Kusursuz cinayet

CEM AYDEMİR’DEN

BİR YAZI DİZİSİ DAHA

KUSURSUZ CİNAYET

Yazarımız Cem Aydemir, yepyeni bir yazı dizisi hazırladı. Merakla okuyacağınız dizinin (Tefrika’nın) ikinci bölümündeki gelişmeleri Haber Hürriyeti Yazı Ailesi olarak biz de merakla bekliyoruz. Her Hafta Pazar günleri yayınlanacak yazı dizisinin adı: KUSURSUZ CİNAYET

İşte ilk bölüm.

Yazarımız Cem Aydemir, tefrikanın doğuş hikayesini bakın nasıl anlatıyor:

TEFRİKA:

Tefrika’yı Türk Dil Kurumu (TDK), gazete ve dergilerde çıkan ve birbirini tamamlayan yazılardan oluşan dizi olarak tanımlar. Tefrika etmek terimi ise yazı dizisinin gazete ve dergilerde bölümler halinde yayınlanmasıdır.     

 Tefrika Avrupa’da 18.yy içerisinde özellikle 1830 yılında başlar. Osmanlı Devleti’nde ise ilk gazetelerin 1860 yılında yayın hayatına başlamasından kısa bir süre sonra tefrika şeklinde romanlarda yayınlanmaya başlamıştır. Osmanlı Devletinin son ve cumhuriyetin ilk yıllarında yayınlanan pek çok eser tek bir kitap olarak çıkmamış o dönemin popüler gazeteleri içerisinde tefrika edilerek parça parça yanlanmıştır. Fransız polisiye yazar Emile Gaborianu’nun Orcival Cinayetleri adlı romanı Ahmet Mithat’ın çevirisiyle 1883’ te tefrika edilmiştir. Bu roman Türkçe olarak yayınlanan ilk tefrika eserdir.                                                                                                                               

Değişik özellikleri olan tefrika yayınlarında, yazar halkın tepkisine göre konunun akışını biçimlendirmekte veya değiştirebilmektedir.  Tefrikanın ortaya çıkışında o yıllarda kitapların çok pahallı olması en büyük etken olmuştur. Kitap alabilecek kitle çok sınırlı olduğundan kitabın bölümler halinde gazetelerin içerisinde  yayınlanması, gazetelerin satışlarını da arttırmaktaydı.

Tefrika’nın çok popüler olmasından sonra uzun hikayeler de tefrika şeklinde yayınlanmaya başlamıştı. Benim hikayem de roman olmasa bile uzun bir hikaye olarak yayınlamaktansa her hafta sonu bir bölümünü yayınlayarak okunmasının daha kolay olacağını düşündüm. İyi okumalar.

KUSURSUZ  CİNAYET

Emekli olduktan sonra çok  mütevazi bir yaşamım vardı.  Hiç evlenmemiştim. Yalnızlığımın yarattığı depresyon hali içerisindeydim. Kahvelere gidip saatlerce vakit geçirmeyi hiçbir zaman sevmedim.  Bazı sabahlar Konak’a kadar yürüyüp, ismini muhteşem bir çınar ağacından  alan ve  iki boyoz bir yumurta ve  büyük bir  bardak  çay ile yaptığım sabah kahvaltısı dolayısıyla oturduğum  Çınaraltı Kahvesi’ni  saymazsak tabi…

Özellikle polisiye türden kitapları okumaktan,  film ve  belgesel seyretmekten hoşlanır, ara sıra da televizyondaki spor ve yarışma programlarını izlerim.  Günlük yaşamım da  yürüyüş yapmak vazgeçilmezimdir.

Bu konuda anlaştığım ve saatlerce ilginç olayları konuştuğum sadece bir arkadaşım var. Selim. Emekli bir doktor. Mesleğini rahatlıkla devam ettirebileceği bir yaşta olmasına rağmen emekliliği tercih etmesi bana her zaman ilginç gelmiştir. Eşini kaybettikten sonra, yalnız başına kendi mütevazi yaşantısını devam ettirmeye başlamıştı. İnsan içerisine pek çıkmazdı. Tüm birikimyle Urla’nın Zeytinler Köyü yakınlarında yaptırdığı evinde yalnız başına oturuyordu.  Yalnız derken, bahçesinde beslediği  iki köpeğini unutmamak gerek tabi.. Onlarla oyalanmak ve yakınlarında ki  ve orman içerisinde köpekleriyle  dolaşmaktan çok  hoşlanırdı. Selim  yaklaşık 60 yaşlarında 1.65 boyunda zayıf ve kızıl saçlıydı. Bu yaşına rağmen saçında çok az  beyaz vardı. Kızıl saçlı olmasının avantajımıydı?  Yoksa genetik kurallar mı geçerliydi, bunu  hep merak etmişimdir. Kızıl renkte olan ve çok önem verdiği bıyıklarının daima aynı boyda olmasına çok özen gösterirdi.   

