Siyasi Edebiyat: Kavga…

SİYASİ EDEBİYAT

Üçüncü bölüm / Kavga…

Edebiyat içinde bir realite… Yazar, tek çıkar yolu ‘Barış’ta buluyor! Çünkü münakaşa ve sonucunda da kavga, yaşantımızı kahreden ve bir umar olmayan varsıllığımıza çözüm değildir…

Geçen haftaki yazımda bu minvalde yazmıştım. Daha önceleri, üniversitemde, öğrencilerimin önünde yaşadığım soruşturmalara sebep olan, bir makalede geçen bir sözümle ilgiliydi; ‘Sosyal ilerleme teknik ilerlemeden geride kaldı…’. Bu sözde ne var diyebilirsiniz. Ancak yıllar öncesi ve bir üniversitede bu söz, her ne kadar realiteyi çağrıştırsa da, birilerine mesajdı. Ve biz sanırım hala da bu düzende gidiyoruz! Elbette teknik olarak bazı yaşantılarımız için buluşlarımız olmalı, olmalı da sosyal olmamız, sosyalleşmemiz bağımsızlığımızı perçinler. Özgür irademizle özgürce düşünürüz!

Teknik anlamda var olan ülkeler, insanlar düşünülürse… Uzaylarda meydan okuyan insanlar teknik ilerlemenin sonuçlarıdır. Çünkü bu tür davranışlar, edebiyatımızda yokluğunu pek hissedemediğimiz ‘Siyasi Edebiyat’ın yok oluşudur!

Mutlu veya mutsuz sonuçları, ama her şeye rağmen teknikte aşılan yol baş döndürücü. Yıkmak, daha çok yıkmak için, öldürmek daha çok öldürmek için teknik alanda yarış var. Rus’u, Amerikalısı, Çinlisi, Fransız’ı hep bu yarışta. Ne kadar çok öldürürsen, o kadar teknikte ilerisin!Ne olur bir de ne kadar çok insanı yaşatırsan, o kadar uygarlıkta ilerisin ilkesini uygulamaya çalışsak!

Yarın açlıktan bahsetmek daha da şerefsiz bir şey olacak. Daha utandırıcı, daha çirkin. Üç insandan ikisi açken üçüncü insan nasıl rahat uyur, huzur içinde yaşar? Hele bütünolanaklar mutluluğun bütün çıkar yolları, huzurun anahtarı yalnız, ama yalnız o üçüncü adamın elinde olursa… Üçüncü adam büyük sorum altında. Günden güne bu sorumun ağırlığı artıyor. Bir gün gelecek bu ağırlığın altında ezilecek. Açlar, atom bombalarından daha da tehlikeli dünyamız için. Acımanız bile yoksa kendinizi düşünün, geleceğinizi… Ama üçüncü adam başka konularla uğraşıyor. Aya daha önce varmak, uzayda başkalarından önce egemenliğini kurmak, füzelerini daha hızlı yollamak, daha çok adam öldürebilmenin çaresini aramak…

Carolina Maria de Jesus’; Gecekondu mahallesinde yetişen fakir, ama değerli bir zenci yazar. Geçmişlerdeokuduğum, yazarın düşüncelerine hayran olduğum bir roman. ‘Açlığın Rengi Sarı’… Birçoğunuz okumuştur, ya da bu yazıdan sonra belki edinebilir. Bu kitabı ‘Siyasi Edebiyat’ sayfasında aktarmak istedim. Neden diye sorarsanız:

Romanın özü ilgimi çekti. Konumuzla ilintili olabilir diye düşündüm. Konunun özü; Bir lokma ekmek bu sarı rengi değiştirebiliyor. Bütün mesele o bir lokma ekmeği bulabilmekte, verebilmekte. Kitabın başında şu tümceyle giriş yapılmış: ‘Bir kere doğup da ölene kadar bu hayata katlanabilen kahraman sayılır’ diyen ‘Carolina’, yazdığı kitapla ün kazanan, zengin olan ve gecekondu mahallesinden taşınırken taşa tutulmuş. İçlerinden biri açlıktan kurtuldu diye sevinmemişler. Ama ‘Carolina’ kızmamış onlara. Anlamış bu davranışlarının nedenini. Bir kişi, on kişi, yüz kişi açlıktan kurtulmuş, ne çıkar! Sayı büyük, sayı korkunç. İnsanlığın üçte ikisi… Uygarlık, gerçek uygarlık daha yaratılmadı. Teknik ilerleme uygarlık değil. Gerçek uygarlık insanlığın kalbinde olmalı, ama üçüncü adam kalp denen şeyden yoksun! Oysa kangren onun içinde, gizli gizli ilerliyor…

www.haberhurriyeti.com / Mustafa Gökçek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi