ZULÜMHANE

‘Oscar Wilde’in bir sözü vardır, “edebiyat yaşamın öncüsüdür, onu taklit etmez, hayata istediği biçimi verir”. Yaşamın öncüsü olan, onu istediği biçime sokan edebiyatçı belki de bu öncülüğünden ötürü yaşadığı sürece kişisel sıkıntılardan kurtulamıyor! En ileri Batı ülkelerinde bile edebiyatçının geçim sıkıntısından veya yaşadığı özgür düşünceleri nedeniyle sıkıntılar yaşadığı kaçınılmaz realiteyle karşılaşıyorlar!

Mutluluk, Avrupa’da 90’lı yıllarda yayılmış ve henüz yeni oluşmakta olan bir kavramdır. Şimdilerde ise dünya sıralamasında ‘Mutluluk’ düşüncesiyle ruh halimize göre 78. Sıralardayız. Elbette artan bazı nedenler ve siyasi otorite nedeniyle… İstatistiki bilgilere bu sayfada girmeyeceğim. O konu Salı günleri okuduğunuz ‘Siyasi Edebiyat’ ta! Ama mutluluk içeren nenler, bu sayfanın ve konuğumun varsıllığında… Kısaca düşüncem; Mutluluk, her şeyden önce bir ruh halidir. Doygun olmak, her şeyden önce gelir. Karnının doyması, çoluk çocuğunun güvenliğe kavuşması, ‘yarın’ korkusunun kalkması, kendini başkalarıyla eşit görebilmek duygusu, özgür bir birey olmanın coşkusu… Mutlu bir toplumda oluşur, gerçekleşir insanların mutluluğu…

“… Gardiyanla sayım selamlaşması kısadır, ama verimlidir. Ayaküstü söylenen bir söz, bir şaka dışarıda size nasıl bakıldığını ya da gardiyanların gözünde kim olduğunuzu ortaya koyar. Avukata, ziyaretçiye, doktora, bilgisayar odasına, spor sahasına gidiş-gelişlerde de sürekli bir gardiyan yanınızda hazır bulunur. Hiç yalnızlık çekmezsiniz. Genellikle görüşlerini belli etmezler. Selamlaşma hep şöyledir; ‘Selamünaleyküm’. Ben de hep ‘selam’ diye karşılık veririm. İlk selamlama fırsatı bendeyse ‘merhaba gençlik’ derim. Çoğunlukla ‘selam’. Hal böyle olunca gardiyanlar kendi aralarında benim adımı ‘selam Mustafa’ya çıkarmışlar. Bir gün iyi selamlaştığım gardiyanlardan biri mazgalı açtı, beni yanına çağırdı. Mektup ya da bir haber verecekmiş havasındaydı. Yaklaştım; ‘selam’ dedim. ‘Yaklaş’ dedi. Biraz daha yaklaştım. Mazgal bel hizasında. Eğildim, ‘Hayrola’ dedim. ‘Biraz daha yaklaş’ dedi. Burun buruna geldik. Fısıldamaya başladı. ‘Sana bir şey söyleyeceğim, ben Atatürkçüyüm. Aramızda kalsın’… “. (sy.259)-(*).

 Silivri zindanlarında, bir metreye 80 santimlik koğuşunda geçirdiği acı dolu günleri ‘Zulümhane’ adlı kitapta toplayıp, okurlarında bilgilerine sunan değerli yazar ‘Mustafa Balbay’, bu hafta, bu sayfanın konuğu... Ve her yönüyle muhteşem bir insan olan sevgili ‘Balbay’ için, bu sayfada oluşturacağım kelimeler yeterli midir bilmem! Kısaca değinmem gerekirse;

Yasalar devrimci bir içeriktedir, ama o yasaları uygulayanlar devrimci değiller. Adaletle yönetilmeyince, bu işi silahla yapmak gerekir. Devrimci yasaları yürürlüğe koymak hükümetin devrimci olmasına bağlıdır. Eski politikanın istediği, devlet varlığının tek tek insanlara gitmesiydi. Yeni politikanın istediği ise tekler mutluluğunun devlete gitmesidir! Bu nedenle sevgili ‘Balbay’ın kitabı ‘Zulümhane’yi okuyup, yazdıklarımı daha iyi algılayacağınızı umut ediyorum. Evet, faşistlik zor iştir…

www.haberhuriyeti.com / Mustafa Gokcek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?