POLİSİYE DİZİLERE MERAK

Selim de  benim gibi polisiye  olayları izlemeye  ve dedektif hikayelerini okumaya çok  meraklıydı. Evinde bu konuda binlerce kitap bulunurdu. Agatha Christie , John Dickson Carr ve kullandığı diğer isim olan Carter Dickson, Arthur Conan Doyle, Edgar Allan Poe sevdiği yazarların başında gelirdi.  Ahmet Ümit, Gencoy Sümer başta olmak üzere Türk yazarların yazdığı  polisiye romanlar da onun sevdiği romanlar içerisinde  yer alırdı. Daha doğrusu  bu konularda basılmış olan tüm kitapları içeren bir koleksiyon demek daha doğru olur sanırım.  

 Evinde yalnızca içeriği polisiye konular olan TV kanallarını seyreder, gazetelerde siyasi, magazin ve spor haberlerini asla okumazdı. Tek ilgilendiği kendi ilgisini çeken bu tür polisiye olaylardı. Gazetelerde bir cinayet haberi okudu mu,  zihninde bu konuyu geliştirir, katili bulmaya çalışır, eğer bulursa  onun psikolojisini de göz önüne alarak  bu cinayete iten  nedenleri düşünerek kendisini hakim yerine koyar ve  bu suçluya verilecek cezayı belirlerdi. Bunların haricinde tek sevdiği alışkanlığı bira içmekti. Onun kadar çok bira içen birisini görmemiştim. Günde yedi veya sekiz  şişe bira içtiğini söylerdi. ‘'Bu kadar çok birayı nasıl içebiliyorsun?’' diye sorduğum zamanlarda ise  ‘Ne yapayım benim de tek eğlencem bu. Bu yaştan sonra biraz da keyfimize bakalım değil mi?’' diye yanıtlardı.  

 Selim’i ziyaret etmekten hoşlanırdım.  O da sık sık beni arar '‘Neden gelmiyorsun?’' diye sitem ederdi. Evindeki kitapları incelemek, bir iki tanesini okumak için ödünç almak (Aslında kitaplarını ödünçte olsa bana vermekten hoşlanmamasına rağmen  olumsuz  bir söz de söylemezdi. Geri getirdiğim zaman ise sevinir hemen aynı yerine yerleştirirdi.) Değişik yaşantısını paylaşmak, yakınındaki orman içerisinde yürüyüşler yapmak, evinin bulunduğu yerin temiz havası hoşuma giderdi. Sevimli köpekleri Jumbo ile Biblo da beni tanımışlardı. Hele gelirken onlara da sevecekleri türden bir yiyecek getirirsem keyiflerine diyecek olmazdı.

SOĞUK BİR KIŞ GÜNÜ

Havanın  soğuk, gökyüzünün bulutlu, gündüzün karanlık olduğu bir kış günüydü. Hava yürüyüş için elverişli olmadığı gibi canımın sıkıntısı kitap okumaya ve film seyretmeye de elverişli değildi. Selim’e gitmek iyi fikir diye düşündüm. Çoktandır görmemiştim. Hem sohbet eder, hem de o kadar yol gitmişken birer bira da içeriz diye düşündüm.  Nasıl olsa Selim’de hiç bitmeyen bir  bira stok’u  her zaman bulunur.

Akşam üstüne doğru İzmir’de pek görülmeyen bir sis başladı. Bu yoğun sis havanın karanlığını daha da arttırırken yola koyuldum. Urla Otobanı’na girince sis daha da etkisini gösterdi. Sis farlarını yakmama rağmen önümü görmekte çok zorlanıyordum. Bundan dolayı hızımı iyice azaltarak, yolun en sağından ve yavaş yavaş devam etmek zorunda kaldım. Yarım saat sürecek bu mesafeyi bir saat on beş dakikada tamamlayarak Selim’in gözden uzak, orman kenarındaki evine ulaştım. Sevimli dostlarım beni heyecanla karşıladılar. Tabi ki beni görmekten ziyade onları unutmama sevindiler. Selim köpeklerin hareketlenmelerini görünce kapıyı açtı. İçeriden gelen ışığın önünde duran Selim, sisler içerisinde bir gölge gibiydi. '‘Hoş geldin dostum'’ diye seslendi.

