KAPTAN

“… Göğsüne yeşil mürekkeple margot’nun gözleri oyulmuş / her gittiği yere bir tutam sigarollo dumanı götürecek / margot’nun paletinden bir siyah götürecek kusuk siyah / kendine geceler boyamak için İzmir’de İstanbul’da / nasıl yapıyor bilmiyorum bir türlü aklım almıyor / Beyoğlu’ndan st-placide’e çıkıyor Basmane’den passy’ye / İzmir’de 15 954’den soruyorsunuz gitti diyorlar / İstanbul’da siyasi polis bile adresini bulamamış…” (*)-(sy.21).

Yıllar önce, üniversitemde yüksek lisans öğrencisiyken Karşıyaka sahilinde, o günlerin edebi gündem yaratan konusu; ‘Üstat’, diye sordum. ‘Siz mi bu yeni hareketi yarattınız?’ Sohbetin getirisi anlamlı ve güzeldi, anlamıştı kaptan… Mütevazı yaklaşımlarla yanıtladı:

‘… Akımlardan ve buna benzer şeylerden tiksinirim’ dedi… ‘edebiyata uygulanan öğretmence her şeyden iğrenirim; o edebiyat ki tersine, tamamıyla kişiseldir. Benim için, kendisine yaşamak imkânı verilmeyen bu toplumda, şairin veya yazarın durumu kendi mezarını biçimlemek için yalnızlığa çekilen insanın durumundan farksızdır. Beni akım başı durumuna koyan şey, ilkin, gençlerin düşüncelerine her zaman ilgi duymuş olmam, sonra da şüphesiz edebiyata yeni gelenlerin getirdikleri yeniliği açık yüreklilikle kabul etmemdir. Toplum karşısında grev halinde olan edebiyatçının durumu, kendisine sunulabilen bütün bozulmuş araçları bir yana koymaktır. Onun için ileri sürülen her şey, anlayışının ve gizli emeğinin altındadır…”.

Üstat, elimi sıkarken:

“… Mustafa, görüyorsun ya, dedi. Gerçekte, dünya güzel bir kitapla sonuçlanmak için yaratılmıştır…”.

Attilâ İlhan’ın yaşamı boyunca tüm yazdıklarına, ‘fırtınalı’ yolculuklarına baktığımızda, o tahta bisikleti hep görür gibiyiz. Diyebiliriz ki ‘Attilâ İlhan’ Paris’te ‘Marksizm’i sorgularkenyine o çocukluk oyuncağının başındadır. ‘Attilâ İlhan’ için bir şey eğer edebiyat olacaksa “şimdi” olmamalı, o “dün” veya “yarın” olmalıdır. Her şey ve tüm imgelem dünyası “bir gün” olarak bulutların önüne katılmalıdır.

Yıllar önce, yani ‘Attilâ İlhan’ı yitirdiğimiz günlerden bir yıl sonra, adına düzenlenen bir etkinlikte (Ümit Yaşar Işıkhan, Atila Er, Ayhan Altay, Metin Erten, Mukadder Özakman, Timuçin Özyürekli ve ben) anmıştık… O günlerin, ayrıca da şapkasını hediye ettiği (ömrümün sonuna değin onurla taşıyacağım) fotoğraflarını bu yazıma ilintiledim… Ve hâlâ edebiyatımıza çok şey kattığının bilincindeyim…

Üstadın ilgimi çeken bir söylevi vardı; ‘okunmadığım zaman defalarca ölürüm…’ Bu söz, o zamanlarda pek dikkatimde değildi. Ancak kaybettikten yıllar sonra anlamı belleğimde daha güçlü çağrışıyor. Hani, birilerinin dediği gibi ‘çok şanslı bir yazar’ olarak betimlenirdi. Oysa ‘Attilâ İlhan’ yaşamı çoğunlukla yazı ve üretmekle geçen değerli bir yazardı. Kısaca kendi şansını hep kendi yarattı. Ve unutulmaması gereken de; ‘O ödül almak için komprador olmadı!

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi