * *

Murat Tepebaşılı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?