 ‘'Hoş geldim de zor geldim.  Sis yüzünden ana yoldan çıktıktan sonra tali yolu ve senin evine ulaşmak için bu patika yolu zor buldum. Bu gece kovsan da hiçbir yere gitmem haberin olsun.''

 Güldü '‘İstersen hep burada kal hiç sorun değil’' diye yanıtladı.

HAZIRLIKLAR SÜPER

Geleceğimi haber verdiğimden epey bir hazırlık yapmış. Yemek masası şöminenin yanında. Şöminenin kenarında kütük şeklinde kesilmiş pek çok odun duruyor. Ormana yakın oturmanın en güzel yanlarından birisi bu olsa gerek diye düşünüyorum.  Bu kütüklerin şöminede yanarken çıkardıkları ‘Çıtır, Çıtır’ sesi çok hoş. Yemekler bol ve lezzetli. Daha yemeğe başlamadan soğuk biralarımızı getiriyor. İlk biranın da tadı bir başka. Bu arada dışarıda kararan hava devam eden sisle karışınca oldukça esrarengiz bir gece oluşturmaya başlamıştı. Biralarımızı yudumlarken

 ‘'Evin içi de sisle kaplanacak yakında'’ dedim.

 '‘Şömine tüttüğü zamanlarda evin içi de dışarısından farklı olmuyor. Dua edelim ters bir rüzgar esmesin yoksa içerinin de dışarısı gibi olur. Sen de evin içerisinde sisi görmüş olursun.'’  

‘'Doğru, şöminelerin de öyle bir sıkıntısı oluyor. Öyle zamanlarda hiç yakmamak daha iyi sanırım’' diye yanıtladım.

Yemekten sonra ikimizin de en sevdiği zaman gelmişti. Her zaman yaptığımız gibi biralarımızı alarak şöminenin yanında oturup  esrarengiz olaylardan bahsetmeye başladık.  Başka gezegenlerdeki yaşam ve onların dünyaya ulaşma olasılıkları hakkında konuşmaya başladık. Son seyrettiğim belgeselden bahsettim. ‘Cosmos, bir uzay serüveni’ dizisini mutlaka izlemesi gerektiğini anlattım. Konumuz esrarengiz olaylardan bunların olasılıkları üzerine yoğunlaşırken dışarıda havanın rüzgara döndüğünü  pencere kenarlarından içeriye giren rüzgarın ve onun çıkardığı sesin duyulmasıyla hissedilmeye başladı. Bu rüzgar sisi dağıtır, yarın hava güzel olur diye düşündüm. Selim bu tür seslere oldukça alışık olsa gerek hiçbir tepki vermedi.

ISSIZ YERDE BİR EV

 -‘'Bu evde tek başına oturmak cesaret işi bence .. Gözden uzaksın değil etrafında kilometrelerce yakınında bile bir yerleşim yok. Evinin kapıları olsun pencereleri olsun hiç sağlam değil. Evin tamamen tahtadan yangın tehlikesi var.  Hemen arka tarafından başlayan büyük bir orman var. Evin bir yamaçta, çok yağmur yağdığı zaman ise ulaşım zorluğu var. Bir şey lazım olsa  bakkal veya  bir market bulunmuyor.  Burada yaşam  oldukça zor olmalı. Korku filmlerinde ki evlerden farkı yok bence.'’

-‘'Alıştım, ben böylesini seviyorum. Sakin yaşam,  temiz hava, doğal besinler bunlar tabiatın birer nimeti bence. Hem  Jumbo ile Biblo’yu yabana atma onlar hiç kimseyi eve yaklaştırmazlar. Sakin kafayla kitap okumak, film seyretmekten  güzeli yok bence.. İşte bunlar hoşuma gidiyor.'’

Şöminenin sönmeye başlamasıyla evin içi soğumaya başlamıştı. Bunu fark eden Selim yeni bir kütük atıp bunun tutuşması için biraz da körükle hava iletimi sağlayarak  ateşi tekrar canlandırdı.  İşi bittikten sonra '‘Birer kadeh kırmızı şaraba ne dersin?  Tam otuz yıllık bir şarabım var. Bu gece onu bitirelim'’  dedi.

