Model Kent olmak…

Dünyayı bırakalım; kendi ülkemize dönelim.

Model kentlerimiz var:

Örneğin Antalya. Turizmi doya doya yaşayan ve yaşatan bir kent.

Mardin, pek çok dinin ve kültürün bir aynası durumunda.

İstanbul, Boğazı, sarayları, camileriyle bir dünya kenti..

Bursa Uludağ’ı, ipekçiliği ve sanayisiyle, keza Adana bu yönüyle, Gaziantep yemekleriyle markalaşmış kentlerimiz.

Saymakla bitmez.

İzmir’imize geldiğinde nedense şöyle bir duraklıyoruz:

Biz hangi tanıma uygun bir kentiz:

Turizm?

Tam değil.

Üniversite kenti?

Yine tam değil.

Özgürlüğü doyasıya yaşayan bir kent?

Büyük ölçüde evet ama yine tam değil.

Öyleyse biz neyiz, biz kimiz?

Bizi dünya nasıl tanıyor?

Tarihi zenginliğimiz (Efes hariç) hemen hemen yok gibi.

Fuarlar kenti desek, o da yeterli değil.

Tamam, İzmir’de yaşamak, zorlukları görmezden gelmemiz halinde hepimize büyük keyif veriyor ama markamızın, kimliğimizin ne olduğunu net bilmeden yuvarlanıp gidiyoruz.

….

Saydığımız bunca modelden hangisine daha uygun İzmir acaba?

Aldığı büyük göç nedeniyle demografi yapısı hayli zengin olan ve çokça kültürün harmanlandığı bu güzel kente, acaba nasıl bir model monte edersek kendimizi konuştururuz?

Bu soruların cevabını vermek, şu anda o kadar kolay değil. Ama üzerinde kafa patlatılması gereken bir konu diye düşünüyorum.

İzmir’in marka mı, yoksa model bir kent mi olması gerektiğine kafa yorulması, geleceğimize daha güzel bakmamıza da bir vesile olacaktır.

YAR BANA EĞLENCE MEDET

Eğlenmek, insan bedeninin ve ruhunun en önemli ihtiyaçlarından biri.

Nasıl çalışıyor, yoruluyorsak, geriliyorsak, zamanı geldiğinde eğlenmeli, yorgunluk giderip gerginliğimizi yok etmeliyiz.

Ama nasıl?

Eski insanların bu konuda daha donanımlı ve organize oldukları bilinir. Çocuklar, sokak oyunları oynayarak bal gibi eğlenirdi. Saklambaç, kaydırak, birdirbir vs gibi daha bir yığın oyun, çocuk zihninin gelişmesine ve onun biraz da spor yapmasına olanak sağlardı. Büyüklerin eğlenceleri arasında sinema, tiyatro ve sonraki yıllarda gazino, yabana atılmayacak yöntemlerdi.

Bir dönem, televizyon seyretmenin bile eğlence unsuru sayıldığı kabul edilirdi.

Yavaş yavaş bugünlere geldiğimizde ortaya çıkan tablo, eğlence kültürümüzün bir hayli erozyona uğradığıdır.

Çocuklar, artık sokakta oynamıyor, cep telefonlarıyla oyunlar icat edip avunuyorlar. Gençlerin top oynayacağı toprak sahalar yok. Açıkhava sinemaları, kapalı sinemalar, tiyatrolar, gazinolar tarih oldu.

İnsanlar, denize girme olanağından uzak çevrelerde yaşıyor, bu yüzden tatile çıkmak zorunda kalıyorlar.

Tatil, kültürü, aile yapımıza bile sekte vurdu. Dini bayramlarda evden kaçıp tatile çıkmak moda oldu. Bayram ziyaretleri de tarihe karıştı. O ziyaretlerin sunduğu güzellikler artık yok.

Bugünkü olumsuz tablo, eğlenebilme adına gelecekte insanoğluna nasıl bir tablo çizecek, bilemeyiz.

Ama eğlenmeye olan ihtiyacımızın, bu gerginlik sunan yaşam tempomuzda giderek arttığını da itiraf etmeliyiz.

www.haberhurriyeti.com / TAYFUR GÖÇMENOĞLU

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tayfur Göçmenoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?