'‘Bu kadar sene gelip giderim. Senin şarap içtiğini ilk defa duydum. Sen bira tüketicisin. Hem de iyi bir tüketicisin. Ama içelim bakalım. Şöminenin karşısında ve bu rüzgar sesiyle birlikte iyi gider.'’

Selim biraz sonra kırmızı şarap, çerez ve tulum peynirinden oluşan tepsiyi getirdiği zaman, ona takılmadan edemedim.

‘‘Servis muhteşem’'

‘’Sen sık gel, servisler benden'' deyince ikimiz de kahkahayı patlattık.

Bu arada rüzgar hızını epey arttırmıştı.

 '‘Evin temelleri sağlam değil mi?’' diye sorma ihtiyacını hissettim.

Selim güldü.‘’Merak etme bu ev ne  fırtınalar atlattı da bir şey olmadı.  Bu akşam da bir şey olmaz.' ’ diye yanıtladı. Artan fırtına Jumbo ve Biblo’yu da huzursuz etmiş olacak ki havlamaktan ziyade derinden gelen ıslık gibi bir ses çıkartmaya başladılar.

Bunu duyan Selim ‘'Merak etme her fırtında böyle huzursuzlaşırlar. Birazdan ortama alışınca  susarlar'’ diye bana  bilgi verme ihtiyacını hissetti.

Konumuz gene polisiye olaylardı. Bana  şöyle bir soru sordu

 ‘'Sence kusursuz bir cinayet olur mu?'’   

Hiç düşünmeden yanıtladım ‘'Olmaz…  Tüm diziler de, polisiye hikayeler de, röportajlar da kusursuz cinayet olmaz” deniyor.  Ayrıca en kusursuz olarak gördüğümüz cinayetlerde bile mutlaka bir iz bulunuyor. Ülkemiz de olay yeri incelemesi eskiye göre çok gelişmiş olsa da, son teknolojiyi kullanan ülkelere göre daha yeterli seviye de değil. CSI gibi dizileri mutlaka izlemişsindir.''

Kendimden çok emindim. Sözlerime devam ettim.

‘'Murder by Numbers filmini hatırlıyormusun? Sandra Bullock ve Michael Pitt ‘in baş rolünu oynadıkları efsane filmi. Ülkemizde Adım Adım Cinayet adıyla oynamıştı.'’

‘'Bilmez miyim?  Kusursuz cinayet işleyeceğine inanan  ve bunu gerçekleştirmek için  tanımadıkları bir kadını öldüren iki üniversite öğrencisinin mesleğini seven ve çok zeki bir dedektif rolünde izlediğimiz, Sandra Bullock tarafından ufak delillerden yola çıkarak, suçluları nasıl yakaladığını anlatan müthiş bir filmdi'.’

‘'Gördün mü ? kusursuz denilen cinayet ne kadar basit delillerin toplanmasıyla bile nasıl çözüldü. Bana kalırsa kusursuz cinayet yoktur. Ben bu görüşteyim.''

ON KÜÇÜK ZENCİ

Selim  '‘Agatha Christie’nin On Küçük Zenci kitabını mutlaka okumuşsundur. Polisiye romanlar arasında her zaman birinci sırada olan bir baş yapıttır. İşte orada işlenen dokuz cinayet ve bir intihar vakası var. Bu olay gözden uzak Zenci Adası denilen bir ada da geçiyor. Olay bitene kadar kimse bir şey anlamıyor. Tüm bu cinayetleri işleyen hakimin neden bu cinayetleri işediğini yazıp bir şişenin içerisine koyduktan sonra ağzını güzelce kapatıp denize attığı bir şişenin bulunmasıyla anlaşılıyor.'' Hakim bu yazıtı yazmasa hiç kimsenin anlamayacağı cinayetler zinciri olacak.’

‘'Ben aynı görüşte değilim. Bir kere o bir roman, yazarın tamamen hayal gücüne dayanıyor. İkincisi ise hiçbir ciddi araştırma yapılmadan direkt olarak sonuca gidiliyor. Bu nedenle  konumuzu açıklamıyor. Tüm bunlara rağmen, güzel, akıcı ve heyecanlı bir roman olduğunu söyleyebilirim.'’

Şarap çok hoşuma gitti. İkinci kadehi doldururken, Selim ilginç bir öneri getirdi.

‘'Mesela şimdi ikimiz düşünsek kusursuz bir cinayet planlayabilir miyiz? Ne dersin?'’

‘'Bence bir cinayet planlarız ama kusurlu olur her halde''

‘'Öyle düşünme istersen başlayalım'’
‘'Olur’ dedim.  ‘Planlayalım bakalım nasıl olacak?'’

‘' Mesela çocukluğu sıkıntı ve yokluk içerisinde geçen bir kız çocuğu düşünelim. Küçük bir ilçede doğan,  çiftçilikle uğraşan bir ailenin tek kızı olsun.'’

Birazda ben ilave etmek istedim.  ‘' İsmi Müşerref  olsun. Küçük yaştayken annesi hastalansın. Babası iyi bir adam, annesinin hastalığına üzülüyor. Şifa bulmak umuduyla  büyük şehirlerdeki doktorlara götürüyor. O doktor, bu doktor, tedavi giderleri derken  bu hastalık sürecinde iki tarla, oturdukları ev, çarşıdaki dükkan hep bu hastalığın giderleri içerisinde yok pahasına satılarak elden çıkar. Tüm bu çabalara karşın  annesini  hayata döndürmek mümkün olamaz. Müşerref  bu kadar çok  çabaya karşın annesinin ölmesine çok üzülür, iyi bir doktor ile karşılaşmadıklarına inanır. İşe o günlerde doktorluk mesleğini  kendisine ideal olarak belirler. Bu meslekte hem insanlara faydalı olacağını hem de  çok para kazanacağını  düşünür. Bundan sonra derslerine her zamankinden fazla çalışır, daha hırslı ve ideali olan bir kişi olur'’

KURGU MUHTEŞEM OLDU

 Selim bu kurgumu çok beğendi. ‘'Tam düşündüğüm gibi gelişiyor’ şimdi ben devam edeyim. 

''‘Üniversite giriş sınavlarında üstün bir başarı göstererek tıp fakültesini birincilikle kazanır. Üniversite öğrenciliğin de çok başarıydı. Tıp fakültesini kazandıktan kısa bir süre sonra babası da vefat edince yaşamında tek başına kalmıştı. Babasını severdi. İyi adamdı onu okutmak için çok fedakarlık yapmıştı. Ama  yakalandığı ve  hızlı seyreden kanser hastalığı onun ömrünün sonunu getirmişti. Babasının ölümüne çok üzüldü. Artık tek hedefi bir an önce Tıp fakültesini bitirip doktor olmaktı. Bu isteğine de ulaştı. Çok başarılı bir öğrenci olarak tıp fakültesinden mezun oldu. Artık idealine ulaşmıştı. Şimdi sırada mecburi hizmet vardı. Kura çekiminde Çanakkale Yenice İlçesi Pazarköy ilk görev yeriydi. Çok heyecanlıydı. Hayatta kalan tek akrabası olan teyzesi de ona kısa bir süre eşlik etmiş. Bir ev kiralayıp, eşyalarını tamamladıktan sonra onu yalnız bırakarak kendi evine dönmüştü.  Maaşı güzeldi. İş yerinde çalışanlar uyumluydu. Evi ile iş yeri arası gidip geliyordu. İşten  sonra yapacak  bir işi olmadığı gibi, sohbet edebileceği hiçbir arkadaşı da yoktu. Akşamları  televizyon seyretmekten ve kitap okumaktan da zaman zaman  sıkılıyordu. Yaşantısına bir arkadaş arayışı başlamıştı.'’

Saat gece yarısını çoktan geçmiş ikiye yaklaşıyordu. Sohbet ilginç olunca vakitte çok hızlı geçiyordu.

Selim ‘'Başlangıç çok iyi’  dedi. '' devam edelim.’

‘'Devam edelim de birer kahve içsek iyi olur'’ dedim.

Selim ‘Ben hemen hazırlayayım.  Şömine ateşinde yavaş yavaş pişerse daha keyifli olur.’ dedikten sonra bakır cezvesinin içerisine  bol miktarda kahve ilave edip şömine ateşinin üzerine bıraktı. Hazırladığı kahve gerçekten muhteşemdi.,

'‘ Şimdi devam edebiliriz’' dedim.

 Birinci bölümün sonu

www. haberhurriyeti.com / Cem Aydemir

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem Aydemir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?